Facebook
RSS

Mevcut bankalara yatırılan banka mevduatının iktisadî önemi aşağıdaki noktalarda özetlenebilir:

1..Bankadaki mevduat, banka sicillerinde yalnızca bir kayıttan ibaret olmalarına rağmen, herhangi bir müşterinin hesabını ifade etmektedir. Mevduat, gerekli ödemeleri yapabilmek için önemli bir araç olarak görülmektedir. Çünkü böylelikle bankalardaki güven unsurundan kaynaklanan güçlü garantilere sahip olunabilir. Her ne kadar hukuk, bunlara tedavüldeki para gözüyle bakmamakta ise de, durum böyledir. Bu nedenle, diğer nakitlerde söz konusu olduğu gibi, onları ödemeyi kabul etmeye dair herhangi bir zorlama söz konusu olamaz. Fakat bu kabul etmeyişi de, banka mevduatı teamülde bulunulan alanı genişletmekten geri bırakmamaktadır. Bu da, çekleri kullanmak yoluyla mevduatın mülkiyetini birinden öbürüne aktarmak yoluyla gerçekleşebiliyor. Bunun sonucunda ticarî ve iktisadî alanda ödeme araçlarında bir artış gerçekleşmiş olur.

2..Banka mevduatı çoğunlukla, bankaya yatırılmadan önce âtıl bulunan malları oluşturmaktadır. Âtıl bulunan bu malların bankaya yatırılmalarıyla, işadamlarına bankanın verdiği kredi suretiyle onlara, üretim alanına kayma imkânı verilmiş oluyor. Böylelikle mevduat, memleketteki iktisadî refahın yükselmesine, sınaî ve ticarî gelişmesine büyük bir ölçüde katkıda bulunmak imkânına sahip olmuş olur,

3.. Bankadaki mevduat, gerçek toplamından daha büyük bir derecede bir güven oluşturma imkânını bankaya verir. Güvende aynı şekilde bankaya mevduatın daha çok yatırılmasını sağlar. Böylece banka mevduatının toplamı arttıkça artar. Bunun sonunda nakit paranın yerini tutan ödeme şekilleri çoğalır…
Ödeme şekilleri çoğaldıkça da, ticarî canlılık genişler ve gelişir.

Bu üç nokta karşısında önce İslâm Şerîatının tavrını, sonra da faizsiz bankanın tavrını belirlememiz gerekmektedir.

Banka Mevduatı, Ödeme Aracıdır

Birinci noktaya gelince, banka mevduatını çeklerin kullanılması yoluyla ödeme aracı olarak düşünmek mümkündür, ödeme aracı çek değil de banka mevduatının kendisi, çek, mudînin hesap bakiyesinden belirli bir miktarın çekilmesi için yalnızca bir emir olduğuna, mevduat da bankanın zimmetinde bulunan bir borçtan başka bir şey olmadığına göre; mevduatı bir ödeme aracı olarak ele almak, borcu ödeme aracı olarak görmek demek olur. Bu nedenle mevduatın, nakit para yerine kullanılması, borç yerine kullanılması câîz olan sınırlar çerçevesinde câîz olur. Bu sınırları da bilmek için, borç muamelelerini iki kısma ayırıyoruz:

Birincisi: Havale yoluyla, borcu başka bir borcun ödenmesi için bir araç olarak kullanma. Borçlunun alacaklısını, kendisinin alacağı bulunan üçüncü bir şahsa havale etmesi mümkündür. Böylelikle borçlu, kendi alacağını, kendisinden alacaklı olanın alacağını ödemekte ve böylece kendisini borçtan kurtarmakta kullanmış oluyor. Bu işlem de daha önce geçtiği gibi Şer’ân sahihtir. Buna göre de çeki bir borcu ödeme aracı olarak kullanmak da câîz olur.

Diğeri: Borcu, akdin doğrudan doğruya üzerine yapıldığı bir ödeme aracı olarak kullanmak. Meselâ, alacaklı, borç verdiği kişinin zimmetindeki alacağı ile bir mal alır veya bu alacağını diğer bir şahsa hibe eder… Bu tür ilişkilerin Şer’î acıdan bazen sahih olduğuna, bazen de bâtıl (geçersiz) olduklarına hükmedilir.

Meselâ, alacaklının, borçlusunun zimmetindeki alacağı ile bir mal satın alması, Şer’ân caizdir. Ancak alınan malın sonradan teslim edilecek bir şey olmaması gerekir. Aksi taktirde alım – satım işlemi bâtıl olur. Çünkü bu, veresiyeyi veresiye satmak olur. Bu ise bâtıldır.

Diğer bir örnek: Başka bir şahsın zimmetinde bulunan bir alacağın, bir şahsa hibe edilmesi. Şer’ ân sahihtir. Ancak mevhûbun leh (kendisine hibe edilen)in, bizzat borçlu kişinin olması gerekir. Mevhûbun lehin başka bir kimse olması halinde ise; mevhûbun lehin, hibe edilen malı kabz etmesini hibenin sıhhati için şart görenlere göre; hibede tasarruf edebilmesi için alacaklının borcunu, kendisinin de hibesini kabz etmesi şarttır; bu iki ayrı kabz da gerçekleşmedikçe hibe sahîh olmaz.

Buna göre, geçmiş bir borcu ödemek üzere çek vermenin Şer’ân sahîh olduğu anlaşılmış oluyor. Bizzat bankadaki mevduatın kendisinin muamele konusu olması için, çeki akdin üzerinde yapıldığı bir konu olarak işleme koymaya gelince, bu, bazen sahîh olabilir, bazen de olmayabilir.

Fakat eğer akid mevzuu olarak çek alınmış ve çek verenin bankada bir hesap bakiyesi mevcut değilse, çek aracılığıyla para çekmek her zaman bâtıl kabul edilir. Çünkü çekin itibara alınabilmesi için çek yoluyla para çekmek isteyenin meselâ onunla bir şey alabilmek veya hibe edebilmek için gerçekten sahip olduğu bir şey yoktur… Borç ödeyecek olanın cari hesap bakiyesi ise, bankanın ondan aldığı borçtan başka bir şey değildir. Alacağa ise, alacaklı onu kabz etmedikçe mâlik olamaz. O halde doğrudan doğruya veya vekâletle alacak kabz edilmeden, onunla ticarî muamelelerde bulunmanın, onu hibe etmenin ve onunla bir şeyler satın almak gibi işlemlerin hiçbir anlamı yoktur.

Çeklerle yapılan işlemlerde çoğunlukla çeklerin bir ödeme vasıtası olarak kullanılması âdet haline gelmiştir. Bu ise daha önceden bilindiği gibi sahihtir.

Âtıl Malların Kullanılmasında Faizsiz Bankanın Rolü

İkinci noktaya gelince—ki o da bankanın çalışmalarıyla âtıl malları bir araya getirip onların kullanılmasını sağlamaktır— faizli bankalar için geçerli olduğu gibi, faizsiz banka için de geçerliliğini koruyacaktır. Aralarındaki fark, bu kullanımdaki üslûp ayrılığındadır. Faizli bankaların bu malları kullanması, üreticilere kredi olarak vermek esasından hareket ederek gerçekleştirilirken; faizsiz bankada bu, mudarâba esası üzere üreticilerle ortaklığa girmek suretiyle gerçekleşmektedir.

YAZAR: MUHAMMED BAKIR es SADR




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)