Facebook
RSS

İslam ülkelerindeki İslamiyet kavramı ve şuurlanma ile komünizm veya marksizm arasında doktriner bir ayniyet söz konusu değil. Çünkü bulundukları sistem doktriner olmaktan ziyade pragmatik, politik ve kuvvet dağılımı dengesine bağlı. Ayrıca bu ülkeleri sosyal, sosyalist veya marksist yapılara doğru sempati duymaya sevk eden bir başka nokta daha var. O da İslamdaki “sosyal adalet” düşüncesi İslamdaki vahdet ve sosyal adalet telakkisi, zenginle fakir arasındaki karşıklı işbirliği fikirleri ve fakire verilen önem bazı çevre ve muhitlerde bunları sosyalist, sosyal demokrat veya marksizme doğru götüren bir davranış tarzında değerlendirmek veya istismar etmek eğilimi taşıyabiliyor. Bunlar zannediyorum, bugün intikal devresinin özellikleri olsa gerek. Meseleler ilmi bazda geliştikçe bu ülkeler, içinde bulundukları politik gruplanmalardan yavaş yavaş kurtulacaklar ve birbirleriyle işbirliklerini de arttırdıkça doktriner sahada

hakiki yerlerini bulma konusunda daha sıhhatli ve vuzuhlu bir noktaya kavuşacaklardır.

30 yıl kadar önce bir gün Kanada’da sendikal bir kongre vesilesiyle bir kilisede konuşma yapmak durumunda kalmıştım. Orada şunu ylemiştim: “Dünyada bugün Allah’a inanlar ve inanmayanlar var. İnanmayanlar arasında bir işbirliği mevcut ama inananlar arasında işbirliği yapılmıyor.” buradan şuna gelmek istiyorum. Bugün İslam dünyası bir uyanış halinde, ama Batı Hıristiyan dünyası da Allah’a inandığına göre, buradaki inananlar İslam dünyasındakiinananlara elini uzatmak durumunda olmalıdırlar.

Batı bunu niçin yapmıyor, sualine de yine bir hatıramla cevap vereyim. Vaktiyle Amerika’da bulunduğum bir üniversitede, elime üzerinde gizli kaydı bulunan ve fakat öğretim görevlisi bulunduğum için benim de okuma imkânına sahip olduğum “Amerikan Federal Eğitim Kongresi’nin bir kitabında”kapanış konuşmasını yapan başkanın aynen şunları söylediği yazıyordu:

“Afrika, yirmi birinci asrın kıtası sayılır. Bâkir, zengin bir ülkedir ve Batı medeniyeti için çok önemlidir. Bu kıtada bizim için iki tehlike bulunmaktadır. Biri komünizm, diğeri İslamiyet; ancak İslamiyet Batı medeniyeti için komünizmden daha tehlikelidir. Zira biz komünizmi, başarılı olsa da bilahare maddi tedbirlerle bertaraf edebiliriz. Ama şayet 21. asrın kıtası olan Afrika’ya İslam girer ve hakim olursa, bu kıt’a Batı medeniyeti için ilelebet kaybedilmiş olur.”

Bu beyan çok dikkatimi çekmişti. Bunu okuduktan sonra Batının, İslam Dünyasına karşı davranışlarında gördüğümüz paradoksal durumları, bu ibareyi hatırlayarak daha rahat tahlil etmek imkanını elde ediyorum.

İslam Ülkelerinde Afrika’da, Orta Doğu’da, Asya’da komünizm tehlikesi ortaya çıktığı zaman ki komünistler bunu bilerek yapıyorlar yani oraların fakr-ü sefaletini istismar ederek o ülkeleri kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Batı, buna karşı buradaki insanları kendi değer hükümleri içinde muhafaza etmektense, manevi değerlerinin kaybolmasını ve ülkenin marksizme kaymasını tercih ediyor. Çünkü marksizmden kendisine dönüş yaptırabileceğini tahmin ediyor. Bunu da bir başka hatıramla teyid edeyim.

Yine Amerikada bulunduğum sırada, bir kilisede Hindistan’dan gelen bir misyoner protestan papazın konuşmasını dinlemiştim. Bu zat, önce İslam’ı tarif, sonra da Hindistan’daki Müslümanlara temas etti. “Bu insanlar karanlıktadır bize yardım edin bu insanları uyandıralım” demiş ve para toplamak istemişti. Bunun üzerine dinleyiciler arasından, “Siz o ülkede ne kadar Müslümanı Hıristiyan yaptınız?” diye bir soru tevcih olundu. Misyonerin verdiği cevap gayet manidardı. “Bizim çalıştığımız bölgelerde belki çok az kimseyi, belki, hiç kimseyi Hıristiyan yapamadık, ama üzerinde çalıştığımız bu bölgedeki insanların artık hiçbiri de Müslüman değil!”. Görüldüğü gibi Batının yaptığı şey, Müslüman ülkelerdeki halkı İslamiyet’ten uzaklaştırmak, değerlerinden koparmaktır. İnanç değerinden koparılan insan nereye gidecektir? Önce boşlukta kalacak ve tabii o vakit, komünizme hazır malzeme haline geleceklerdir. Böylece üçüncü dünya ülkelerinde, bilerek veya bilmeyerek Batının hatası yüzünden meydana gelen ve getirilen boşluk, komünizmin gelişmesine yol açmıştır. Tabiatıyla İslam Dünyasının bunları fark ederek Batılıları hiç değilse üst seviyede ikaz etmesi, yapılan hataları anlatması lazımdı. Çünkü, eğer yapılan dünya çapında global bir denge sağlamak ise, bu hatalı durum Batının kendi kuyusunu kazması demekti. İslam dünyasındaki parçalanmaları biraz da böyle izah etmek gerekir. Marksizmin çöküşünden sonra, Dünyanın yeniden düzenlenmesi sürecinde Batının İslama karşı tutumu yeniden büyük bir önem kazanmıştır.

YAZAR: PROF. DR. SABAHADDİN ZAİM




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)