Facebook
RSS

Bireysel emeklilik ve hayat sigortası yoğun bir reklam konusu olmakta ve giderek yaygınlaşmaktadır. Helal haram konusunda hassas olan müslümanlar çeşitli yollardan bu sisteme girmenin caiz olup olmadığını soruyorlar. Hükmü açıklamadan önce bu işi yapan şirketlerin açıklamalarına dayanarak kısaca ne olduğunu ortaya koymak gerekiyor:

İlgililerin açıklamalarından anlaşıldığına göre “Bireysel emeklilik sistemi (BES), kişilerin aktif çalışma hayatları boyunca yapacakları birikimlerin değerlendirilmesine dayanarak emeklilik günlerinde yaşam standartlarını sürdürebilecekleri ek bir gelir/kaynak yaratmaya yöneliktir. Risk teminatı içermez. BES’te hayat sigortalarından farklı olarak katılımcının yatırım yapılacak fonları seçme ve şirket değiştirme hakkı bulunmaktadır. Birikimli hayat sigortaları ile bireysel emeklilik sözleşmeleri karşılaştırıldığında her ikisinin de diğerine göre avantajları ve dezavantajları olabileceğinden, karşılaştırma fert bazında uzmanlar tarafından yapılmalıdır. BES ve hayat sigortaları farklı amaçlara hizmet etmektedir: Hayat sigortaları vefat ve benzeri olası bir riskin gerçekleşmesi durumunda sigortalının bakmakla yükümlü olduğu kişilere maddi kaynak yaratmak amacını taşır. Birikimli hayat sigortaları ise risklere karşı sağladıkları güvencenin yanı sıra uzun vadeli yatırım aracıdır. Minimum prim ödeme süresi 10 yıldır ve süre sonundaki ödemeyi almak için yaş zorunluluğu yoktur. Hayat sigortalarında yatırımların değerlendirilmesi şirket tarafından yapılır.” Bu açıklamanın bizim için önemli olan noktalarını maddeler halinde tahlil edelim:

1. Bu sistem devlete ait değildir, ticaret yaparak para kazanmak isteyen özel şirketlere aittir.

2. Sisteme dahil olanların verdikleri paralar artık şirketin malı olmakta ve şirket bu paraları istediği gibi (helal haram gözetmeden) kullanmakta, para kazanmak için hukukun izin verdiği, para getiren -faiz dahil- her aracı kullanmaktadır. (BES’de yatırım fonunu seçme hakkı bulunmakla beraber Türkiye’de helal-haram farkı gözeten yatırım fonu yoktur).

3. Mal ve değerlerin hasara uğraması halinde zararın karşılanmasını amaçlayan sigorta çeşitlerinden farklıdır; bu sistemde belli bir riskin (kaza, hastalık, yangın vb.) gerçekleşmesi şartı yoktur. Belli bir süre para ödeme mecburiyeti vardır, bu ödemeyi yapanlara şirket maaş bağlamakta; yani onlardan aldıkları ile bundan kazandıklarının bir kısmını geri ödemektedir. Bu sistemde ödenen ile geri alınan arasındaki nisbet belli değildir; daha az ve daha çok olması mümkündür. Ancak sisteme dahil olanların beklentilerinin, “verdiklerinden daha fazlasını geri almak” olduğu açıktır. Böyle olmasaydı parasını başka yerlerde ve şekillerde biriktirir, elinin altında tutar ve istediği gibi tasarruf ederdi.

4. Sisteme girenler, herhangi bir ticari enstrümana para yatırır gibi buraya da yatırım yapmakta; yani kâr etme amacı gütmektedirler. İslam’a göre meşru yatırımın şartları ve -bu şartlara göre olabilecek- şekilleri bellidir. BES’e girenler ne şirkete ortak oluyorlar, ne bir taşınır veya taşınmaz malı alıp satıyor veya kiraya veriyorlar ne de ortak bir mal veya hizmet üretimi için yatırım yapıyorlar. Yaptıkları bir hükmi şahsa para verip, belli bir süreden sonra -beklenti ve niyet olarak- daha fazlasını geri almaktan ibarettir.

Bu durum karşısında bireysel emeklilik ve hayat sigortası islâmî kurallara göre caiz olamaz. Buraya yapılan yatırımların nemalandırılması islamî kurallara bağlı olmadığı gibi yatırımı yapanların elde edecekleri kazanç da -yaptıkları akit fıkıh kurallarına uymadığı için- helal değildir.
İnsanların bir gün aç, açık kalma korkularının bulunduğu her zaman ve zeminde bu korkuyu kullanan tüccarlar çıkacak, bu korku yüzünden tedbirler aramak tabîî olacaktır. Doğru ve adil olanı, her insanın -vaktiyle bir sosyal güvenlik sistemine dahil olması şartı aranmadan- açlık, açıklık, hastalık gibi temel ihtiyaçlarına karşı devletin/toplumun güvencesi altında bulunmasıdır. Bu güvence ticarete alet edilmemeli, sivil dayanışma sistemleriyle ve/veya devletin kurumlarıyla gerçekleşmelidir.

İslam’da, din farkı gözetmeksizin bütün ülke vatandaşlarının ekonomik güvenliği “akrabaya nafaka (muhtaç olduğunda bakma yükümlülüğü), zekat, çeşitli karşılıksız yardımlar, vakıflar, imaretler… ve en sonunda devletin maaş bağlaması yoluyla temin edilmiştir. Bu sistemin işlediği yerde kimsenin gelecek kaygısı olmaz, bu olmayınca da -halen muhtaç olduğu- parasını, gelecek kaygısıyla, gözü açık tüccarlara kaptırmaz.

Peki bu sistemin işlemediği yerlerde insanlar ne yapsınlar? 

Gerçi zaruretler yasakları geçici olarak kaldırır ama yine de çare -zarurete sığınarak çözümsüzlüğü sürdürmek yerine- sistemi işletmenin yollarını açmaya çalışmaktır.

Yazar: Prof. Dr. Hayrettin Karaman

2. YAZISINDA HAYRETTİN KARAMAN HOCA BES’E FETVA ORTAMI SAĞLANDIĞINI AÇIKLADI.. 

Şimdiye kadar ülkemizde bireysel emeklilik ya bir çeşit hayat sigortası şeklinde yapılıyordu veya içinde İslam’a göre meşru/caiz/helal olmayan işlem ve gelirlerin de bulunduğu yatırım fonlarına yatırım yapmak suretiyle gerçekleşiyordu ve bu sebeple biz de “bireysel emeklilik caiz değildir” demiştik.

Şimdi katılım bankaları, içinde haram olan hiçbir işlemin ve gelirin bulunmadığı yatırım fonları aracılığı ile bir çeşit bireysel emeklilik kapısını açmış bulunuyorlar.

Tarafıma gönderilen bilgi notu şudur:

“Bireysel Emeklilik Sistemi ile aslında düzenli gelire sahip olan insanların sağlıklarının ve gençliklerinin yerinde olduğu dönemlerde daha iyi gelir elde edebiliyor olmasına dayalı olarak, emeklilik yıllarında, emeklilik maaşında yaşanan kesintilere dayalı olarak hayat standardında bir değişiklik gündeme gelmeden emeklilik öncesindeki gelir ve yaşam standartını devam ettirebilmesine imkan tanımak adına oluşturulmuş, uzun vadeli yatırım imkanıdır. Örnek, sistem özü itibariyle 10 yıl vadeye dayalı olup, müşteri (süre sonunda) dilerse emekli gibi düzenli maaş alabilir, dilerse tek seferde biriken parasını “varsa” kârıyla birlikte tahsil eder. Ortada sigortadan bahsedebileceğimiz herhangi bir şey söz konusu değildir, özü itibariyle uzun vadeli tasarruf ve yatırım amacı vardır. Ancak lehdarın vefat etmesi halinde, lehdar tarafından önceden belirlediği kişiye (yoksa varislerine) fonda biriken anaparası ve “varsa” kârının ödenmesi (zarar varsa anaparadan mahsup edilir) garanti edilmektedir.

“Burada fon yönetimi mevzu bahis olup, müşterinin aylık ödeyeceği tasarruflarla kurulmuş fonda eskiden hazine bonosu bulundurma zorunluluğu vardı. Yeni mevzuat bu zorunluluğu kaldırmış olup, fonun tamamı kıymetli maden ile (KuveytTürk’ün altın hesabı gibi), İMKB’deki hisse senetleri ile (islami endekse uygun ürünlerle), Gelire Endeksli Senetlerle veya bu üç ürünün karmasından oluşabileceği gibi fonun % 10’unu geçmeyecek şekilde katılım havuzlarında değerlendirilmesine de imkan tanımaktadır. Kısaca hazine bonusu ve repo zorunluluğu ortadan kalktığı için katılım bankaları olarak faize duyarlı müşterilerimize bu ürünü faizsiz bankacılık ilkeleri dahilinde sunma arzusundayız.

Bu üründen yararlanacak müşterilerimize anapara ve getiri garantisi verilmemekte olup, yukarıdaki ürünlerden gelire endeksli senetler hariç tamamı risk içerebildiğinden zarar da söz konusu olabilir. Bankamızın hizmet alacağı yatırım firması da yukarıda ifade ettiğimiz ürünlere yatırım yaparak fonun varlığını devam ettirecektir. Bunun karşılığında fonun kârı ve zararı fon içindeki müşterilere ait olup, gerek bankamız gerekse yatırım firması fon yönetimi, takibi, raporlanması ve diğer operasyonel işlemler ve giderleri karşılamak için müşteriden hizmet ücreti alacaktır.”

Yukarıda verilen bilgiye göre faizden uzak kalarak yatırım yapmak veya ileride emekli maaşı gibi meşru bir aylık gelire kavuşmak isteyenler, katılım bankalarında başlatılan bu “helal kazanç fonlarına” yatırım yapabilirler. Süre sonunda elde edilecek kâr ve anapara yatırımcıya aylık olarak da ödenebileceği için bu yatırım “meşru bir bireysel emeklilik” işini görmektedir.

Katılım bankalarının bu işteki rolü ve kazancı iki şekilde olabilir:

1.Yukarıda söylendiği gibi hizmet ücreti alabilirler.

2.Fona yatırım yapmak isteyen müşterilerle mudarebe şirketi ilişkisi kurarlar, işi yürütürler ve kârdan pay alırlar.

Yazar: Prof. Dr. Hayrettin Karaman

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)