Facebook
RSS

Bazı Arap ülkeleri idarecilerinin ‘Arap Sosyalizmi’ diye isimlendirdikleri, gerçekte ise Sosyalizm çeşitlerinden biri olan ‘Devlet Sosyalizmi’ denilen şey pis kokusu ile adeta burun direğini kıran çürük bir düşüncedir. Kokuşmuşluğu hissedilip pis kokusu yayılmaya başladıktan sonra bu kavramı getiren batı bile, Devlet Sosyalizminin ismini anmaktan yüz çevirmiştir. Buna rağmen bugünkü Mısır (1960’lı yılların) idarecileri, ileriye doğru götürmesi için atları arabanın arkasına koşan kimse gibi Devlet Sosyalizmini tatbik etmeye çalışıyorlar. Diğer bir ifade ile birinci adımı atmadan önce ikinci adımı atıyorlar. Onlar sosyalist olmadan (kendileri Sosyalizmi kabullenmeden) Sosyalizmi tatbik etmek istiyorlar. Uygulanması ütopya olan kokuşmuş bir düşünceye çağırıyorlar.

Sosyalizm fikri, Kapitalist sistemin uygulandığı Rusya ve Avrupa’daki ülkelerde yaşayan halkların uğradıkları zulüme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bazı kimseler zulümün, özel mülkiyetin insanlar arasında adaletsiz dağılımından kaynaklandığının farkına vardılar ve mülkiyet konusunu araştırmaya başladılar. Bunlardan bir gurup “mülkiyette fiili eşitlik” olması gerektiğini ileri sürdüler ve bunlar kendi içinde üç guruba ayrıldılar:

Birinci grup, “matematiksel eşitlikten” yanaydı. Bununla faydalanılabilen her şeyde eşitliği kastediyorlardı. Bir kişiye verilenin aynısı diğerine de verilmeliydi.

İkinci grup ise “Sosyal eşitlik”ten bahsediyorlardı. Bununla da, işlerin herkesin gücüne göre dağıtılmasını amaçlıyorlardı. Üretilen mal ve hizmetlerin dağıtımının ise herkesin ihtiyacı oranında olması gerektiğini söylüyorlardı. Bunlara göre, “herkese gücüne, herkese ihtiyacına göre dağıtım” kuralı uygulandığında eşitlik sağlanmış oluyordu.

Üçüncü grup da “üretim araçlarının dağıtımında eşitliğin” sağlanması gerektiğini savunuyorlardı. Bunlara göre, hayattaki eşyalar insanların ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir. Öyleyse, “herkese gücüne, herkese çalışmasına göre” kuralı çerçevesinde, herkese eşit ölçüde üretim araçlarına sahip olma ortamı sağlandığında eşitlik sağlanmış olacaktı.

Onlara göre zulümün diğer sebebi mülkiyetin kendisiydi. Dolayısıyla mülkiyetin tamamen kaldırılması gerekiyordu. Özel mülkiyetin kaldırılması hususunda sosyalist ekoller ihtilafa düştüler. Bu gruplardan Komünistler özel mülkiyetin tamamen kaldırılması gerektiğini ileri sürdüler. Komünistler, yukarıda da belirttiğimiz üzere; “herkese gücü oranında -ki bundan kişinin yaptığı işi kastediyorlardı- ve herkese ihtiyacı oranında” -ki bununla da gelirin dağılımını kastediyorlardı- kuralı uygulandığı zaman eşitliğin sağlanabileceğini söylüyorlardı.

Diğer bir grup ise üretim kaynaklarından özel mülkiyetin tamamen kaldırılmasından yanaydı. Yani sermaye kapsamına giren, toprak, demiryolları, fabrikalar, madenler v.b. gibi şeylerin tamamında özel mülkiyet yasaklanmalıydı. Yani üretici her malın mülkiyetinin yasaklanmasından yanaydılar. Buna göre fabrika, kiraya verilebilen bir ev, arazi, özel mülk haline getirilemezdi. Ancak fertler tüketim mallarına sahip olabilirler, tüketilebilen şeyleri mülk edinebilirler. Fakat üretime konu olan şeyleri mülk edinemezler. Kendi kullanımları için bir arabayı mülk edinebilirler. Ancak kiraya verilerek gelir getiren bir arabayı mülk edinemezler. İşte bu “Sermaye Sosyalizmidir”. Yukarıda yazdığımız “herkese gücüne ve herkese çalışmasına göre” kaidesi uygulandığı zaman “Sermaye Sosyalizmi” gerçekleşmiş oluyordu. İşte bu ekolün benimsediği Marksist görüşler, Lenin, Stalin ve daha sonra da Kruşçev’in yorumlarıyla Komünizme ulaşmak için bugün (1960’lı yıllar) Rusya’da uygulanmaktadır.

Bir başka grup ise yalnızca tarımsal arazilerde özel mülkiyetin yasaklanması gerektiğini söylüyorlardı. Bunlar da “Tarımcı Sosyalistler” olarak isimlendirilirler.

Kapitalist sistemin zulümü sonucunda ortaya çıkan Sosyalizm çeşitleri işte bunlardır. Sosyalizm düşüncesine ulaşıldıktan sonra, Sosyalizmin uygulamaya geçirilebilmesi için bir metod araştırılarak aynı düşünceden kaynaklanan ona uygun bir metod bulundu. Bu metoda göre devrimci sendikalar aracılığıyla işçilerin gayretiyle doğrudan doğruya eylemlerin yapılmasını planladılar ve işçiler arka arkaya grevler yaptılar, makineleri tahrip ettiler. İşçiler arasında grev düşüncesini yaydılar ve grevlerin yapılmasına zemin hazırladılar. Marks’ın “gelişme kanunu*** denilen şeyi yani çelişkiler düşüncesini topluma uygulamaya başladılar. Sosyalizm, metodu ile birlikte ortaya çıktıktan sonra Kapitalizme karşı şiddetli bir mücadele başlattı. Bunun üzerine “Devlet Sosyalizmi” adı altında üçüncü bir sosyalist ekol oluşturuldu. Bu ekolün savunduğu düşünceler gerçekte Sosyalizm değil sadece ismen Sosyalizm idi.

Devlet Sosyalizmi, kamunun yararına gördüğü her şeyi inceliyor ve bu alanlardaki özel mülkiyeti kamu mülkiyetine dönüştürüyordu. Buna da devletleştirme adını veriyorlardı. Yani kamunun çıkarlarına olan ve devletleştirilmesi gereken tüm özel alanlarda devletleştirilmeye gidiliyordu. Buna göre özel mülkiyet sahipleri kayıt altına alınarak ve belli bir limitin üzerindeki kâr yasaklanıyor, ev ve araba gibi menkul ve gayrimenkullerin kiralama ücretlerine belli bir ölçünün üzerine çıkma yasağı getiriliyordu. İşçiler için asgari ücret tespiti yapılarak işverenlerin tespit edilen bu asgari ücretlerin altına inmeleri yasaklanıyordu. İşçilere, çalışmakta oldukları fabrikada belirli ölçülerde hisseler verilerek sermayenin bir kısmı onlara bağışlandı. Bazı idarecilerin uygulamaya çalıştıkları ve insanları davet ettikleri “Devlet Sosyalizmi” düşüncesinin aslı budur.

Devlet Sosyalizmin uygulama metoduna göre, devlet tarafından birtakım kanunlar çıkartılır ve bu kanunlar yine devlet tarafından uygulanır. Bu düşünce sahipleri, gelirdeki dengeyi sağlamak için mirasa, sermayeye ve gelirlere belirli ölçülerde vergiler koyarak dengenin sağlanmaya çalışılması gibi, kanunlar çıkarmakla da kamunun çıkarlarının himaye edilmesine ve işçilerin durumlarının iyileştirilmesine kefil olduklarını söylemektedirler.

Düşünce yapısı ve uygulama metodu açısından Devlet Sosyalizmi, Kapitalist sistemi kıskıvrak yakalayıp yok etme noktasına getirmiş olan gerçek Sosyalizm karşısında Kapitalizmi korumak amacıyla icat edilmiş düşüncelerdir. Bunun yalnızca ismi Sosyalizmdir. Gerçekte ise, gerçek Sosyalizm karşısında Kapitalizmi koruyabilmek için yapılmış bir kaledir. Devlet Sosyalizmi düşüncesinin, soyut olarak hazırlanmış kanun ve yönetmeliklerle bir sistem olarak uygulanması ve devamlılığı mümkün değildir. Bu nedenle bunun uygulanacağı toplumlarda insanlar arasında Devlet Sosyalizmi hakkında bir kamuoyu oluşturmak gerekir. Ancak bundan sonra uygulanabilmesi mümkün olur. İdareci tarafından kanunlar koymak suretiyle uygulamaya kalkışmak hatadır. Bir sistemin uygulanabilmesi ve devamlılığı için genelde ya da yüzeysel de sistem hakkında kamuoyunda bir anlayışın bulunması lazımdır. Yoksa soyut kanunlarla sistemi uygulamak mümkün değildir.

Bu nedenle Avrupa’da, Devlet Sosyalizmi uygulanmak istendiğinde önce Devlet Sosyalizmi hakkında bir kamuoyu oluşturma yoluna gidildi ve ardından da uygulanmaya başlandı. Bu amaçla, bu düşüncelere sahip Sosyalist partiler kuruldu. Bu partiler, insanları Devlet Sosyalizmine çağırdılar ve insanları bu düşünce etrafında örgütlediler. Daha sonra iktidara gelen bu partiler bu düşünceleri uygulamaya çalıştılar. Ancak günümüzde İslâm beldelerindeki idareciler ve Sosyalizm propagandacıları, genel bir şekilde bile olsa toplumda bu düşünceler hakkında kamuoyu oluşturmadan kanunlar koyarak bunları uygulamaya çalışıyorlar. Bugünkü Mısır idarecileri Sosyalist partiler kurulmadan, Sosyalizm gerçeğini kavramış bir kamuoyu oluşturmadan hatta Sosyalizm düşüncesi bulunmadan tepeden inme kanunlarla Sosyalizmi uygulamaya başladılar. Bu tavır ileriye gitmesi için atları arabanın arkasına koşmaktan başka bir şey değildir. Veya birinci adımı atmadan ikinci adımı atmaktır ki dolayısıyla da bu uygulamanın başarısızlığı kaçınılmazdır.

Bunlar konunun bir yönünü oluşturmaktadır. Diğer taraftan Devlet Sosyalizminin uygulanması da mümkün değildir. Hakkında kamuoyu oluşturma imkânı da yoktur. Çünkü o, belli bir temelde odaklaşmamış düşünceler topluluğudur. Ondaki her düşünce bir diğerinden başkadır. Devlet Sosyalizminin temeli özel mülkiyete karşı başlatılan başkaldırıyı sınırlandırmaya yönelik olarak kamunun çıkarlarını kollayan her durumu araştırmaktır. Bu düşünce başka düşüncelerin kendisinden fışkırması için sınırlandırılmış, genel bir düşünce değildir. Bu tür düşünce herhangi bir sistemde de ortaya çıkabilir. Kapitalist sistemde, kabilevi bir düzende ve her sistemde karşılaşmak mümkündür. Bu nedenle bunlar kendisinden düşüncelerin kaynaklanacağı bir temel olamaz. Bundan insanların inanacağı bir akide de teşekkül etmez. Devlet Sosyalizmi, bir takım çıkarlar için bazı şeyleri devletleştirmek, bazı alanlarda mülkiyeti, ücretleri, kira bedellerini, kâr marjlarını sınırlandırmak, kısıtlamak gibi düşünceleri içermektedir. Bunların tamamı aralarında uyumlu bir bağ olmayan düşüncelerdir. Örneğin bu düşüncelerden devletleştirme hakkında bir kamuoyu oluşturmak mümkün olsa dahi bir bütün olarak bu düşüncelerin tamamı hakkında kamuoyu oluşturmak çok zordur. Mefhumlaştırılmış bir şekilde devlet sosyalizmi hakkında kamuoyu oluşturmak çok güç olduğu müddetçe onun uygulanması ve devamlılığı da imkânsızdır. Bu nedenle Avrupa’daki Sosyalist partilerin tamamı Devlet Sosyalizminin tatbiğinde başarıya ulaşamadılar, uygulamaya güçleri yetmedi. Devlet Sosyalizmi düşüncesini politik görüş olarak benimsemiş olan İngiltere’deki İşçi Partisinin (Labour Party) tek başına iktidara gelmesine ve bu düşünceleri uygulamaya çalışmasına rağmen başarıya ulaşmaması bunun en büyük delilidir. İşçi Partisi devletleştirme ve bir takım çıkarların korunması gibi bazı düşünceleri uygulayabildi ise de bunlar, insanlar tarafından kabul görmedi. Bunun etkisi seçimlerdeki gücüne yansıdı. Yani seçimlerde kan kaybına uğramasına neden oldu. Devletleştirme düşüncesinden dolayı seçim meydanlarında yenilgiye uğradı. Hatta üyelerinden bazıları arasında seçimlerin kazanılabilmesi amacıyla devletleştirme düşüncesinden vazgeçilmesi konusunda güçlü bir görüş oluştu. Fransa, İtalya ve Almanya’daki Sosyalist partiler iktidara bile gelemediler. Nazi Sosyalizmi bile Sosyalizmi uygulamada başarı sağlayamadı. Kişiliği ile Almanya’da etkili olan ve Nazizmi yerleştiren Hitler’in gücü bile devlet Sosyalizmini yerleştirmeye yetmedi. Bundan dolayı Avrupa’daki kamuoyunun tamamı Sosyalizmden yüz çevirdi. Artık onun kokusu çıktı. Böylece Devlet Sosyalizmi hakkında Avrupalı’lar arasında kamuoyu oluşmadı. Bunların tamamı Devlet Sosyalizmi düşüncesinin sınırlı ve genel bir düşünceden kaynaklanmamasının sonucudur. Zira bu düşünceler birbiri ile uyumlu olmayan düşünceler toplamıdır. Kokuşmuşluğu da zaten buradan kaynaklanıyordu. Pis kokuyordu, çünkü karışımlardan meydana gelmişti.

Uygulamaya çalıştıkları ve çağrıda bulundukları Sosyalizmin durumu işte budur. Bu çağrının, uygulanması mümkün olmayan kokuşmuş bir düşünceye çağrı olduğunu tam olarak kavramak mümkündür. Çünkü gerçeğini kavramış bir şekilde Devlet Sosyalizmi hakkında kamuoyu oluşturmak mümkün değildir. Onu uygulamaya çalışanlar Sosyalist partiler bile olsa bu uğraşının başarısız bir çalışma olduğunu tamamen kavramak mümkündür. Sosyalistler yani Sosyalizme inanan kimseler olmadan, bir veya birkaç kişi tarafından kanunlar koyarak Sosyalizm nasıl yerleştirilebilir?! Şüphesiz ki bu çalışmaların başarısızlığı da kesindir. Birçok ülkede Sosyalizm hakkında kamuoyu oluştuğu ve uygulanmasının mümkün olduğu da söylenemez. Bu tür Sosyalizm hakkında hiçbir zaman kamuoyu oluşmamıştır ve oluşması da mümkün değildir. Var olanlar ise Sosyalizm kelimesi üzerinde yapılan propagandan da öteye gitmez. Bu çalışmalar bir propaganda olup üstelik insanlarda sadece bir hatıra olarak kalmaktadır. Bu kelime adalet ve eşitlik anlamları ile boyandığı için insanların hoşuna gitti. Ancak bunlar, Sosyalizm kelimesinin anlam ve içeriği ile belirli bir kavram olarak hiçbir kimse üzerinde etkisi olmamıştır. Ayrıca bu kelimelerin varlığının ve sevimli kabul edilmesinin sebebi Avrupa’dan gelen propagandalardan kaynaklanmaktadır. Ardından taklit yoluyla müslüman ülkelere sıçradı, bazı yönetimler de onu benimsedi. Amerika gibi birtakım ülkeler de teşvik etti. Propagandalar yapıldı, kelime olarak ta sevdirildi. Hatta İslâm’ın bile Sosyalizm dini olduğu söylendi. Mısırlı meşhur şair Ahmed Şevki, Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem)’i öven bir şiirinde şöyle diyecek kadar ileri gitti.

Sosyalistlerin önderi sensin

Sosyalistlerin aşırılıkları olmasaydı.

İslâm davasını taşıyanların bazıları da “İslâm Sosyalizmi” başlığı altında eserler yazdılar. Bütün bunlar Avrupa’nın Devlet Sosyalizmi ve Rusya’nın da Sosyalizm hakkında yaptığı propagandadan kaynaklanıyordu. Daha sonra ise bazı yöneticilerin bu kavramı benimsemeleri ile Sosyalizm kelimesi flaş popüler bir kavram haline geldi. Sosyalizm, içerdiği anlam ve mefhum ile değil yalnızca lafız ile vardır. Bu ise onun tatbiki ve hareketi için yeterli değildir. Uygulanabilmesi lafız üzerinde yapılan propagandaların değil, düşüncenin gerçeğini kavrama üzerinde bir kamuoyunun bulunmasına bağlıdır. Bu durum bazı Arap ülkeleri idarecilerinin Arap Sosyalizmi diye isimlendirdikleri ve uygulamaya çağırdıkları, Sosyalizmle ilgili bir durumu yansıtmaktadır.

YAZAR: ABDURRAHMAN El MALİKİ

——————————————————————————————————————————————

*** Marks’a göre her tarihi olay, bütün iktisadi yapı (alt yapı), sosyal ve siyasi (üst yapı) etkenlerin etki ve tepkisi sonucudur. Toplum bu etkenlerin zoruyla sonunda kendi yolunu açar. İnsanlığın geçmişini ve bu gününü niteleyen “sömürücü sınıflar” ile “sömüren sınıflar” arasındaki mücadele dizisi sona erecektir. Çünkü Proleterya, kendisini sömüren sınıftan, yani burjuvaziden kurtulabilmek için aynı zamanda toplumu insanın insanı sömürmesinden ve sınıf mücadelesinden kesinlikle kurtulmak zorundadır. Sınıf mücadelesinden doğan Kapitalizmi yıkacak olan da gene sınıf mücadelesidir.




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)