Facebook
RSS

İslami bir ekonomide faizin yasaklanmasının mali politikaların rolü açısından önemli sonuçları olacaktır. Yönetim normal bir şekilde özel sanayilerde yeni yatırımları teşvik etmek için özendirici amortisman ödeneklerine, vergi tatillerine vb. izin verecektir. Bu aşırı güçlü mali teşviklerin erdemliliği tamamen ekonomik ve idari zeminlerde sorgulanabilir. Böylesi teşvikler vergi gelirlerinde önemli daralmalarla sonuçlanacak ve vergi yönetimini zorlaştıracaktır. Ancak, sanayiler için önemli bir para sübvansiyonu-sübvansiyonun kapsamı sermayenin hayali fiyatı ile sıfır fiyat arasındaki fark üzerinde hesaplanır- olan kelimenin tam manasıyla sıfır oranda sağlanan sermaye kaynaklarının varlığının meşruluğu daha da sorgulanabilir bir durumdur. Bunu da sonuçta para politika araçlarının tamamen “donduğu” bir durumda, mali politika araçlarının da buna uyan bir şekilde “donması” izleyecektir. Bu arzu edilmeyen bir durumdur ve sermayenin genel olarak kıt olduğu bir düzen içinde sermaye fiyatının keyfi olarak sıfır şekilde kullanıldığına ilişkin karşıt argümanı güçlendirmektedir. Eğer faiz oranı resmi olarak kaldırılırsa, ödünç sermayenin fiyatını onun fırsat maliyetine yükseltecek, mesela yatırım denetimi aracılığıyla,  araçların bulunması zorunludur. Bu durumda mali politika hala ekonomik olarak “işlevsel” kalacaktır.

Vergi politikası alanında, İslami bir ekonominin vurgusu faiz oranlarının yükseltilmesinden vergi matrahının genişletilmesine kayacaktır. Tesadüf eseri kamu finansmanındaki modern düşünceyle uyumlu olan vergi politikasındaki bu kaymaya, bireysel girişim üzerine kurulu sosyal adalet ve ekonomik büyümeyle orantılı olarak izin verilmiştir. Vergi matrahının genişlemesi-örneğin, aşırı yüksek mali teşviklerin geri çekilmesi, vergi gelirlerinin önemli oranda düşmesine izin verecektir ki bu tek başına marjinal yatırımcılar için geçerlidir.  Bir İslam toplumunda, genellikle abartılı politikalar aracılığıyla gelir eşitsizliklerini artırarak sağlanan şirket kârları üzerine yapılan vurgu sosyal eşitliği sağlamak için bunlardan kurtulunmasıdır. Ayrıca, önerilen reform dolaylı vergilendirmeyi dolaysız vergilendirme lehinde önemsizleştirecektir.

Bir İslami finans sisteminin ayırıcı özelliği vergilendirme ve harcama arasında görünür bir bağlantı kurması gerektiğidir.  Bu çok önemlidir. Eğer vergi mükelleflerinin kendi elde ettikleri faydalar, veya toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin elde ettikleri, onlara görünür olursa, o zaman toplumdaki psikolojik atmosfer daha da iyileştirilmiş olacaktır. Bu vergi sahtekarlığını da en aza indirecektir. İskandinavya’nın Refah Devletlerinde vergi kaçakçılığı ve dolandırıcılığı oranı diğer ülkelere kıyasla dünyada en düşüktür. Çünkü vergi mükellefleri bilir ki kendi elde edecekleri veya toplumdaki ihtiyaç sahiplerinin alacakları, vergi yoluyla kendi vermek zorunda olduklarından çok daha fazla olacaktır. Bir İslam toplumunda, pek çok diğer başka vergilendirmeyle yüklenen zekat, bu karakteristiği par excellence (mükemmel) bir şekilde bünyesinde barındırmaktadır: sadece vergi oranı olarak değil fakat ayrıca zekat alıcıları da belirtilen şekilde fayda sağlayacaktır.

Tabi ki modern toplumlarda, özellikle Pakistan gibi gelişmekte olan ülkelerde, büyüme odaklı yatırım ihtiyacı vergilendirme ve harcama arasındaki bağlantıyı belirsizleştirmiştir. Fakat böyle şeylerin açıklanması gereklidir. Burada savunulan kamuya hesap verebilen bir sistemi ifade etmektedir. Buna duyulan ihtiyaç büyük miktarlarda vergi parasının hileli vergi uygulamaları aracılığıyla nasıl kaybolduğu hatırlandığında anlaşılacaktır. Ancak, böylesi uygulamalar, vergilendirme sistemi gereksiz bir şekilde baskıcı olmayı bırakmadığı ve kamu harcamaları vergi mükelleflerinin tanıyıp, bilebileceği bir “çehre” kazanmadığı sürece, gerçek manada ortadan kaldırılamaz.

YAZAR: SYED NAWAB HAİDER NAQVİ




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)