Facebook
RSS

h) Faiz ve dünya barışı :

Şimdiye dek konuya yalnız ekonomik açıdan bakarak, faiz politikasının ekonomik büyümede etkisizliğini tartıştık. Şimdi de faizin daha iyi bir dünya ve daha iyi bir yaşam için getirdiği engelleri tartışacağız.

Esas olarak, borç veya borçlanma gereği yokluktan gelmektedir. Yalnız varlıklı bir toplum, yoksul bir topluma borç verebilir. Bu yüzden, anapara üzerine bir de faiz yüklenerek, evrensel kardeşlik ve yardımlaşma ilkesine ters düşmektedir. Tüm insanlığın materyalizm bataklığında boğulduğunu su yüzüne çıkaran bir gerçektir bu. Faiz, insanın varoluş temelini tam kökünden yıkmakta, karşılıklı yardım, sevgi ve şefkati yok etmekte ve bencil bir insan türü türetmektedir. Böyle bir toplumda yaşayanların tümü yalnızca para kazanma uğraşı içerisinde erimek zorundadır. Bu, hem ulus için geçerlidir, hem de uluslararası ilişkilerde. Günümüzde, kredi veren ulusların, borçlananları, yüksek faizlerle kendilerine ne denli esir ettiklerini açıkça görmekteyiz. Birinci dünya savaşından beri uluslar topluluğu kredi komitesince dolaylı ve dolaysız denetilen uluslararası kredilerin, balkan ülkelerine ayırdığı tarihsel bir gerçektir.

Faiz ödemeleri bu ülkelerin yoksulluğunu ve acısını bir kat daha artırdı. Hepsi değilse bile çoğu borçlarının tamamını veya bir bölümünü ödeyemediler. Buna rağmen kredi veren ülkelerin yaptığı bir incelemede borçlanan ülkelere karşı ekonomik ilişkilerini yeniden düzenlemeleri gerektiği, eski borçların çabuk ödenmesini sağlamak için de borçlu ülkelere kendi ülkelerinde vergi yükünün arttırılması önerildi. Bu, varlıklı olanakların, yoksulları, ekonomik yönden sömürmesi değil de nedir? Böylece ülke içinde olsun, ülkelerarası olsun, faiz, sömürücülere daha da üstünlük sağlayacak ve gitgide dünya barışını tehdit eden başlıca unsur haline gelecektir.

Bu incelemeden sonra, faiz ortadan kaldırılırsa, çok daha iyi bir sosyo-ekonomik düzenin kurulacağını güvençle söyleyebiliriz.

Kâr ve Faiz :

Bu son bölümle incelememizin son bölümü olan «faiz-kâr farkı» konusuna girmiş oluyoruz. Konuya girmeden önce İslâm’ın izin verdiği kâr konusu üzerinde kısaca durmak gereğini duyuyorum. İslâm’ın kâr anlayışı farklıdır ve kâr sınırlıdır. Kapitalistlerin sağladığı sınırsız ve anormal kârlar açıkça toplumun sömürülmesini hedef almıştır. Bu tür kârlar kapitalist ekonominin ana özelliklerinden olan tekel ve kartellerin bir sonucudur. Ama İslâm, tekeli malın biriktirilmesini, fiyatların yükseltilmesini beklemek amacıyla üretimi piyasaya sürmeyip stokta bekletmeyi tümden yasaklamıştır. Çünkü kapitalist ekonomide çok yaygın olan bu tür davranışlar iyilikle, bağışla, yardımlaşma duygusuyla ve toplum yararıyla taban tabana zıttır. İslâm, normal bir kâra izin vermektedir. Normal kârı şöylece tanımlayabiliriz: Yeni kuruluşun belirli bir üretim veya hizmete başlamak, eski bir kuruluşun da ayrılmak eğilimini göstermediği gelir düzeyi. Bu eğilim de yeterli değildir. Unutulmaması gerekli temel ilke toplumda hiç bir kişinin üretim projesinde hak ettiği paydan yoksun bırakılmamasıdır.

İslâm normal kârı kabul ederken faizi yasaklamaktadır. Dikkatle gözden geçirilirse görülür ki, kâr ve faizde, kazanç ve muamele, yapı bakımından, birbirinden farklıdır. Faizde, ödünç veren anapara ve faizi sağlama bağladıktan sonra paranın kullanımına karışmamaktadır. Kârda ise, firma sahibi paranın kullanma yeri ve şekli ile doğrudan doğruya ilgilidir. Buradan şu sonuç çıkmaktadır: Faiz, üretken bir uğraşın sonucu değildir. Oysa kâr, üretken bir uğraş sonunda sağlanmaktadır. Faizde ödünç verenin üretken bir uğraşı olmadığından girişimci etkeni eksiktir. Oysa kârda bu etken tüm üretim ve pazarlama boyunca canlılığını korumaktadır. Şöyle ki; Faiz durumunda, sermaye sahibi, üretim işlemiyle ilgili değildir.

Halbuki kâr durumunda, sermaye sahibi, sermayesinin ekonomik olarak kullanma yeri ve tarzını kendisi saptamaktadır. Burada, girişimci, kârını artırmak amacıyla yeni buluşlara gidebilir ve gereksinmeleri karşılamak için yeni ürünlerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Böylece, kar gelişmeye yol açmakta ve bir bakıma geliştirme çabalarının da bir karşılığı olmaktadır. Nihayet, faiz durumunda, zarar etkeni tümden yoktur. Çünkü faiz belirlidir, sabittir. Oysa kâr, girişimcinin yüklendiği riskin bir karşılığıdır. Nihayet, faiz durumunda, zarar etkeni tüm Kâr belirsizdir. Çünkü fizik ve zihni yetenekleri yönünden üstün olanlar daha yüksek kâr sağlayabilirler. Bu çok yönlü farklardan ötürü, İslâm, faizi yasaklamış ve kâra izin vermiştir. Kuskusuz “AIIah ticarete izin verdi ve faizi yasakladı.”

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)