Facebook
RSS

d) Faiz ve Ekonomik durgunluk :

Üretime kendinden bir katkıda bulunmaksızın, kapitalist sınıf, sadece öteki üretim etkenlerinin değil, yoksul tüketicinin de zararına olarak, kendi çıkarına bakmakta ve bolluk içerisinde yaşamaktadır. Bu kazanılmamış gelirdir işçiyi yan gözle baktıran, emeğinin ürünlerinden bir kısmının elinden alındığını düşündüren. Tüketici de sömürülmektedir. Çünkü faiz, üretim maliyetlerine girmekte ve ekonomik durgunluk, ticareti, alış verişi, sanayii sarstığı zaman ekonominin kendi kendini toparlaması gecikmektedir. Vebiens’in eserlerini değerlendirirken, W. C. Mitchels, kapitalist düzende faizin ekonomiyi bunalıma sürüklemekte nasıl hayati bir rol oynadığını ustalıkla açıklamaktadır.

Şu noktalara değinir Mitcheis: «Durum iyi olduğu zaman fiyatlar artar; kar payı yükselir. İş adamı bol bol borç alır ve üretimini arttırır. Ne ki, böylesine bir bolluk kendi kendini bozacak şekilde işler. Borçlanmanın gerisinde yatan sağlam dayanak, cari faiz yüzdesi için sermayeye çevrilen gelecekteki net gelirlerdir. Faiz oranı arttığı zaman ki bolluk zamanında böyledir, belirli, az güvenilir hale gelmektedir. Bundan başka, net gelirler, fiyatların birden bire fırladığı iyimser günlerde umut edilenden daha az olmuştur. Fiyatlar sürekli artırılamaz. Maliyetler artar ve bu artış, karı, olumsuz olarak etkiler. Banka rezervleri azalır ve ek kâr sağlanması güçleşir. Gittikçe azalan kârlara bir de yüksek faiz eklenince, alacaklı, endişelenmeye, ürkmeye başlar. Böylesine gergin bir ortamda, hafif bir sıkıntı, dıştan etkilenebilir görünen dengesiz ekonomik yapıyı sarsacak. Nakit ihtiyacı baş gösterecek ve ivedilikle iş alanlarına yayılacaktır. Ödemeleri zorlayacak ve borçluya borcunu ödemesi için baskı yapacaktır. Böylece bolluk, ekonomik durgunluğun izlediği bir krizle son bulacaktır.

e) Faiz ve kıt kaynaklar :

Faiz ödemeyi zorunlu kılan nedenlerden biri olarak, kaynakların yeteri kadar bol olmayışı gösterilmektedir. Çünkü sermayenin bir çeşit üretimde kullanılması, başka bir üretim çeşidinden vazgeçmeyi gerektirir. Bu yüzden faizin, sosyalist bir devlette bile tamamen faydasız olmadığı ileri sürülür.

Bu konudaki görüşlerin hepsi de aldatıcıdır. Çünkü İslâm, üretimde sermayenin payına yer vermektedir. İslâm, katkısına bakmaksızın, sermayenin getirdiği sabit gelire karşıdır. Kaynaklar yeteri kadar bol olmadığından, İslâm devleti, toplam kaynaklarını çeşitli alanlardaki yatırım projelerine, kârlılık derecesine göre, tahsis edecektir.

En fazla gelir sağlayan projeler ilk sırayı alacaktır. Geride kalan kaynaklar. Kârlılıkta ikinci sırayı alan projelere ayrılacaktır. Kuşkusuz, sıradaki tüm projelerin gerçekleşmesine kaynaklar yetmeyecektir. Böyle bir ekonomide, kaynaklardan azamî ölçüde yararlanma olanağı vardır ve de azami istihdam sağlanabilir. Gerçek şudur ki, bir toplum, kaynaklarını tam tamına kullanmasından ötürü zenginleşiyorsa, nüfus artışı, sabit kalıyor veya azalıyorsa, böyle bir toplumda, büyük bir olasılıkla, tüketim, düşme eğilimi gösterecektir. Tüketime harcanan gelir oranı azalacak ve toplam gelir de arttığı için tasarruf oranı artacaktır. Bu durum, yatırımlara karşı olduğu kadar, tüketime karşı da, talebi, olumsuz yönde etkileyecektir. Bundan dolayı tam örgütlenmiş bir toplumda faiz oranı sıfıra düşebilecektir. Böyle bir ekonomide, kuşkusuz, girişimci için para kazanma alanları vardır. Keynes, bu konuya şöyle değinir: “Faizci ortadan kalkmış olsa da yine üzerinde farklı görüşlerin alacağı” geleceğe dönük gelir tahminlerinde usta ve atak müteşebbise yeteri kadar yer kalacaktır. Yukarda belirtilenler yalnız faiz oranı ile ilgilidir. Risk için ayrılan yedekler, yatırımın kârı ve benzerleri, konu dışında bırakılmıştır. Bunun için, faiz oranı sıfırın altına düşmedikçe -ki böyle bir şey düşünülemez- riski yüklenmeğe karşı bir isteksizlik olsa da yatırımlardan yeteri kadar gelir sağlanacaktır. Şüphe götüren projelerde bile, yatırımın toplam hasılası belirli bir süre sonra pozitif olacaktır. Fakat böyle bir ortamda kazanma isteği o dereceye çıkar ki, bu, sonunda zarara yol açabilir. Daha önce de değinmiştik. İslâm’i ilkelerin yürürlükte olduğu faizsiz bir toplumda zarar etme olasılığı asgariye indirilmiştir. Çünkü ekonominin her kesiminde herkes birbirine yardımda hazırdır. Herkes bir ortak çaba içerisindedir.

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)