Facebook
RSS

f) Faiz ve borçlanma sorunu :

Faiz oranının daha iyi bir kalkınmanın yolunu kestiğini göstermek güç değildir. Uluslararası borçlanma sorunu. Pakistan, Hindistan, Uzak Doğu ülkeleri gibi kalkınmakta olan ülkelerde hâlâ bir bilmece olarak durmaktadır. Dış borç ve yardımların tüm gelişmemiş ülkelerin ekonomik kalkınmasında oynadığı önemli rol kabul edilmektedir. Ama sonuç olarak dış borçlar, borç alan ülkenin anapara ile faiz toplamı kadar kaynak ihracını gerektirmektedir. Sonunda, dış kredi sorunu, borçlanan ülkenin ihraç kapasitesinde gelip düğümlenmektedir.

Yüksek faiz oranı borcun fiyatını oluşturmaktadır. Borçlanan ülkeler gördüler ki, yüksek faiz oranı, elde edebildikleri finansmanların tümünü yutmaktadır. Örneğin, Pakistan. 1967-68 yıllarında, konsorsiyum üyelerine faiz olarak 109 milyon dolar ödemiştir ki, bu konsorsiyumdan alınan paranın yüzde yirmi beşini oluşturmaktadır.

Büyük dış borçlar içinde olan Hindistan, borçlanma potansiyelini mevcut borçları taksitine harcama gibi bir tehlikeye düşebilir. Yerinde saymak için çok zorlanmaktadır Hindistan. Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde her sene borçların tutarı biraz daha artmaktadır. Bu yüzden, borçlanma sorunu, kalkınması büyük ölçüde uluslararası yardımlara bağlı olan Pakistan gibi gelişmekte olan ülkeleri yakından ilgilendirmektedir. Faizsiz kalkınma kredileri dünyanın bugünkü ticaret, üretim ve işbirliği yapısında kesin ve olumlu gelişmelere yol açacaktır. Bunun sonucu olarak, gelişmemiş ülkelerin ekonomik durumu önemli ölçüde düzelecektir. Çünkü bütün faizsiz kalkınma kredileri, uzun sürede, borçlanan ülkenin üretim ve ihraç potansiyelini artıracak ve dünya piyasasında bu mamullerin yer almasını sağlayacaktır. Yardımlaşma ve işbirliğine dayalı yeni yatırım ve dış ticaret modeli, daha sonraki dönemlerde, kalkınmakta olan ülkelerin ödemeler dengesinin düzelmesine, «yardım alan ülke» olmaktan çıkıp «yardım eden ülke» olmasına yol açacaktır. Böylece, tüm insanlık, Allah’ın bir bağışı olan doğal kaynakları en verimli bir biçimde kullanmış olmaktan ötürü bu kaynaklardan en geniş ölçüde yararlanacaktır.

g) Faiz ve geri kalmış ülkeler :

Genel olarak, kalkınmamış ülkeler, özellikle Müslüman ülkeler, finansman kurumları gelişmiş, birbirine sıkı sıkıya bağlı olmadığı için, faizsiz bir ekonomi sistemine dönüşebilirler. Plânlanan yatırım programına uygun olarak fonların çeşitli kanallara dağılımı, başarılı bir uygulama için, özel olarak geliştirilmiş finansman kurumlarını gerektirir. Bu, herkesin bildiği bir gerçektir. Nitekim gelişmemiş Müslüman ülkelerde faiz politikası çok sınırlı bir rol oynamaktadır. Çünkü bu ülkelerde faizin etkili olabilmesi için gerekli ortam ya oluşmamış ya da yeteri kadar gelişmemiştir. Para yönetimi yönünden gelişmiş bir sistemde, tüketim masraflarındaki küçük bir artış, yatırım masraflarında oldukça büyük artışlara yol açmaktadır. Özellikle yatırım masraflarındaki büyük oynamalar, kazancın yön ve hızının saptanmasında para otoritelerine yol gösterici oluyor. Faiz oranı üzerinde dolaylı bir denetimin kurulması, tüketim ve yatırım harcamaları arasındaki bu duyarlığı bir dereceye kadar azaltmaktadır. Ama gelişmemiş ülkelerde tüketim ve yatırım harcamaları arasında böylesine bir duyarlık söz konusu değildir. Bu bakımdan, faiz oranı politikası, bir denetim aracı olarak önemini yitirmektedir. Bu durumda yapılması gerekli olan, üretimden dağılıma kadar tüm malların doğrudan doğruya kontrolüdür. Ancak bu şekilde fiyatlarda istikrar ve yatırımcılar için gereken finansman sağlanmış olur. İslâm ülkeleri, ekonomik yönden gelişmiş ülkeleri körükörüne izlemek yerine sosyo-ekonomik sorunların kökenine inmek zorundadır. Ancak bu şekilde İslam’ın ekonomi anlayışına dayalı, kendilerine özgü bir sistem geliştirilebilir ve çağın ekonomik bunalımlarına iyi bir çözüm getirilebilir.

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)