Facebook
RSS

Faiz ilk çağlardan beri ödünç verme muameleleriyle birlikte gelişmiş ve ortaya çıktığı andan itibaren en başta din adamlarının, sonra filozofların, devamında da maliyeci, hukukçu ve iktisatçıların inceleme konusu olmuştur ve tarih boyunca da faizin ahlâkiliği tartışılmıştır.

Bugün içinde yaşadığımız dünya; aklı başında olan kişiler, düşünürler, bilginler ve araştırmacıların itiraf ettiği ve Batı uygarlığının merkezi olan bölgeleri dolaşan seyyah ve gözlemcilerin gördüğü gibi, bu bölgelerdeki maddi uygarlığın tüm görkemine, sanayi ürünlerinin gelişmişliğine, gözleri kamaştıran maddi refahın tüm görüntülerine rağmen her yönüyle sıkıntılı, ızdıraplı, korkulu, sinirsel ve ruhsal hastalıkların yaygın olduğu bir dünyadır.[1]

Binaenaleyh, faizin belli başlı ahlâkî, psikolojik ve manevi zararlarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Merhamet ve Şefkati Yok Edebilmesi

Faizle borçlanan ihtiyaç sahibi, borç veren tarafından zor durumda bırakılır. Yani faizle borç vermek, bir anlamda güçlü olan kişinin, zayıfın ihtiyacını istismar etmesi ve onu sömürmesi anlamına gelir. Bu ise insanın şefkat ve merhamet yolları yok edilmesi demektir.[2]

Diğer yandan, sermayedar tabakanın elindeki mal, adeta diğer malları avlamak için bir tuzak olarak görülmektedir. Öyle ki, söz konusu üst tabaka kurdukları bu tuzaklara yem bile koyma zahmetine girmezler. Çünkü zaten ihtiyaç içinde olanlar böyle bir ister-istemez kendiliklerinden düşerler. Zaruretleri ve sıkıntıları kendilerini kendi ayaklarıyla bu tuzaklara alıp götürür.[3]

Faiz ile birlikte sermaye sahipleri, haksız ve gayrı ahlâkî bir biçimde toplum içerisinde ezilen kesimin, riske giren insanların zarar etme ihtimaline karşı kendisini garantiye alır. İnsanların herhangi bir üretim mahsulünü daha pahalı alıp kullanmalarına aldırış etmez, üretimde diğer araçları kullanan insanların zararına aldırmaz, katılmaz, bunlara karşı duygusallık göstermez. Sadece kendi çıkarını, menfaatini düşünür. O kendi çıkarını düşündükten sonra, diğerlerinin zararı onu ilgilendirmez. Fakirin daha fakirleşmesi, zenginin daha zenginleşmesi, enflasyon ortamının artması onu ilgilendirmez.[4]

2. Yardımlaşma ve Dayanışma Anlayışını Yıkma Tehlikesi

Faiz toplumdaki yardımlaşma ve güven hislerini, menfaat ilişkisine dönüştüren, çalışmadan haksız olarak elde edilen bir kazanç değerlendirmesidir. Toplumun gelişmesi ve bütünleşmenin sağlanması için dayanışma-yardımlaşma unsurlarının daha aktif hale getirilmesi gerekir.[5]

Toplum arasında sevginin doğmasına ve yardımlaşmanın yaygınlaşması isteniyorsa, kesinlikle faize ve faizin yaygınlaşmasına izin verilmemesi lazımdır. Zira faizin yaygınlaştığı bir toplumda sevgiden, dostluktan eser kalmaz. Birisi, ihtiyaç sahibi bir insana, sırf ondan iki lira almak için bir lira veriyorsa, böylesi bir kimseyi hiçbir ruhun kabul etmesi beklenemez ve ona karşı bir sevgi duyulmasını beklemekte anlamsızdır. Toplumunda karşılıklı yardımlaşma, o toplumu birbirine bağlayan temel unsurlardan biridir. İşte faiz bunu yıkmakta, onu temelinden sarsmaktadır.[6]

3. Maddenin Putlaştırılması

İnsanlar cömert ve elleri açık kimseler olmalıdırlar ki, daha fazla gelir elde ettikleri zaman toplumun nispeten daha muhtaç kimselerine, onların kendi yaşamları için gereken mal ve hizmetleri elde edebilmeleri için versinler. Ne var ki faizcilik anlayışı, insanlara tam tersini öğretir ve der ki; kime ihtiyacından daha fazla servet ulaşmışsa o, sizin kendini kontrol, özveri ve zevklerden vazgeçme duygusu dediğiniz cimrilikle, kendisinin gayet doğal ve uygun olan ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü bile karşılamaktan vazgeçsin ve bu şekilde herkes daha çok servet toplamaya çalışsın.[7]

Faizin ön planda olduğu toplumlarda insan varlığının en önemli gayesi mal kazanmaktır. Herkes daha çok kazanmak için çırpınır. Hayatın akışı ve olaylar tamamen ekonomik zaviyeden değerlendirilir. Herkes menfaati ve iktisadî istikbali için her şeyi yapabilir. Bu nizam doğrudan doğruya insanlığın helakini hedef almaktadır.[8]

Faizi didikleyip her bölümünü iyice araştıracak olursak, faiz anlayışının insanoğlunda harekete geçtiği andan itibaren, para biriktirme isteğinden tutun da diğer bütün ekonomik hayatın gelişiminde, insanı bencillik, cimrilik, dar kalplilik, duygusuzluk, maddeye tapmak gibi daha birçok kötü sıfatlarla etkilediğini ve bu anlayış geliştiği müddetçe, insan faizcilikle yürüttüğü işlerde başarılı olduğu nispette bu kötü sıfatların da onun içinde kökleşeceğini, derinleşeceğini kestirebilmek zor değildir.[9]

Faiz sistemi, insanın hırs, açgözlülük ve menfaat duygularını, rekabette önde gitme, şan ve şöhret sahibi olma, herkesi kendine muhtaç etme ve sürekli olarak kendisinden bahsettirme tutkusunu durmadan körükler. Neticede insan gözü hiçbir insanî değeri görmez, Karunlaşır, maddeci olur, her şeyin değerini menfaatle ölçer, kendine fayda sağlamayan beşerî değerler gözünde hiç hükmünde olur.[10]

4. Tembellik, Hazırcılık ve İsrafa Sevk Etmesi

Faizin insan psikolojisi ve insanın mânâ âlemini tahrib edip, ona kazandırdığı kötü hasletlerden birisi de, onu tembelliğe, hazırcılığa itmesi ve onu israfa sevk etmesidir. Faiz, zahmetsizce, kolay ve kısa yoldan kazanç sağlam imkânlarını insanların önüne alabildiğine serdiğinden, bu tür yollarla kazanç sağlamayı teşvik eder. İnsanların normal ve meşru yollardan giderek gelir ve servet elde etmesi uzun ve zahmetli bir iştir. Fakat faiz akımına alışmış insanların bu kadar beklemeye ve yorulmaya tahammülleri yoktur. Hemen, derhal, kısa ve kolay yoldan, işin meşruiyet tarafıyla fazla ilgilenmeden kazanmak isterler.[11]

Bediüzzaman faizin söz konusu kötü tesirine şöyle dikkat çekmiştir: “Ribâ (faiz) tembellik verir,  çalışma şevkini söndürür. Ribânın kapıları, hem de onun kapları olan bankaların her daim yararı ise, beşerin en fena kısmınadır.”[12]

Sonuç olarak faiz, yerinde oturan, hiçbir iş yapmayan tembel ve lükse boğulmuş bir tabakanın doğmasına neden olur. Bunlar hiçbir çalışma yapmadan, çaba harcamadan kazanılan malın üzerinde hazır bir şekilde oturmaktadırlar.[13]

5. Strese ve Karamsarlığa Sebep Olması

Faiz öylesine bir hal almıştır ki, her ülkenin yoksul ve orta sınıfının büyük bir çoğunluğu buna yakalanmıştır. Bu nedenle, dar gelirli işçi ve memurların gelirlerinin önemli bir kısmını faize verirler. Bu onların hayat seviyelerini düşürmekle kalmaz, ailelerinin geçiminin, evlatlarının eğitim ve öğreniminin sıkıntıya girmesi, onların kafalarını daima meşgul ettiği için, onları stresli hale getirir.[14]

6. Motivasyon Sıkıntısı

Faiz kurumunun ve onun harekete geçirdiği kredi mekanizmasının yol açabileceği durumlardan birisi de ekonomik motivasyonun olumsuz yönde etkilenmesi ve ekonomik etkinliğin düşmesidir. Faiz şeklinde garanti edilmiş bir maktu gelir ve diğer garantiler sayesinde finansal varlık sahiplerinin bu varlıklarla ilgilenmesi gereksiz hale geldiğinden aradaki ekonomik ve psikolojik bağlar da kopar.[15]

Fon arz eden taraf olan küçük tasarruf erbabı, tasarruflarını maktu faiz geliri şeklinde de olsa güvenli bir gelir elde edecek şekilde değerlendirdiklerine göre, artık vade sonuna kadar onların akıbetiyle ilgilenmek ihtiyacı hissetmeyecektir. Zaten normal olarak bağımlı çalışan durumunda olduklarından ve buradan da ücret şeklinde yine sabit ve maktu bir gelir elde ettiklerinden, mevcut durumlarını muhafaza etme endişesi dışında, işyerinin verimliliği ve etkinliği ve genel ekonomik durum gibi hususlarla da ilgilenmek ihtiyacı hissetmeyecektir. Böylece bu sınıfların bağımlılık, pasiflik ve mutlak olmasa da nisbî fakirlik gibi halleri ağırlaşarak devam edecek demektir.[16]



[1] Seyyid Kutub, “Bakara 275”, Fî Zılâl’il-Kur’an Tefsiri, (Çevrimiçi) http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm , 09.01.2013.

[2] Vehbe Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, C. 5, Çev. Beşir Eryarsoy, İstanbul, FezaYay., 1994, s. 507.

[3] Seyyid Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, Çev. Harun Ünal, İstanbul, Hikmet Neşriyat, 2011, s. 236.

[4] Hayreddin Karaman, “Faiz Toplumu Fakirleştirir”, Türkiye Finans Paylaşım Dergisi, S. 15, 2010, s. 11.

[5] Ali Acar, “Faiz ve Toplum İlişkisi”, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Sayı 16, 2010, s. 194.

[6] Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, s. 235.

[7] Ebu’l Âlâ el-Mevdûdî, Faiz, İstanbul, Hilal Yayınları, 2004, s. 65.

[8] Acar, “Faiz ve Toplum İlişkisi”, s. 190.

[9] İsmail Mutlu, Faiz, İstanbul, Mutlu Yayıncılık, 2003, s. 104.

[10] A.e., s. 105.

[11] Sabri Orman, İktisat, Tarih ve Toplum, 2. Baskı, İstanbul, Küre Yayınları, 2010, s. 217.

[12] Said Nursi, “Osmanlıca Nüsha, Sözler/Lemaat”,  Sözler Mecmuası, İstanbul, Altınbaşak Neşriyat, 2010, s. 353.

[13] Kutub, İslam’da Sosyal Adalet, s. 236.

[14] el-Mevdûdî, a.g.e., s. 75.

[15] Orman, a.g.e., s. 165.

[16] A.e., s. 166.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)