Facebook
RSS

Ey ihsanı bol RABBİMİZ! Sana hamd ederiz ki hamd ve sena ancak sana mahsustur ve sana layıktır.

EY RABBİMİZ! Bize kendi katından bir rahmet ver. Ve bu işimizde bize doğruluk ver ve bizim için muvaffakiyet hazırla.

EY RABBİMİZ! İlmimizi arttır, göğsümüzü aç ve işimizi kolaylaştır. Ve risalet semasının güneşi, nübüvvet burcunun ayı olan o çok şerefli Efendimize (a.s.m.) ve onun hidayet yıldızları olan Al ve Ashabına salât ve selâm eyle.

AMİN…

İçerisinde bulunduğumuz 21. y.y. kadar, çeşitli ekonomik sistemler denenmiş, gerektiğinde sağı solu kırpılmış ya da yeni şeyler eklenmiş, sosyal refah, kalkınma, istikrar ve büyüme adına birçok hamle yapılmıştır. Fakat her yeni denemenin sonucu, her yeni yamanın neticesi yine aynı sonucu vermiştir: YOKSULLUK, ADALETSİZ GELİR DAĞILIMI, MUTSUZLUK.!

İnsanoğlunun terakki süreci incelendiğinde yaptığı hatalardan ders alındığı nispette gelişme ve iyileşme görüldüğü, hatalarına göz kapattığı nispette de aynı dertlere, problemlere düçar olduğu görülecektir. Peki, birçok defalar denenmiş, çeşitli menfi sonuçlar alınmış, hiçbir zaman sosyal adaletin ve dengeli gelir dağılımının sağlanamamış olduğu bu sistemlerde, bu ekonomik kalıplarda neden bu kadar ısrar edilir. Cevap şudur, dünya toplumunun çok az bir kısmını teşkil eden muayyen(belirli) bir güruhun, çıkarlarını ve kazançlarını kaybetmemek için tüm insanları kendine modern köle haline getirmesi, uyutması; aksini düşünenlerin ise susturulmasıdır.

Sabahaddin Zaim Hoca’nın “İnsan-İslam-Ekonomi” adlı eserindeki şu paragrafı okumak sanırım mevzunun anlaşılmasına katkıda bulunacaktır: “İslam dünyası aydınları 1960’lardan sonra bir araya gelince bu durumu (batılaşmanın ve batının ekonomik sitemlerinin İslam Alemine katkısını) sorgulamışlardır. “Biz Müslüman olduğumuza göre, İslam’ın bir sosyo-ekonomik düzeni yok mudur?” sorusunu sormuşlar ve o zaman İslam Dünyasında uygulanan sistemlerin İslam ile ilgisi kalmadığını fark etmişlerdir.

1970’li yıllarda Suudi Arabistan’dan gelen hocalarla bir Müslüman İktisatçıları Derneği kurulmasını görüşmüştük. 1971 yıllarında Libya’da Kaddafi’nin tertiplediği İslam Gençlik Kongresi’nde bu konular ele alınmış ve aydınlar birbirleri ile tanışmıştı. 1976’da ilk defa Dünya İslam İktisadı Kongresi toplanmıştı. Kral Faysal’ın tertiplediği bu kongre 1975’de yapılacakken, Kralın öldürülmesi üzerine 1976’da toplanabilmişti.”

Pek tabî olarak farklı bir ekonomik kalıbın, bırakın hakim olmasını gündeme dahi getirilmesi istenmiyordu. Çünkü, sözgelimi İslam Ekonomisi bilinirse tüketim kalıplarından tasarrufa, bankacılıktan, finans sektöründen reel sektöre, ücretten işçi-işveren haklarına kadar bir çok şey değişecek, bu da mezkur zihniyetin vampirliğinin sonu olacaktı. Daha fazla sömürmeleri ve kazanmaları için muayyen bir hayat görüşü, tüketim, tasarruf, yatırım kalıpları yine muayyen(belirli) bir finans ve reel sektör yapısı, emeğin daha iyi sömürülebileceği işçi-işveren ilişkisi istiyorlar.

İşte bu noktada EKONOMİSLAM GRUBU olarak mezkur durumdan kendimize bir vazife çıkartarak yola çıktık ve İSLAM EKONOMİSİ’nin herkese duyurulmasını ve anlatılmasını şimdilik birincil vazifemiz olarak kabul ettik. İnanıyoruz ki İktisad-ı Fıtri (İnsanın yapısına ve yaratılışına uygun ekonomi) olarak adlandırdığımız, insanı maddi ve ruhi yapısıyla ele alan bu kıymetdar sistemin bilinmesi ve tatbiki sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için bir tiryak hükmünde olacaktır. Taasubdan uzak bir göz ile bakılırsa elbette herkes İSLAM EKONOMİSİ’ndeki bu mükemmel yapıyı ve işleyişi görecektir.

EKONOMİSLAM GRUBU olarak bu işin hakikaten çok değerli olduğunu düşünüyoruz. İslama ve ahkamına gayr-i müslimlerin sahip çıkmasını elbette beklememeliyiz ve beklemiyoruz. Yarın, bu çekirdek hükmündeki çalışmalarımız filiz verirse, kendimizi gerçekten çok bahtiyar hissedeceğiz.

Son söz olarak Sait Halim Paşanın dediği gibi “kendisinin Müslüman olduğunu söyleyen bir adam, kabul etmiş olduğu dinin mabad-i esasiyesine göre hissetmedikçe ona göre düşünüp ona göre hareket etmedikçe, yani İslam’ın ahlakiyatına, içtimaiyatına, siyasiyatına tamamıyla kendini uydurmadıkça yalnız Müslümanlığını itiraf etmekle bir şey kazanamaz, hiçbir saadet elde edemez.

Bir Kant’ın yahut bir Spencer’ın ahlakiyatına inanan, bununla beraber içtimaiyatta Fransız, siyasiyatta İngiliz tarz-ı telakkisini kabul eden bir Müslüman ne kadar âlim olursa olsun ne yaptığını bilmeyen bir kimseden başka bir şey değildir.”

..::EKONOMİSLAM::..

ekonomislam.com

islamekonomisi.org

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)