Facebook
RSS

İslam iman, amel ve ahlak konularında birtakım terim ve tarifler getirdiği gibi, insan davranışlarını yönlendiren din, bilim, iktisat ve idarede de tasnifler yapmıştır. Kainattaki nizamı, canlı ve cansız varlıkları yaratan Allah koymuştur. Alemi, çift çift yaratmıştır. Kâinatı ve insanı var etmiş; kâinatta canlı ve cansızları, insanda ruh ve bedeni, cansızlarda varlık ve tesiri, canlılarda gaye ve iradeyi, ruhta doğruluk ve iyiliği, bedende fayda ve ünsiyeti yaratmıştır. Mekanda zamanı var etmiş; Maddede enerjiyi tesirli kılmış; Nebatta hayatı gaye yapmış, toplumda şuura irade vermiştir. İlimde, dil ile doğrunun ifadesini; dinde sanat ile iyi ve güzelliklerin yayılmasını; idarede hukuk ile ünsiyetin tesisini; iktisatta ise

teknik ile faydalının yapılmasını gerçekleştirmiştir. Fizyokratların ifade ettiği gibi insana düşen görev, kainatta var olan bu kurulu düzeni bulmaya çalışmasıdır.

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi İslam’ın bir hukuk yönü bulunmaktadır. Onun için İslam hukukunun varlığını kabul edenler, dolayısıyla İslam ekonomisinin de var olduğunu kabul etmek durumundadırlar. Çünkü hukuk ile ekonomi, konu olarak insanı ve insan davranışlarını ele almaları bakımından benzer ilimlerdir denilebilir. Bu sebeple İslam’ın bir hukuk tarafının bulunduğunu kabul edenlerin, ekonomik tarafının da bulunacağını kabul etmeleri gerekir diyoruz. İslam hukukunun varlığını yalnız müslümanlar değil, müslüman olmayanlar bile kabul etmektedirler. 1938 yılında Lahey’de toplanan Uluslararası Hukuk Konferansı’nda, bu toplantıya katılan Müslim ve gayr-i Müslim üyeler, İslam hukukunun mukayeseli hukuk kaynaklarından biri olduğu, canlı ve gelişmeye elverişli olup başlı başına, müstekİl ve orijinal bir hukuk olduğu ve hiçbir hukuktan alınmadığı hususunda oy birliği ile karar vermişlerdir. [1]

Ekonominin ilim olarak felsefeden ayrılıp müstekıl hale geldiği günden beri ürettiği kelime ve terimlerin bir çoğu lafız ve mana olarak ayetlerde geçmektedir. Mesela Kur’an-ı Kerimde emek, [2] ücret [3] (İcare: hizmet ve kira akdi), faiz [4] (Ribâ), alış veriş (bey’), [5] mal, [6] para, [7] karz (kredi), [8] sermaye, [9] ihtiyaç, [10] fayda, [11] zarar, [12] kazanma (kâr etme), [13] eşyanın (malların ve paraların) değerlerinin düşürülmemesi, [14] zekat (vergi) ve zekatın dağılım yerleri, [15] ticaret, [16] ziraat, [17] aldatma [18] gasp ve hırsızlık [19] gibi daha bir çok konularda ayetler vardır. Bu ayetlerde ekonomik anlamlar ya açık bir kural ve kaide olarak ya da işaretlerle birçok hükümler getirilmiştir. Böylece ekonominin temelini teşkil eden üretim, tüketim, mübadele ve diğer konularda sistemin genel prensipleri tesbit edilmiş bulunmaktadır. Tabi bu ayetleri anlamak için Kur’an-ı Kerim’in dilini, ilmî bir şekilde bilmeye yani klasik Arapça’yı bilmeye ihtiyaç vardır.

Kur’an’ın veya İslam’ın ekonomik bir model sunmadığını ileri sürenler bulunabilir. Ekonomik esasların Kur’an’da açık ve zahir olarak bulunmadığı ve dolayısıyla İslam ekonomisi diye bir şeyin olmadığı iddia edilebilir. Biz burada bu düşüncede olanlara görüşlerinin yanlış olduğunu kendilerine göstermek için namazı (salatı) delil ve bir örnek olarak sunmak istiyoruz. Bilindiği gibi namaz, İslam dininin temel esaslarından birisidir. Bunu herkes böyle kabul eder ve hiçbir kimse inkar edemez ve İslam’da namaz yoktur, diyemez. Ama Kur’an’da namazdan bahseden sadece “salat” (dua ve mağfiret) kelimesi geçmektedir. Bunun yanı sıra namazın rükünlerini ifade eden kıyam, kıraat, rüku ve secde kelimeleri de bulunmaktadır. Namaz da Kur’an’da bütün özellikleri, şekilleri, rükünleri ve evsafı ile açık bir şekilde açık açık anlatılmış değildir. Namazın tüm rükünlerini ve özelliklerini bize Hz. Peygamber’in sünneti açıklayıp öğretmiştir. Hz. Muhammed’in arkadaşları, Hz. Peygamber’e bakarak o nasıl namaz kılıyorsa, onlar da öyle namaz kılıyorlardı. Hatta bu hususta Hz. Peygamber’in (S.A.V.)“Ben nasıl namaz kılıyorsam bakın; siz de aynı benim gibi namaz kılın” buyurdukları sabittir. [20]

Hz. Peygamber’in namazı açıklayan sünneti olmasaydı, bugün müslümanların kıldığı namazda şekil birliği olmaz; kimisi alın ve burun üzerine secde yaparken diğerlerinin de kulakları üzerine secde etmeleri ihtimal dahilinde idi. Ama Sünnet namazın nasıl kılınacağını açıklayarak, rüku nedir ve nasıl yapılır, secde nedir ve nasıl yapılır; bütün bunları bir bir açıklamıştır.

Namaz, salat kelimesiyle ifade edilmekle beraber, bu kelimenin manası zahir olmayıp kapalı olduğu için, namazı çok açık bir şekilde ortaya koyamamaktadır. Bu durumda biz, Kur’an’da A’dan Z’ye bütün kurallarıyla açık bir şekilde anlatılmamış diye, Kur’an’da veya İslam’da namaz yok diyebilir miyiz? Diyemeyiz; çünkü İslam, Kur’an ve Sünnet gibi iki kaynağa dayanan bir dindir. Kur’an’da olmayan bir şey, sünnette ve Hz. Peygamber’in hareket ve davranışlarında olabilir. Ya da Kur’an’da işaretle kapalı olarak anlatılan bir hüküm veya tavsiye Hz. Peygamberin sünneti ile açıklanmış ve kolayca anlaşılır bir hale getirilmiş olabilir. Kaldı ki, meseleye konumuz olan ekonomi açısından baktığımız zaman çok enteresan bir durum ortaya çıkıyor. Hiçbir kimsenin varlığını inkar edemediği namaz hakkında Kur’an’da üç beş kelime zikredilirken, ekonomi hakkında yüzlerce ayette yüzlerce kelime söylenmiş bulunmaktadır. İleride yeri geldikçe bu ayetlerin metinleri verilecektir.

Şu halde bu açıdan bakarak Kur’an’da ekonomi hakkında açık hüküm bulamadıkları için, İslam’da ekonominin bulunmadığını iddia edenler,  aslında bilmeden (Kur’an’da açık hükümle bildirilmediği için) İslam’da namaz da yok der gibi bir hataya düşmüş oluyorlar. Yoksa Kur’an’da açıkça zikredilmediği için, İslam’da ekonomi olmaz diyenlerin mantığı ile düşünecek olursak, aynı metodu namaz için de uyguladığımız zaman İslam’da namaz da yok neticesine varılır ki, bunu sadece müslümanlar değil, başka din mensupları, gayri müslimler bile kabul etmezler.

Muhammed Hamdi Yazır, Bakara Suresi’nin 274. ayetini tefsir ederken konumuzla da ilgisi bulunan şu fikirleri yansıtmaktadır: İlâhî hikmete ve ilâhî sünnete göre, böyle gece gündüz, gizli ve açık demeyip her zaman ve her durumda infaka devam edebilmek az olsun, çok olsun infak çeşitlerinin en mükemmeli olan bu tarzı, sahibinin kazanç yollarına göre, çeşitli derecelerde değerlendirilmesi ihtimali bulunmaktadır. Bunun temelinde malların faydalanmaya sunulmasıyla, istifçilik ve karaborsadan korunması ve dolaşımın hızlandırılması gibi hayatî, mâlî, iktisadî hikmetler vardır. En dikkat çekici nokta ise ferdî ekonomi ile genel ekonomiyi içiçe kaynaştırmasıdır. Toplum düzeninin genel yapısı, servetin topluca dolaşımını engellemeye yönelik istifçilikten aşırı kâr hırsına yardımcı olduğu zaman, ekonomik çöküntünün başlamış olduğunu bilmek gerekir. [21] .

Ancak daha önce de söylediğimiz gibi, bugün İslam ekonomisi bütün kurum ve kurallarıyla teorik olarak ortaya konmuş değildir. İslam ekonomisinin müstekıl bir ilim haline gelebilmesi için, üzerinde daha uzun süre araştırma ve çalışma yapılması ve hatta yalnız teorik çalışma değil, aynı zamanda araştırma neticesi elde edilen bulguların uygulamaya konulmasına ihtiyaç vardır. O yüzden biz, gerek kendi çalışmalarımız ve gerekse memleketimizde yayınlanmış olan tercüme ve telif İslam ekonomisini anlatan eserlerin konularında çok iddialı olduklarını ileri sürmüyoruz. Ama bizim bu alanda iddia ettiğimiz bir husus vardır: İslam’ın  ekonomi teorisinin nirengi noktaları Kur’an ve Sünnette belirtilmiştir; dolayısıyla bu nirengi noktalarını birleştirdiğimiz zaman İslam ekonomisinin iskeleti ortaya çıkacaktır. İslam alimleri geçmişte nasıl İslam hukukunu ortaya koymuşlarsa, bugün yaşayan Müslüman bilginler de kaynaklarına dayanarak İslam ekonomisini teorik olarak, bir doktrin şeklinde ortaya koyacaklardır. Bu hususta ülkemizde çalışmalarına devam eden ilim erbabının gayretleri bize ümit vermektedir. Bir ilmin diğer ilimlerden ayrılarak müstekıl bir bilim haline gelebilmesi için, sadece teorik çalışmalar değil, belki bunun yanında sosyal ve siyasi şartların da oluşmasına ihtiyaç vardır. İlim bir süreçtir. Bizim temennimiz bugün uygulanmakta olan ekonomik sistemlerin bazı yanlış tarafları bulunması dolayısıyla meydana gelen krizlerin ve ekonomik zulümlerin bir an evvel ortadan kalkması; birey ve toplum olarak insan doğasına uygun olan bir sistemin uygulama alanına  geçirilmesidir. İktisadi ekollerden biri olan fizyokrasi mektebine mensup fizyokratlara göre dünyada, varlıklar aleminde böyle doğal bir düzen vardır. Fizyokratların fikir sistemindeki ana prensiplerden birisi de mevcud bütün rejimler arasında, insanlık hesabına en faydalı olanı doğal düzendir. Doğal düzen, dünyayı yaratan kuvvetin istemiş olduğu düzendir. Tanrının kurduğu düzen, insanların düşünebilecekleri suni sistemlerden daha iyidir. [22] . İşte Feridun Ergin’in kitabında bahsettiği bu Fizyokratların doğal düzen teorisi bir gerçeğin ifadesi olup insana düşen bu doğal düzene ulaşmak için çalışmasıdır.

Bize göre bugün dünya bu doğal düzene ancak İslam’ın gösterdiği yollardan, Kur’an ve sünnetin önderliğinde ictihad ve icma ile ulaşabilir. Bu hususta çalışıp ihlas ve samimiyetle emek harcayanlara, ömür tüketenlere şimdiden başarılar dilerim.

YAZAR: PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

——————————————————————————————————————–

[1] Bkz. Muhammed Yusuf Musa, Fıkh-ı İslam Tarihi, Çev: Ahmet Meylani, Bayrak Yayımcılık-Matbaacılık, İst.-1983, s. 14; Krş. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhıyye Kamusu, I, 325-326; Ali Himmet Berki, Hukuk Tarihinden İslam Hukuku, s. 5; Abdülkerim Zeydan, İslam Hukukuna Giriş, s. 37.

[2] Necm 53/ 40;Leyl 92/4, İnsan 76/ 22, Enbiya 21/ 94.

[3] Talak 65/ 6; Necm 53/ 39; Bakara 2/ 286.

[4] Bakara 2/ 275-287; Ali Imran 3/ 130; Nisa 4/ 161.

[5] Bakara 2/ 275; Bakara 2/ 282; Nisa 4/ 229), Faiz (Bakara 2/ 275, 276, 279; Ali Imran 3/ 130; Nisa 4/ 161.

[6] Bakara 2/ 188; Nisa 4/ 29; Tevbe 9/ 103.

[7] Bkz. Varık: Kehf 18/ 19; Para (dirhem) (çoğulu derahim) Yusuf 12/ 20; Para (dinar (çoğulu denanir) Ali İmran 3/75.

[8] Maide 5/ 12; Hadid 57/ 18; Teğabün 64/ 17; Müzzemmil 73/ 20.

[9] Bakara 2/ 279.

[10] Mümin 40/ 80.

[11] Bakara 2/ 164; Mümin 40/ 80

[11] Bakara 2/ 279.

[12] Nisa 4/ 12.

[13] Bakara 2/ 16.

[14] Maide 5/ 12; Hadid 57/ 18; Teğabün 64/ 17; Müzzemmil 73/ 20.

[14]Bakara 2/ 279.

[15] Bakara 2/ 43; 83; Müminun 23/ 4; Tevbe 9/ 60.

[16] Bakara 2/ 282; Nisa 4/ 29; Tevbe 9/ 24; Nur 24/ 37.

[17] Yusuf 12/ 47; Vakıa 56/ 64.

[18] Şuara 26/ 181-183; İsra 17/ 35; Mutaffifin 83/ 1-3), İsraf  (A’raf 7/ 31.

[19] Mümtehıne 60/ 12.

[20] Buhari, Ezan, 18.

[21] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Azim Dağıtım-İstanbul, II, 229.

[22] Feridun Ergin, İktisat, Halle Matbaası İstanbul-1964, s. 56.




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)