Facebook
RSS

İslâm açısından ganimet kavramının temel şartı; gani­metin meşru bir amaç ve inanç savaşmasında elde edilmesidir. Yapılan savaş, bir cihad karakteri taşımazsa o zaman elde edilen mal, ganimet sayılmamaktadır. Bu karakter de iki esasa dayanmaktadır.

1- Savaş, İslâm ideolojisini yüceltmek ve egemen kıl­mak amacıyla devlet başkanının izniyle yapılmalıdır. Soygun­culuk ve yağmacılık savaşları cihaddan sayılmaz. Cahiliye devrî savaşları gibi… Ülkelerin servetlerini ve pazarların, el­de etmek amacıyla yapılan savaşlar da cihattan sayılmaz. Ka­pitalistlerin savaşları gibi…

2- İslâm davetçileri her şeyden önce kendi İslâmi ide­olojilerini dünyaya ilân etmeli sağlam delillere dayalı olarak bu ideolojilerinin temel çizgilerini açıklamalıdırlar. Ki İslâmiyet sağlam temellere dayandırabilsinler. Ve başkalarına da akıl ve mantık ölçüleri çerçevesinde kaldıkça münakaşa fırsatı kalmasın. İnsanlığın gerçek çıkarlarını amaç edinen evrensel ve fikrî bir çağrı olması niteliğiyle İslâm devleti silahlı bir mücadeleyle karşılaşma ihtimalindedir. İslâm düşmanları bu nuru söndürme çabasını ısrarla sürdürmektedirler. İşte yalnız bu gibi savaş ortamlarında elde edilen mallar ganimet sayılırlar.

Ganimetler arasındaki tutsakların hükmüne gelince, bu hususta üç alternatif vardır.

I-  Tutsak ya affedilip serbest bıra­kılır.

II- Ya da fidye karşılığında salıverilir.

III-Ya da köleleştirilir.

Bu durumda köleleştirme, devlet başkanının uygulamakla yükümlü olduğu üç alternatiften sadece biri olmaktadır.

Bu arada devlet başkanının, tutsağa ilişkin söz konusu üç alternatiften en uygunu ve toplum çıkarlarına en yakın olanını uygulamakla yükümlü olduğunu öğrendikten ve bu­na bir başka İslâmi gerçek olan; İslâmı yüceltmek amacıyla küfür diyarına akın seklinde tanımlayabileceğimiz sa­vaş gerçeğini. Yalnız şunu da hatırda tutmak gerekir ki İslâmiyet, savaşa her zaman müsaade etmez. Ancak günah işlemekten sakınan bir Komutanın bulunması şartıyla savaşa izin verir ki bu komutan, cihad çarpışmalarında İslâm Ordusunu komuta etsin. Bunu ekledikten sonra şöyle bir sonuca varmış oluruz:

İslâmiyet tutsakların köleleştirilmesine; ancak köleleş­tirme, karşılıksız affedip salıvermekten ve fidye ile serbest bırakmaktan daha hayırlı olduğu bir zamanda izin vermiştir. Tutsakları köleleştirme yetkisini de maslahata en yakın olan işi yapmayı başaran ve günah işlemekten sakınan devlet baş­kanına vermiştir.

Bu hükümde, İslâmı hesaba çekmeyi gerektiren bir unsur yoktur. Her ne anlama gelirse gelsin sosyal doktrinler de bu hükümde birbirleriyle anlaşmazlığa düşmüş değildirler. Kö­leleştirme bazen, affedip salıvermekten ve fidye karşılığında serbest bırakmaktan da hayırlı olabilir. Tabi ki bu yöntem, düşmanın da tutsaktan köleleştirdiği bir zamanda uygulanır. Bu gibi durumlarda düşmana misillemede bulunmak ve onun uyguladığı yöntemin aynısını uygulamak zorunlu hale gel­mektedir. Eğer köleleştirme/karşılıksız salıvermekten ve fid­ye karşılığında serbest taramaktan daha yararlı olacak olur­sa o zaman İslâmiyet, köleleştirmeye niçin müsaade etmesin? Gerçekten de İslâmiyet, köleleştirmenin hangi durumlarda daha yararlı olacağını tam olarak açıklamamıştır. Fakat bu­nu tespiti de, siyasal yönden cihadı yöneten, günahtan ve kendi kaprislerinden korunan devlet başkanına bırakmıştır. Köleleştirmenin yararlı olup olmadığını tespitten ve tespit edilen duruma göre tavır almaktan devlet başkanı sorumludur.

İslâm devletinin siyasal hayatında pratik itibariyle tut­saklara ilişkin İslâm’ın hükmü üzerinde düşünecek olursak, köleleştirmenin; söz konusu en uygun üç alternatiften sade­ce birinde meydana geldiğini görürüz. Çünkü İslâm devleti­nin, kendisiyle savaşmakta olduğu düşman devlet de savaşta elde ettiği tutsaklara aynı muameleyi reva görmektedir.

Köleleştirmenin caiz olduğuna ilişkin genel hükmü eleş­tiriye tabi tutmaya gerek yok. Çünkü İslâmiyet, tutsağın köleleştirilmesine, ancak devlet başkanının toplum çıkarlarına uygun bulması halinde müsaade etmiştir. Köleleştirme uygu­lamalarına da itirazda bulunmaya gerek yoktur. Çünkü bu uygulamalar, söz konusu üç alternatiften en uygun olanının sınırları çerçevesinde olmaktadır.

YAZAR:MUHAMMED BAKIR es SADR




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)