Facebook
RSS

21. y.y.‘da İslam Âleminin şahlanışını temin edecek, ona maddi kazancın yanında manevi kazançları da kazandıracak meşru bir ekonomik sistem tüm İslam âleminin özlemi ve zorunlu bir gereksinimidir. Dünya hayatını ve maddiyatı ulvi, mukaddes gayelerine ulaşmada bir araç yapmış ya da yapması gereken Müslümanlar elbette kendilerine bu yüksek kazancı sağlayabilecek bir ekonomik sistemi aramalıdır ve en kısa sürede bir disiplin haline getirip uygulamaya koymalıdır.

Yanlış anlaşılmasın, istediğimiz Amerika’nın yeniden keşfi değildir. İstediğimiz elimizdeki hazineyi aktif bir şekilde kullanabilmektir. Çünkü Müslümanların ihtiyacı olan her şey ellerinin altında mevcuttur; özgüven ve ümit, güçlü irade, sabır ve ittifaktan başka.

Evet, İslam dünyası özgüvensizliğe, ümitsizliğe itilmiş, karın tokluğuna mahkûm edilmiş, hayatı kapitalizmin çarklarına bağlanmıştır. Aslına bakılırsa bunlar, Müslümanların dine bağlılıklarındaki gevşekliğinin, başka saadet arayışının bir diyetidir. Dünyadaki en sarsılmaz hakikatlere, en son ve en mükemmel dine sahip, İslamiyet’e sarılmakla dünyayı dize getirmiş, en güçlü devletlere, en güzel saadete, sahip olmuş Âlem-i İslam’ın, şu anda dinî ciddiyeti elbette hal-i hazırdaki durumumuz hakkında bize çok önemli dersler vermektedir.

Müslümanlar ne zaman İslamiyete sımsıkı sarılmışlarsa, sarsılmaz bir güce sahip olmuşlar, ne zamanda İslam’dan uzaklaşmışlarsa yıkılmaya yüz tutmuşlar, güçlerini ve saadetlerini kaybetmişlerdir. Herkes bilir ki ışıktan uzaklaşan karanlığa yaklaşır hatta bir süre sonra tamamen karanlığa gark olur. İslam Âlemi gücün ve saadetin kaynağını iyi anlamalıdır. Işığın kaynağını karanlıkta aramamalıdır. Müslümanlar için gücün, refahın, saadetin kaynağı hiç şüphesiz İslamiyet’tir. Onun nurlu ve hikmetli düsturları Müslüman için saadet, refah ve gücün kapısıdır. Din insanı hem bu dünyada hem de ahirette mesut etmek için gönderilmiştir. Bize düşen yeniden ışığa doğru yönelmek, onunla önümüzü görmek, onunla karanlığı delmektir. Elbette o nur ile hiçbir karanlık önümüzde duramayacaktır.

İslam Âlemin iyileştirilmesi gereken bir başka yarası da, menfaatlerini, umumun menfaatine tercih eden bir İslam cemaati meydana gelmiş olmasıdır. Hatırlayalım ki umumun menfaatini âli tutan ecdadımız dünyaya hükmetmiş, halkın refah ve huzurunu en güzel bir şekilde temin edebilmişti. Şahsi menfaatlerin umumun menfaatlerine galip geldiği asrımızda ise, zalim ecnebiler milyonlarca Müslüman’ı kendilerine sömürge ve esir etmişlerdir. Ve ne yazık ki bunun getirdiği ümitsizlik ile bir Müslüman’ın lakaytlığını kendi tembelliğine özür kabul edip herkes benim gibi berbattır deyip, özgüvenini, ümidini yitirmiş, Âlem-i İslam’a hizmeti terk etmiş bir Müslüman tipi ortaya çıkmıştır.

Bugün ittifak İslam Âlemi için eskisinden çok daha elzem bir mahiyettedir. Zira karşımızda şahıslar değil çeşitli ekonomik ve siyasi programların etrafında birleşmiş topluluklar durmaktadır. Bugün şahıslar ne kadar dahi olursa olsun bir topluluğun gücü karşısında ezilirler. Dolayısıyla acilen ittifaka ihtiyaç vardır. İttifak muvaffakiyete sebep olduğu gibi, iftirakta yani ayrılıkta mağlubiyete neden olur. Hususen hakta ittifak etmek Allah’ın muvaffak kılmasının bir sebebi, dindarlıktaki izzetin bir gereği olduğunu düşünüp, Hakkı batılın istilasından kurtarmak için bir an önce omuz omuza verme vaktidir.

Bakın ayeti kerime bize bu mevzuda nasıl ışık tutuyor:” İnkâr edenler de birbirlerinin dostlarıdırlar. Eğer siz bunu, birbirinizle yardımlaşmayı yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur (ENFAL, 73).” Evet, İslam âlemi hem maddiyatta hem maneviyatta birbirine destek olmalı, yardım etmeli ki terakkiyi temin edebilsin. Başta dediğimiz gibi maddiyat Müslümanlar için amaç değil mukaddes gayelere bir ulaşmada bir araç olduğu için hem maddi hem manevi olarak bir dayanışma ve yardımlaşma İslam Âleminin hızla terakkisini sağlayacaktır.

Maneviyat cephesi zayıflayan İslam Âlemi maddiyata düşkün olmuş, maddiyatı kendisine bir araç telakki etmekten çıkarıp bir amaç kabul edip bu uğurda mücadele vermeye başlamıştır. Hatta bu uğurda mukaddesatını bile ayaklar altına almayı kabul edenler azımsanacak gibi değildir. Maddiyatla gözleri körelen Müslümanların maneviyattaki bu tembelliği İslam âlemini maddiyatın efendisi ecnebilere sömürge ve esir etmiştir.

Cenab-ı Hakk’ın iradesi kulun iradesine bakar. İnsan neyi isterse, Allah onu yaratır. Hidayete ve dalalete yürümek insanın elindedir. Dolayısıyla niyetler, istekler ve bunların yanında Müslümanların çalışmaları dalaleti kabul üzerine değil de, hidayeti tesis üzerine olursa inşallah İslam âleminin istikbali daha parlak ve daha güçlü olacaktır. Evet, dalaleti kabul ifadesini bilinçli olarak ve isteyerek kullanıyoruz. Çünkü görüyoruz ki Müslümanlar hayatlarını biraz daha pahalıya satabilmek için okuyorlar, öğreniyorlar; üniversiteyi hayatını kurtarmak, değişik bir ortam görmek, makam-mevki sahibi olmak gibi şahsi, fani emelleri için, yabancı dili, bilgisayar kullanımını yine aynı nedenlerden dolayı öğrenme ihtiyacı duyuyorlar. İşte dünya sevgisi ile maneviyatları körelen Müslümanları, Allah için çalışmaya sevk edebilirsek İslam âlemi hızla terakki edecektir. Batılın çarklarında bir dişli olmak yerine İslam’ın terakkisine, umumun menfaatine omuz vermeyi tercih eden bir Müslüman cemaati meydana geldiği gün İslam âlemi Allah’ın izniyle şahlanacaktır.

Evet, Müslüman hayatını Allah’a satar, dünyaya değil. Ücreti Allah’tan bekler, kuldan değil. Ümmeti hayırlı bilir, şahsını değil. Daima ittifakı ister, iftirakı (ayrılığı) değil. Daima çalışır, öğrenir ama Allah için; dünya için değil. Allah’ın nuruyla bakar, batıl karanlığıyla değil.

Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer(gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.(Al-i İmran Suresi, 139)

Gayret göstermek bizden, Tevfik Allah’tandır.

YAZAR: CENGİZHAN SALİH




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)