Facebook
RSS

İslâm dünyasında 20. asrın ikinci yarısında oldukça büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin ilki akademik sahada başlamıştır. Yani ilim adamları bu sahaya merak sarmış, araştırmalar başlamıştır. Sonra müesseseler kurulmuş. Ve ondan sonra da işe hükümetler katılarak devletler arası siyasi platform içinde bir takım faaliyetlere girişilmiştir. Bunları kısaca arz edeceğim.

Bu çalışmalar bir boşlukta meydana gelmiyor. Bir dünya içindeyiz. Ve bu hareketler de bütün dünyanın yapısını ilgilendiren faaliyetlerdir. Buna karşı, dünyaya hakim olan kuvvetlerin de bigane kalması gayet tabii ki düşünülemez. Bu hareketler meydana gelirken bunlara karşı aksulamellar de birlikte doğuyor. Bunu bir defa unutmayalım. Dolayısıyla biz akademik çalışsak dahi bütün bu faaliyetler devam ediyor, hani kapandık bir köşeye aramızda rahat çalışıyoruz diyemiyoruz. Bütün bu çalışmaların hepsi bu siyasi yapı içinde dünyanın her yanında devam ediyor. Her türlü lehte ve aleyhdeki fikir ve cereyanlar da birlikte devam ediyor.

Bu hareketleri yaparken organize ederken bir takım, manilerle de karşılaşıyoruz. Zaten belli maniler mevcut. Bunlara yenileri de ekleniyor. Hepsini dikkate almak gerekiyor.

Meseleyi bir fihrist yapısı içinde incelerken hangi problemlerle karşılaşıldığını şöylece sıralayabiliriz.

Evvela İslâm ülkelerinin iş birliği imkanlarını bugünkü dünya şartları içinde tesbit etmeliyiz. Neredeyiz? Ne vaziyetteyiz? Coğrafi konumumuz, iktisadi şartlar, siyasi yapılar nasıl? Hangi dokular içinde bulunuyorlar? Ne yapıyorlar? Şu anda ne vaziyetteler? Ve bunları geliştirmek için uzun ve kısa vadeli ne gibi projeler yapmak gerekiyor.

Burada şu problemlerle karşılaşıyoruz:

1. Artan nisbette enflasyon baskısı ve tehlikesi, bütün dünyada var, İslâm ülkelerinde hassaten fazla. İslâm ülkelerinde fazla oluşunun bir sebebi var. İktisatçıların bildiği gibi dünyadaki enflasyonda Hristiyan dünyası sanayide önde gittiği için bunların enflasyonu kendi dahili enflasyonudur. Halbuki İslâm dünyasındaki ülkelerde enflasyon kendi iç kaynaklarından doğan enflasyona ilaveten batılı ülkelerden bize ihraç edilen enflasyonla beraber olduğu için bizdeki daima fazladır. O bakımdan onlarda % 5 ise bizde % 50 oluyor.

Onlar enflasyonu dışarıya ihraç ediyorlar, kendilerini istikrarlı tutmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bu baskı var. Bunun için de meselelerimizi halletme durumundayız. Yani bunu azaltmanın tedbirleri lazım. Tabii bu da iş yapmakla mümkün olacak.

2. Azalan iktisadi büyüme oranları, yani iktisadi kalkınma nisbetlerinde düşme oluyor.

3. Dış ticaret hadlerindeki negatif gelişme İslâm ülkelerinin karşılaştığı ana problemlerden birisidir.

4. Gittikçe artan borçlanma hali. Bu ülkelerin borçları gittikçe artıyor. Yahudi sarrafa borçlanan köylü gibi. Kümülatif bir şekilde artan borçlar karşısındayız. İslâm ülkeleri rehin alınıyor.

5. İslâm ülkelerinde muazzam bir kıtlık, açlık var. Bu ülkeler gıda maddeleri ihtiyacı içindedirler. Bu sağlanamayınca bir avuç buğdaya muhtaç kalıyorlar, dini baskılar oluyor vs. Afrika’nın bugün yaşadığı dram budur.

Mesela; Kenya’daki bir seyahatimizde 50 Riyal bulamadıkları için Müslüman çocukları üniversiteye gönderemediklerini bize söylediler. Bu şartlarda Hristiyanlar gidiyor, Müslümanlar gidemiyor. O zengin kıta, İslâm’ın gelişmesi için çok müsait olduğundan, sistematik olarak müslümanlar üzerinde muazzam bir baskı var.

Afrika’daki durum hakkında bir hatıramı nakledeyim: 1956 yılında Amerika’da bulunduğum zaman birgün üniversitenin kütüphanesinde “gizli” kaydı ile bir rapor görmüştüm. Bu Amerikan federal eğitim kongresinin raporuydu ve orada başkanın kapanış konuşmasının son paragrafı mealen şöyle idi: “Afrika 21. asrın kıt’asıdır. Son derece zengin, bakir bir kıt’adır. Ve bu kıt’a batı kültürü ve medeniyeti için son derece de lüzumludur:

Burada iki tehlike var bizim için:

1. Komünizm,

2. İslâmiyet.

İslâmiyet batı kültürü için daha tehlikelidir. Zira biz komünizmi bilahare maddi imkanlarla bertaraf edebiliriz. O sistem bizden türemiştir demek istiyor. Ama İslâmiyet bu kıtaya yerleşirse 21. asrın bu kıtası, batı kültürü ve medeniyeti için ilelebet kaybolacaktır.” diyor. Ve konuşma bitiyor. Vurgulanan fikir bu. Afrika’daki dünya meselelerini takip ederken çözemediğim bir konu oldu mu bu ibareyi hatırlayınca konu derhal berraklaşıyor.

6. Milletlerarası sahada İslâm ülkeleri arasında finans mekanizmalarının eksikliği. Buna mukabil tabii kaynaklar bakımından İslâm dünyasında pozitif taraflar var. Finans imkanları, insan gücü, hatta teknoloji, teknik bilgi ve mevcut potansiyel pazarlar bakımından imkanlar var. Fakat bunlar değerlendirilmiş vaziyette değil.

Şu halde yapılacak birinci şey: Bu durumların tesbiti, teşhisi ve bunlar üzerinde nasıl işbirliği yaparak üzerlerine hücum edilebileceği noktalarının tanzimi oluyor.

Bunun için yeni icadlar yapma durumunda değiliz. Esasen batı dünyasında bu sahadaki işbirliğinin güzel örnekleri önümüzde var. Batı-doğu dünyasında olduğu gibi kendimizde de bir takım tecrübeler mevcut.

Bu işbirliğini engelleyen başlıca üç temel unsur var:

1. Alt yapı unsurları. İslâm dünyası fizikman, mekan olarak birbirinden kopmuş vaziyette. Gidip gelemiyor, görüşemiyor, konuşamıyoruz. Bu şartlarda işbirliği olur mu? Dolayısıyla münakalat ve muhaberat, 5-10 sene evveline kadar münkati idi. Şu anda 57 İslâm ülkesi vardır.

Kendimizden misal verelim. Türk Hava Yollarının 1970’ten önce İslâm ülkelerinden hiç biriyle irtibatı yoktu. Bütün bu gelişmeler son 30 yıl içinde olmuştur. Bizim gibi öbürlerini de aynı şekilde ekleyebilirsiniz.

2. Müessesevi faktörler. Yani müesseseler kurmak lazım, organlar lazım ki bu organlar işbirliğini sağlasın. Bu organlar kurulmamıştı. Şimdi yeni yeni kurulmaya çalışılıyor.

3. Bünyevi, tarihten gelen unsurlar. Bünyemizden doğan, tarihten gelen birtakım engeller var, alışkanlıklar var.

Şimdi bunlara karşı İslâm dünyasında bir uyanış hareketini temsil eden faaliyetler görüyoruz.

a) Bunların da birincisi İslâm ekonomi teorisindeki gelişmelerdir. Hatırlıyorum, bundan 25 sene kadar evvel üniversiteye Pakistan’dan bir yazı gelmişti. İslâm’da para, sigorta konusunda bir toplantı yapacağız, sizin de varsa fikirlerinizi istiyoruz diye.

Rahmetli Ziyaeddin Fındıkoğlu’na gelmişti. O da bana gösterdi. Orada birbirimize bakıştık. O günlerde bizde bırakın çalışmayı, mevzuu dahi yoktu, böyle bir mefhum yoktu.

İşte ancak mütenebbih olup düşünmüştük. Ve tabii o zamandan bu yana bu sahada büyük gelişmeler oldu ve bunlar devam ediyor.

b) İslâm iktisadî sahasında akademik olarak araştırma faaliyetleri başladı. Bu sahada da bir takım gelişmeler oldu.

c) Hükümetler arasında işbirliği başladı. Ve bu babda da İslâm ittihadı birliği kuruldu. Bilindiği gibi Osmanlı devletinin yıkılmasıyla İslâm ittihadı parçalandı. O zamandan bu yana darmadağınık bir vaziyette idiler. 1970’lerde ilk defa aralarında siyasi mahiyette bir teşkilat kurdular.  Şimdi bunu bir teşkilat içinde teessüs ettirmeye çalışıyorlar.

Bu İslâm konferansı cümlesinden şu hareketleri görüyoruz. Zirve toplantıları denilen, devlet başkanları seviyesindeki toplantılar. Sonra İkinci hareket olarak bu ülkelerin (şu anda 57 İslâm ülkesi var) hariciye vekillerinin toplantıları oluyor. Esas mekanizmayı bunlar yönetiyor.

Hariciye vekilleri toplantıları her yıl bir İslâm ülkesinde toplanıyor.

Üçüncü hareket olarak Merkez  bankası başkanları ve para konusu ile ilgili mütehassısların yaptıkları toplantılar oluyor.

Ayrıca, daha ziyade planlama organları arasında İslâm dünyasındaki kalkınma faaliyetlerinde işbirliği yapma gayretleri, çalışmaları var. Şunu ifade etmek lazım ki, bunların bir kısmı inkişaf etmiş, bir kısmı ibtidai durumdadır.

Bunların yanında İslâm konferansının bir ana tüzüğü var, bir anlaşması var. Bir anayasa gibi bir metin. Bu metni bütün ülkeler imzaladılar. Bu çerçeve içinde, çeşitli  faaliyet sahalarında mütehassısların toplantıları meydana geliyor. Çeşitli mütehassıslar, teknisyenler bir araya çağrılarak o konuda hazırlık yaptırılıyor.

Bunun dışında bakanlar seviyesinde toplantılar yapılıyor. Bunlardan önemli bir tanesi 1980 de gıda ve tarım sahasında Ankara’da yapıldı. Bir tanesi de sanayi işbirliği sahasında İslâmabad’da yapıldı ve devam ediyor.

İslâm konferansının ayrıca müessesevi çalışmaları var. Bu çalışmaların merkezi Cidde’de. Eskiden Kral Faysal’a ait bir sarayı verdiler. O saray bahçesi içinde çalışılıyor. Çok lüks değil, eski bina ama nisbeten müsait, orada çalışıyor. Yani tıpkı Birleşmiş Milletler Teşkilatının karşılığı oluyor.

İslâm konferansı demek, İslâm ülkeleri Birleşmiş Milletleri demek oluyor. Tabii onun azametine, şaşaasına karşılık burası fukara. Daha güzel olabilir ama şimdilik böyle başlamış vaziyette. Ve aradaki bütün temsilciler de aza ülkelerin hariciye vekaletlerinin elemanlarından meydana geliyor. Yani dışişleri elemanları gönderiliyor. Onlar orada görev yapıyorlar. Mesela bizden Dr. Naci Tevetoğlu orada 3 sene kadar siyasi işler sahasında genel sekreterlik yaptı. Şimdi orada sefir rütbesinde bir hariciye elemanımız var. İyi bir arkadaş. İnançlı ve İmanlı. Cumhurbaşkanına da Suudi Arabistan’a gittiği zaman tercümanlık yaptı.

Bu teşkilat kuruldu. Bu teşkilatın üç tane genel başkan yardımcılığı var. Siyasi, iktisadi, kültürel sahalarda ve onların altında da bir takım müdürlükler, başkanlıklar var. O başkanlıklara bağlı araştırma merkezleri var.

Bu üç başkanlığın üç tane de komisyonu, konseyi var diyelim, iktisadi komisyonun başına bizim Cumhurbaşkanımız getirildi. Müesseselere bağlı onlar daha yaygın çalışıyorlar.

Bu konferansa bağlı olarak iktisadi, sosyal ve kültürel faaliyetlerle ilgili bir alt teknik komisyon da kuruldu. 1976 ile 1982 arasında bunlar dokuz defa toplandılar.

Bu arzettiğim çalışmalar 1975’den sonra başlıyor ve şu gösterdiğim iktisadi, teknik ticari işbirliği antlaşması 1975 Cidde toplantısında teklif edildi ve Libyadaki 1977 toplantısında da kabul edilmiş oldu.

Yine İslâm konferansı bu arada bir takım iktisadi seminerler tertip etti. 1980 yılında bir tanesi Ankara’da yapıldı. Ve bu arada İslâm ülkeleri arasında iktisadi işbirliği için “harekat planı” denen bir plan tesbit edildi. Demek anlaşma var. Sonra geniş raporlar tanzim edildi. Sonra şunları şunları yapalım şeklinde madde madde harekat planları yapıldı.

Bu harekat planına göre işbirliği sahaları aşağı yukarı on saha olarak tesbit edilmiş bulunuyor:

1. Gıda ve ziraat sahası

2. Ticaret sahası

3. Sanayi sahası

4. Münakale, muhabere ve turizm sahası

5. Mali ve nakdi mevzular sahası

6. Enerji sahası

7. İlim ve teknoloji sahası

8. İnsangücü ve sosyal meseleler sahası

9. Nüfus ve refah mevzuu

10. Teknik işbirliği sahalarıdır.

YAZAR: PROF. DR. SABAHADDİN ZAİM




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)