Facebook
RSS

İslâm ekonomisinin şuuruna sahip olduğumuza göre bu ekonomiyi birbirlerinden ayrı ayrı parçalar halinde incelememiz doğru olmayacaktır. Meselâ faizin yasaklanışına ve­ya özel mülkiyete müsamaha gösterilmesine ilişkin İslâm’ın hükmünü, İslâm’ın genel plânından ayrı olarak incelememiz caiz değildir. Bu caiz olmadığı gibi, İslâm’ın ekonomik doktrinini, İslâm’ın sosyal ve siyasal doktrinlerden ve bu doktrin­ler arasındaki ilişkilerden ayrı olarak incelememiz de caiz de­ğildir. Şu halde İslâm ekonomisini, İslâm’ın hayatının bütün taraflarını düzenleyen genel kalıbı çerçevesinde ele alıp de­ğerlendirmeliyiz.

Bir çizgi, belli çizgiler bileşimi içinde kısa görünür. Bu çizgiler bileşimi değişince de aynı çizgi eskiye oranla daha uzun görünür. İşte bunun gibi sosyal doktrinlerin genel kalı­bı, bu doktrinlerin ekonomik ebatlarının uzunluk veya kısalığının takdir edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu halde İslâmiyet’in genel kalıbını önemsememiz, İslâm ekonomisiyle, İslâm’ın diğer şubeleri arasındaki ilişkilerin karakter­lerini ve aralarındaki karşılıklı etkileri hesaba katmamamız doğru değildir, diyebiliriz.

Bütün bunlardan ayrı olarak genel kalıbıyla; İslâm’ın eko­nomik doktrini ile bu doktrin için hazırlanmış olan özel mevkii birbirinden ayırmamamız da gerekmektedir. İslâm’ın eko­nomik doktrini için hazırlanmış olan bu özel mevkide, doktri­nin sürekliliği ve güçlülüğü için bütün unsurlar mevcuttur.

Duyulur kalıpları çeşitli mevkilerde idrak ediyoruz. Her bir şekil, belirli bir mevki ile uyuşur. Fakat bazen bir mevki, kendi şeklinden başka şekillerle uyulmaz. Bu çekil de kendi mevkiinden başka diğer mevkilerle uyuşmaz. Yine aynı şekilde hangisi olursa olsun bir doktrinin genel kalıbı; kendi karakteriyle uyuşan ve kendisini, kendisiyle uyuşan inanca, anlayış ve duygulara kavuşturan bir Mevki ye şiddetle muhtaçtır. Bir doktrinin genel kalıbını belirleyebilmek için o dok­trinin, kendisi için hazırlanan mevkiini, yani genel çerçevesini incelememiz gerekmektedir.

Böylece anlaşılmış oluyor ki İslâm ekonomisi, genel çiz­gileri ve detayları bakımından birbirine bağlı parçalardan meydana gelmiştir, İslâm ekonomisi, hayatın genel kalıbının bir parçasıdır. Bu kalıbın da kendine özgü bir mevkii vardır. İslâm toplumu ancak, bu genel kalıpla bu kalıbın mevkiini birlikte elde edince mükemmel bir toplum haline gelebilir, İslâm ekonomisi; birbirine bağlı çizgilerden meydana gelen bir bütün ve hayatın genel İslâm’i bir kalıbı olması niteliğiyle incelenecek olursa ancak doğru ve dürüst bir şekilde incelenip araştırılabilir. Tabiî olarak hayat da İslâm’ın kendisi ve sağ­lıklı bir Müslüman toplum için hazırlamış olduğu mevkiye dayanmaktadır.                                                               –

İslâm toplumunun mevkii ve sosyal doktrini, aşağıda sa­yacağımız unsurlardan oluşmaktadır.

a-İnanç: Bu unsur, İslâm düşüncesinin temel bir kuralıdır. Bu kural, genel olarak Muslümanın evren hakkındaki temel görüşlerini belirler.

b-Anlayış: İnancın billûrlaştırdığı genel görüşlerin ışığında, İslâm’ın eşyayı yorumlama hususundaki görüşlerini yansıtan anlayışlar…

c-Duygu: İslâm’ın bu anlayışların safira geçebilmesi için gelişmesine destek olan duygular. Belirli bir realiteden doğan İslâmi bir düşünce olması niteliğiyle söz konusu anla­yışlar, bu realite karşısında Muslümanın gönlünde özel bir şuur doğurur. Bu realite karşısında Müslümanın hissiyatını belirler.

İslâmi duygular, İslâmi anlayışın ürünüdürler. Tabiî ola­rak bu anlayışlar, İslamiyet’in temel inancının ışığında orta­ya konmuşlardır. Buna Takva (Allah’a itaat) yi örnek olarak gösterebiliriz. Tevhid inancının gölgesinde İslâm’ın takva hak­kında şu anlayışı doğar: Takva; insanlar arasında değer ve faziletin bir ölçüsüdür.

Bu anlayıştan da İslâmi bir duygu doğar. Bu duygu, baş­kalarını sayma ve ağırlama duygusudur.

Topluma mahsus elverişli bir ortamı hazırlamak için or­taklaşa bir çalışmaya giren, inanç, anlayış ve duygudan iba­ret olan bu üç unsur işte bunlardır.

Bundan sonra da hayat için İslam’ın genel kalıbının rolü bölünmez bir bütün olarak devreye girmektedir. Bu kalıp, ha­yatın çeşitli kollarına kadar uzanmaktadır. İslâm toplumu kendisi için gerekli olan ortamı (mevkii) ve genel kalıbını ta­mamladıktan sonra ekonomik hayat alanında İslâm ekono­misinin esas görevini yapmasını, toplum için mutluluk ve refahın yollarını sağlamaya garanti altına almasını ve bu hu­susta en fazla ürünleri toplamasını bekleyebiliriz.

Ve yahud ta üstün İslâm fikriyatının, hayatın belli bir yönünde bütün amaçlarını gerçekleştirmesini bekleyebiliriz. Tabii eğer hayatın sadece bir tek tarafında uygulanacak olur­sa… Ki bu da tamamen yanlıştır. İslâm’ın güçlü toplum yapısının üniteleri arasındaki bağlantı örgüsü, mutantan bir sara­yı yapmak için en yüksek mühendislerin ortaya koymuş ol­dukları bir haritayı alın. Bu haritanın, tamamıyla uygu­lanmaması halinde mühendisin dilediği şekilde, yapılması tasarlanan plânın üstünlük ve güzelliğini yansıtmasına im­kân yoktur. Bu haritayı, yapılması tasarlanan planın sadece bir kısmı üzerinde ele alacak olursak, mühendisin haritada meydana getirmek istediği düzeni bu kısmi haritada tam manasıyla göremeyiz. İslâmiyet kendine özgü program ve me­todunu çizmiştir. İnsanlığı mutlu kılmak için bu metottan mükemmel bir araç elde etmiştir. Ama şu şartla: Bu İslâmi program, İslâmi bir ülkede uygulanacak… Bu ülke fikrî ve diğer tüm yönlerinin yapısı bakımından İslâm’ın rengine bo­yanmış olacaktır. Bu program, eksiksiz olarak uygulanacaktır. Böylece bu programın parçalan birbirlerini destekleyecektir,

Bu program parçalarından birini yerinden oynatmak ve­ya diğer parçalardan ayırmak demek; bu parçaların, İslâmî amaçları gerçekleştirecek olan şartlardan ayrılması demek­tir. Bu, söz konusu programın uygulanışı hususunda İslâmi yöntemleri kötülemek veya bu yöntemlerin yetersiz oldukla­rını söylemek veyahutta bu yöntemlerin toplumu yönetme­ye layık olmadıklarını ifade etmek anlamına gelmez. Çünkü bu yöntemler, ilmî kanunlar mesabesindedirler. Sözkonusu kanunların gerektirdikleri şartlar ne zaman gerçekleştirilecek olurlarsa o zaman bu yöntemlerin iyi sonuç vermelerini bek­leyebiliriz.

YAZAR:MUHAMMED BAKIR es SADR




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)