Facebook
RSS

İslam’da iktisadi hareketler, meşru olup olmamaları bakımından hukukun ortaya koyduğu esaslar içerisinde mütalaa edilirler. O nedenle hukukun ortaya koyduğu azimet ve ruhsat halleri ekonomide de meydana gelir. Mesela bir baskı neticesinde birisinin malını telef eden kişi, bu halinden dolayı mazur sayılabilir. İşte azimet, kişilerin özürlerine ve geçici hallerine dayanıp bağlı olmaksızın, baştan konan asıl hükümlerdir. Bu hükümler, kulların karşılaştığı sıkıntı ve zorluklar gibi, geçici hallere bağlı olmadan başlangıçta konmuş bulunan ve normal şartlar altında her kesin uymakla mükellef tutulduğu asli hükümlerdir.

Buna karşılık bir takım zaruret ve güçlükler sebebiyle, kullara azimeti terk etme imkânı veren ve yalnız söz konusu arızi durumla sınırlı bulunan hafifletilmiş hükme de ruhsat adı verilir. Başka bir ifade ile ruhsat, kulların özürlerinden dolayı konulmuş olan hükümlerdir.[1] Bunlar haramlığın ve yasaklığın mevcut olması ile birlikte, bir özürden dolayı, yapılıp işlenmesi mübah kılınmışlardır.[2]

Ayette darlık, zorluk ve açlıkla karşılaşan kimselerin, haram yiyeceklerden, günaha istekle yönelmemek şartıyla, yiyebileceklerine izin verilerek şöyle buyuruluyor: “Kim, açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden, bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur (haram etlerden yiyebilir).[3] Başka ayetlerde de şöyle buyurulur: “Size ne oluyor da Allah’ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Hâlbuki O size, mecbur kalmanızın dışında, haram olan şeyleri genişçe açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden, keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilir.”[4] “O size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir.”[5]

Fert ve toplum hayatında gerek ekonomide ve gerekse başka alanlarda bazen zaruretler ortaya çıkar. O zaman fert ve devlet aslında yapmadığı bir şeyi yapmak mecburiyetinde kalabilir. Mecellede “Zaruretler memnu olan şeyleri mubah kılar”[6] denilmektedir. Hatta İslam hukukçuları bu zaruret konusunda o kadar toleranslı hareket etmişlerdir ki, ortada bir kamu yararı veya zararı söz konusu ise, bu durumda devletin her türlü emir verip yasak koyma yetkisi vardır, demişlerdir.

Ahmet Zerga, Hanefi hukukçularının kamu yaran veya iktisadi bir zaruret bulunması durumunda devletin müslüman halka oruç tutma emri bile verebileceği görüşünde olduklarını şöyle dile getiriyor:

“Öyle ki, Hanefi mezhebine mensup fukahamız, şu hükmü açıkça ifade etmişlerdir: Amme ihtiyacı, iktisadi veya başka hadise ve amiller, sultanı (devlet başkanını) mesela halka bir gün oruç tutmalarını emretmek mecburiyetinde bırakırsa, o da bunu müminlere emretse din yönünden tıpkı Ramazan orucu gibi; bu orucu da tutmaları farz olur; yeter ki bu, dinin, tanzimini ona bıraktığı bir maslahat nev’inden olsun.”[7]

Burada da görüldüğü gibi, zaruret söz konusu olduğu zaman devletin büyük yetkileri vardır. Ancak bunlar asli ve her zaman devam edecek görevler olmayıp bir takım sebep ve şartların ve daha doğrusu zaruri durumların gerektirdiği hususlardır: Bize göre normal şartlar altında devletin bir ekonomik faaliyet üstlenmesi ve ekonominin bazı ünitelerine müdahale etmesi, asıl görevleri arasında değildir.

Ahmet Hamdi Akseki, azimet ve ruhsat konusunda şunları yazmaktadır: “İslam’ın teşri eylediği hükümlerde hem azimet ve hem de ruhsat vardır. Yerine ve mükellefin haline göre bunların her ikisi ile de amel edilebilir ve bundan dolayı da dinin esaslarına aykırı bir harekette bulunulmuş da olmaz. Hatta sahabeden Abdullah İbn Abbas ruhsat, Abdullah İbn Ömer de azimet cihetini iltizam ederlerdi. Bunun içindir ki, İslam’ın teşri eylediği hükümlerle amel etmek hususunda en basit bir bedevi ile yüksek bir filozof ve diğer tabakalar arasında tam bir uygunluk vardır.”[8]

Ahmet Hamdi Akseki, konu ile ilgisini gördüğü için şu ayeti de yazmıştır: “Sonra Kitabi kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lütuf budur.”349

Netice olarak gerek fert ve gerekse devlet, ekonomik hayatta sebep ve şartların gerektirdiği ölçüde, fayda ve zarar dengesini göz önünde tutarak, duruma göre hareket eder. Bu sebepten ötürüdür ki, Peygamberimiz ve sahabe dönemlerinde devletin ekonomiye müdahale ettiğinin çeşitli örneklerini görmekteyiz.

YAZAR:PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

—————————————————

[1]Bkz. Pezdevi, a.g.e., I, 117.

[2]Mustafa Baktır, İslam Hukukunda Zaruret Hali, Emel Matbaacılık, Ankara T.Y., s. 196.

[3]Maide 5/3.

[4]Enam 6/119.

[5]Nahl 16/115.

[6]Mecelle,21. madde.

[7] Bkz.Hayreddin Karaman (Hazırlayan), Modern Problemler Karşısında İslam Hukuku, İrfan Matbaası, İstanbul 1972, s. 35

[8]Ahmet Hamdi Akseki, İslam, s. 535.

[9]Fatır 35/ 32.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)