Facebook
RSS

Ekonomi biliminin metodu da dünya görüşü tarafından belirlenmektedir. Metot kelimesi, sözlükte, belirli bir mantık silsilesi içerisinde arzulanan bir sonuca ulaşmak için bir disiplinde izlenen kuraları ve usulü ifade etmektedir (Blaug, 1980, xi; Caws, 1967, 339). Temelde metodun yaptığı şey, disiplinin bir parçası olarak önerilerin kabul veya reddi için ölçütler sağlamaktır (Blaug, 1980, 267; Machlup, 1978, 54). Atılan adımlar ve kabul ve ret için konan ölçütler bu sebeple, Caws’ın (1967, 339) da haklı olarak işaret ettiği gibi, araştırılan gayeyle kökündan ilişkilidir.

Eğer güçlü olanın hayatta kalması kabul edilebilir bir davranış kalıbı olsaydı ve bireyler kendi servet ve performansları doğrultusunda dilediklerini yapmakta özgür olsalardı, bu durumda pazar güçlerinin sebep olduğu dağıtım ve paylaşım sorgulanamazdı. İnsani amaçlardan

söz etmenin gereği kalmazdı. Ekonomi bilimi mevcut durumu olduğu gibi kabul edebilir, o konuda değer yargısında bulunmayabilir ve onu değiştirmek için öneri getirmeyebilirdi. Onun metodu bu durumda sadece, (olumlu ifadeler kullanarak) market güçlerince kaynakların dağıtım ve paylaşımının aktüel olarak nasıl gerçekleştirildiğini ortaya çıkarmaktan ve teorik olduğu kadar deneysel olarak bu tür dağıtım ve paylaşıma karışan farklı değişkenler arasındaki ilişkiyi, gelecekte olması istenenler konusunda önerilerde bulunmaya yardımcı olabilecek bir bakış açısıyla analiz etmekten ibaret olurdu. Ekonomi bilimi bu durumda, normatif rol oynamayan, katı bir pozitif bilim olurdu.

Eğer ekonomi biliminin amacı insani hedeflerin de gerçekleşmesine yardımcı olmaksa, bu durumda metot sadece tanımlamak, analiz etmek ve öneride bulunmak değil, aynı zamanda, aktüel sonuçlarla arzulanan hedefleri karşılaştırmak, ikisi arasındaki uçurumun sebeplerini tahlil etmek ve bireysel özgürlükleri gereksiz yere zarara uğratmadan bu uçurumun nasıl kapanabileceğini göstermektir. Öyleyse değer yargıları göz ardı edilemez. Çünkü vahyin amacı, bu tür değer yargılarının oluşumuna yardımcı olmaktır. Ona saygı gösterilebilir ve ekonomi bilimi hem vahye hem de akıl ve deneye dayandırılabilir. Öyleyse onun pozitif ve normatif fonksiyonları arasına aşılmaz duvarlar örmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Çünkü, her ikisi de birbiriye yakından bağlantılıdır ve birlikte onun var oluşunun ayrılmaz bir parçasını inşa ederler.

Vizyon, mekanizmalar ve ekonomi biliminin metodu, dünya görüşünün mantıki bir sonucudur. Mevcut temel dünya görüşlerinin hiç birisi, ne tamamen materyalist ve hedonist ne de tamamen insan merkezli ve maneviyatçıdır. Buna rağmen, maddi veya manevi amaçları gözeterek yapmış oldukları vurgular arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Vurgudaki farklılık, bu toplumların ekonomi disiplinlerinde daha büyük farklılık olmasına neden olabilmektedir. Feyerabend (1993, 3) bu hususu, düşünceyi kışkırtan Against Method adlı eserinin Çince baskısının girişinde şu ifadelerle, açıkça kabul etmektedir: “İlk dünya bilimi, pek çok toplum arasında cari olan bir bilimden ibaretti; onun çoğalması istenerek araştırmanın bir aracı olmasından vazgeçildi ve bir (siyasi) baskı grubu haline dönüştürüldü” (parantezler orijinal metne aittir). Birçok ekonomistçe birbirini tamamlayıcı olduğuna inanılan kurumsal ve geleneksel ekonomi biliminin dünya görüşleri aynı olsa da (Blaug, 1985, 708-711), Nobel ödüllü profesör Douglass North buna katılmadığını şu şekilde ifade eder: “Kurumsal analizleri durağan neoklasik teori içerisinde tanımlamak, teorinin mevcut yapısında değişiklik yapmayı gerektirir. Fakat, yeni bir ekonomik değişim modeli tasarlamak, daha önce böyle bir model var olmadığı için, bütün bir teorik yapının inşasını gerektirir” (North, 1990, 112).

Öyleyse, dünya görüşlerinde ve yaklaşımlarda büyük farklılıklar mevcutsa, disiplinlerde daha büyük farklılıkların olması kaçınılmazdır. Bir disiplin sadece var olanları açıklamaya çalışabilir, değer yargısı oluşturmayı reddedebilir ve hayatın belirli bir yönünü realize etmek için sosyo-politik değişikliklerle ilgilenmeyebilir. Diğer bir disiplin, olanı kabul edilebilir bulmayabilir ve arzulanan sosyal vizyonu gerçekleştirmeyi amaçlar. Bu durumda o, bir nasıl ve ne doğrultuda vizyon gerçekleşebilir tartışmasından kaçınamayabilir. Bu ihtiyaç disiplinleri bütünüyle seçkin kılmaz. Farklı dünya görüşleri ve disiplinlerinin bu rasyonel ve dostça tartışmaları, her iki disiplinin özünü birbirine karıştırarak gerçekte daha da derinleşme ve genişlemelerini sağlayabilir. Böylece daha zengin ve daha iyi bir dünya oluşturulmuş olur. Feyerabend (1993, 5) bu sebeple, “her şeyi ile birbirine benzemek, eleştirel gücü bozar. Teorilerin artması bilim için yararlıdır. Yine tekdüzelik, bireylerin özgür gelişimini bozar.” görüşünü ileri sürmede haklıdır.

YAZAR: M. UMAR CHAPRA (Çeviren:Tevhit Ayengin)




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)