Facebook
RSS

İslam Usül İlmine göre bilginin başlıca 3 kaynağı vardır: Beş duyu (havass-ı selime), akıl ve sadık (doğru) haber. Beş duyu bize eşyanın maddi özelliklerini tanıtır. Akıl; sezgi, tecrübe, istidlal (tümevarım-tümdengelim-analoji) yollarıyla bilgi üretir. Bu bilgi beşeridir. Sadık haberin kaynağı ise Kur’an ve Sünnet’tir. Vahiy yoluyla Allah’ın peygamberler vasıtasıyla insanlara tebliğ ettiği bilgidir. Vahyin peygamber dışındaki insanlara(velilere) mahsus olan çeşidine İlham denir ki bunun öznel(subjektif) bir bilgi kaynağı olduğu kabul edilmiştir. Vahyin çizdiği ilkeler ışığında akıl yoluyla ulaşılan sonuçlar, “İslam İktisadı”nın usülü ve kaynakları hususunda bize malzeme sağlayacaktır.

Beş duyu kaynaklı bilginin evrenselliği de evrenin izafiliği ile sınırlıdır. Zira bir bütün olan hayat içerisinde bizim idrak edebildiğimiz, ancak sınırlı bir alandır. Ölün sonrası için ise müsbet veya menfi inançlar vardır: “Onlar bu dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise haberdar değildirler. Kendileri üzerinde düşünmezler mi? Allah o gökleri, o yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri hakikatin gerçekleşmesi için ve tesbit edilmiş bir vade ile yaratmıştır. Fakat insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar.” (Rum, 30/7-8)

“İslam İktisadı”nı incelerken kullandığımız usül esas olarak vahiyden kaynaklanan ilkelere dayanmaktadır. Bunun dışında kalan hususlar zaman ve mekana göre değişirler. Bir zamanlar uygulanan hususlar tecrübe birikimini oluştururlar ve günümüzün meselelerine çözüm aramada bize, bağlayıcı olmadan, yardımcı olurlar.

İslam bir yandan şahsiyetçi bir tutumla fertlerin olgunlaşmasını, ahlak ve faziletlere sahip olmasını ileri sürerken, bir yandan da onları cemaatin hizmetine sunarak barış dünyasının gerçekleştirilmesini hedef alır. Karşılıksız, sırf Allah rızası için birbirini sevmeye, yardımlaşmaya teşvik eder. Koyduğu hukuk ilkelerini de insan ruhunun derinliklerinde mevcut olan bu huzur kaynağı hasletlere bağlar. Diğer taraftan ruhu maddenin tasallutundan kurtarmak için iktisadi hayatı düzenleyecek ana kaideler koyar. Bütün bunları kudretli bir devletle teminat altına alırken içtihad, kıyas, icma’, istihsan, örf ve adet gibi hukuki müesseselerle bu ana ilkeler yığında zaman ve mekana göre değişen tali kaideler tesbit eder.

Kaynaklar aynı zamanda fıkıh ilmininde kaynaklarıdır. Fıkıh, kelime olarak anlamak demektir. Fıkhın ıstılahi anlamı ikinci plandadır. Dolayısıyla öncelikle yapmak zorunda olduğumuz şeyi İslam’ı anlamaya çalışmaktır. Ancak bu şekilde “İslam iktisadı”nı İslam’ın bütünlüğü içerisinde ele alabiliriz.

 PROF. DR. AHMET TABAKOĞLU




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)