Facebook
RSS

İslam’ın ekonomik davranışları da kapsayan bütüncül bir hayat tarzı olduğu yönündeki önermeye bugün artık Müslüman veya gayri-Müslim kimse karşı çıkmıyor. İslam’ın geçmiş asırlarında Müslüman alimler bu gerçeğin altını çizme ihtiyacı hissetmiyorlardı, zira onların din ve İslam kavramlarını anlayış tarzları, son iki asırlık modern dönemde, özellikle batı sömürgeciliğinin ve kültürel etkisinin neden olduğu tahriften henüz nasibini almamıştı. Müslüman alimlerin, Yunan ve Roma mirasının geniş çaplı bir tercüme faaliyetine girişildiği hicri ikinci ve üçüncü asırlarda, felsefeyi, matematiği ve fizik bilimlerini aktarmalarına rağmen, Roma hukukuna ilgi duymamaları bu noktada önemlidir. Roma Hukuku, İslam’ın ilkeleriyle temel bir çatışmaya girdiği için doğal olarak dışarıda bırakılıyordu[1].

Din kelimesi, kişinin davranışlarının belli inanç ve emirlere[2] uygun olmasını ifade eder; İslam da kişinin rehber olarak şeriat’ı[3] kabul etmesini gerektirir. İslam’ın iki temel kaynağı olan Kuran ve Sünnet’in öngördüğü normlar, ahlaki değerler ve davranış standartları ekonomik tutumları da kapsar. Bu kapsayıcılık, hicretten önce nazil olan Mekki ayetlerde dahi geçerlidir. Mekke dönemi, İslam düşüncesinin temellerinin hazırlandığı ve yürürlükte olan idare yapısının eleştirisinin yapıldığı dönemdir[4]. Kuran ve Sünnet’i temel alan fıkıh külliyatının büyük bir kısmı ekonomik davranış biçimlerini ve iş ilişkilerini konu edinir.

O halde İslam’ın, gerek bireysel gerek toplumsal ekonomik tutumları ilgilendiren, kendine has normları ve ahlaki değerleri olduğu açıktır. Bu, diğer dinler için de söz konusudur. Bu noktada, Yahudilik ve Hıristiyanlığın benzer bir iddiası yokken, neden İslam’ın “İslami” bir ekonomi iddiası taşıması gerektiği sorulabilir. Bunun cevabı basittir: Yahudilik ve Hıristiyanlık Avrupa’da, din kavramının anlamının daraltılmasına maruz kalmıştır. Bunun birçok tarihi nedeni vardır, ancak bunları ele almak bu çalışmanın konusu değildir. Temel olarak bu anlam daralması, özellikle ekonomi ve siyaset olmak üzere bazı hayat alanlarının dinin yetki alanından çıkarılmasına yol açmıştır. Nihayetinde ne Hıristiyanlık, ne de Yahudilik bugün artık bütünlüklü bir hayat tarzı iddiasında bulunabilmektedir[5]. İslam’ın ahlaki ve ideolojik değerleriyse, Peygamber’in hayatı boyunca, o kurucu dönemde, ekonomik kurumlar ve kişiler arası ilişkilerde ortaya koyulmuştur. Bundan dolayı İslam’ın, genel olarak bütün bir sosyal ve siyasi örgütlenmeyle tutarlılık arz eden ve felsefi bir bakış açısına dayanan, kendine has bir ekonomik sistemi vardır. “İslam ekonomisi”, erkeklerin ve kadınların gerek bireysel failler olarak, gerekse de toplumsal bütünlük içinde cemaatler olarak ekonomik davranışlarını konu edinir.

YAZAR:MONZER KAHF

——————————————————————

[1] Şeyh İzzeddin K. al Tamimi, “Comments on Anas Zarqa’s Theoretical Problems in İslamic Economic Research”, seminer tebliği, Seminar on Problems of Research in İslamic Economics, Amman, Ürdün, 23-26 Nisan, 1986.
[2] Muhammed Abdallah Draz. (1970) Al Dîn (Din), 2. baskı, Kuveyt, Dar al-Alam, s.31-36.
[3]    İbn Manzur. Lisan al’Arab, cilt 12, Beyrut, Dar Sader, s.293.
[4]    Monzer Khaf. (1981) Al-Iqtisad al-İslâmî’ (İslam Ekonomisi), 2. baskı, Kuveyt, Dar al -Qalam, s.28-30.
[5]    Her ne kadar üç dinin de kaynağı ilahi olsa da Allah, önceki peygamberlere bütün bir hayat tarzını vahy etmemiştir. Allah’ın gönderdiği din ancak İslam’la tamamlanmış biçimini almıştır. (Kuran, 5/3)

 




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)