Facebook
RSS

Normal şartlar altında İslam ekonomisinde dış ticaret serbestliği vardır diyebiliriz. Bu konuda bize “Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmaya koşun, alış verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın.”[1], ayeti bize ışık tutabilir. Çünkü ayette çalışıp kazanmanın ve Allah’ın lütfundan nasip aramanın yeri, alan olarak yeryüzü gösterilmektedir.

İslam hukukunun mal ithalat ve ihracatını kısıtlamak ve yasaklamak için gümrükler konulmasına izin verip vermemesini araştırıp tespit etmemiz bir yana, kaynaklara bakıldığı zaman, bırakınız normal zamanlarda başka ülkelere mal satışını veya alımını yasaklamak, tam tersine, savaş halinde olan bir ülkeye bile, yiyecek, içecek ve giyecek gibi, savaşı doğrudan etkilemeyen malları satmakta bir sakınca yoktur, hükmü ile karşılaşılmaktadır. Kasani, eserinin savaş hukuku ile ilgili bölümünde konu ile ilgili olarak şunları söyler: “Tüccarların at, silah ve bu gibi savaşa doğrudan yardımcı olacak şeyleri savaşılan ülkeye götürüp satmaya hakları yoktur. Çünkü bu durum, savaşta Müslümanların aleyhine, karşı tarafa yardım demektir.”

Hâlbuki Allah Kur’an-ı Kerim’de “İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın”, buyurmaktadır. Bu sebeple böyle malların götürülüp satılması mümkün değildir. Ancak yiyecek, içecek ve giyecek gibi malların savaşılan ülkeye götürülüp satılmasında bir sakınca yoktur. Çünkü burada savaşa yardım ve onun devamını sağlama gibi bir durum bulunmamaktadır. Hatta asırlardan beri tüccarların geleneği bu şekilde devam edip gitmektedir.”[3]

 Bu konuda Ömer Nasuhi Bilmen de şunları söyler: “Müslümanların ticaret maksadıyla dar-ı harbe gidip gelmeleri de münker bir hareket görülmemiştir. Hatta deniliyor ki, bazı emtia, edviye vesaire gibi şeyler, dar-ı harpte bulunmaktadır, bunlara Müslümanların ihtiyacı vardır. Hâlbuki Müslümanlar, kendi ülkelerindeki şeyleri dar-ı harp ahalisinden men ettikleri takdirde onlar da mukabele-i bil misilde bulunacaklardır. Böyle bir hal ise amme maslahatına muhaliftir. Binaenaleyh bazı şeylerin dar-ı harbe götürülüp satılması, ruhsat-ı şer’iyyeye iktiran etmiştir. Muaheze kati bir lüzum görülmedikçe dar-ı harbe gidilmemesi, izzet-i nefsi ve dini muhafaza nokta-i nazarından, efdal görülmektedir.”[4]

PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

———————————————–

[1]Cuma 62 / 9, 10.

[2]Maide 5/ 2.

[3]Kasani, Bedayi’, VII, 102.

[4]Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslamiyye, III, 371.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)