Facebook
RSS

Her sistem gibi İslam da denge fikrine dayanır. Bu dengenin 3 yönü vardır:

  1. Evrenin Dengesi
  2. İnsanın Dengesi
  3. Toplumun Dengesi

1.Evrenin Dengesi

Evrenin dengesini maddenin geçiciliği, mananın ise ebediliği sağlar. Bunun için madde mananın emrine verilmelidir. Daha somut olarak, dünya hayatı ve maddi ilişkiler ahirete hazırlık dönemini oluşturur ve “Dünya Ahiretin tarlasıdır.” İnsan, bu dünyada yaptıklarından öbür dünyada sorguya çekilecektir.

İnsanın yaratılış sebebi, ibadet, yani Allah’a kulluktur. Bu kulluk, belli zamanlarda yapılan ibadetlerle sınırlı olmayıp sürekli bir iyilik arama çabası ile günlük hayattaki iyi niyet ve samimiyettir. Bu yüzden İslam “İktisadi Adam” görüşüne yabancıdır. Evrenin yaratılış sebebi, İnsanın imtihan edilmesidir. Bu çerçeve içerisinde her türlü dünya nimetleri, insan için yaratılmıştır ve meşru yoldan elde edilmek şartıyla onlara helaldir.

2.İnsanın Dengesi

İnsan, aşırılıktan kaçınmalı, itidalli olmalıdır. Bunun için israf yasağı temel ilkelerden biridir. Yine tüketimi ekonominin motoru haline getirmek İslam Ekonomisi düşüncesinde mevcut değildir. Harcamalarda ve tüketimde itidal savunulmuş, tıpkı israf gibi, yersiz harcama ve cimrilikte yasaklanmıştır.

Müslüman için geniş nesil veya büyük maddi imkânlar kendiliklerinden hiçbir değere sahip değildirler. Onların değerini belirleyen, Allah’ın rızasına yönelik olmalarıdır. Allah Müslümanlardan sadece temiz bir kalp (kalb-i selim) isteyecektir. İşte iktisadi faaliyetler, sadece, bu temiz kalbi elde etme ve ahlaki arınma sürecini kolaylaştırıcı tedbirler olarak yorumlanabilir.

Maddi hayattan tamamen kaçmak da tıpkı ona teslim olmak gibi “haddi aşmak”tır. Burada önemli olan Müslümanın maddeye esir olmaması, fakat onu hizmet şuuruyla çalıştırarak, insanlara faydalı olması ve Allah rızasını kazanmaya çalışmasıdır.

Kâinat ve her türlü dünya nimeti insanlar için yaratılmış ve onların emrine verilmiştir. Bunlar meşru yollardan faydalanmak şartıyla insana helaldir. Yalnız insanın bunları helal yollardan temin etmesi, kendisini maddenin cazibesine kaptırarak gayesini unutmaması, dolayısıyla cemiyetin çözülmesine sebep olabilecek, ihtiras, güvensizlik ve bencilliğin doğurduğu çalışmalara yol açarak haddi aşmaması, elde ettiği nimetlerin gerçek sahibini hatırdan çıkarmaması ve onun kullarına her vesile ile elini uzatmak suretiyle şükrü eda etmesi gerekir.

İslam’ın riba yerine kâr saikini koyması, toplumun hizmetine yönelen teşebbüs zihniyetini getirmekte ve rasyonaliteyi uygulama alanında tamamlayarak iktisad süjesinin temel özelliklerini vermektedir.

İslam ferdiyetçi değil, şahsiyetçi bir yaklaşımı benimser; ferdi toplumun üzerinde görmez.

İslam, çalışmayı ibadet ve cihat olarak görüştür. Toplumun sıfatı ne olursa olsun, çalışan kişilerden oluşması hedeflenmiştir. Bu yüzden işçi-işveren ilişkileri Batıda olduğu gibi mutlak değil, nisbi ilişkilerdir. Sermayenin sürekli olarak yatırım(ticaret) ve harcama(infak) vetiresine tutulması dolayısıyla bütün toplumun gelir ve refahının yükseltilmesi hedeflenmiştir.

3.Toplumun Dengesi

Mülkiyet olgusu bir yönüyle insan şahsiyetiyle ilgilidir. İslam, insana güvendiği ve onun şahsiyetine büyük değer verdiği için, özel mülkiyeti tanır. Zira özel mülkiyeti kabul etmeyen sistemler, insana güvenmeyenlerdir. Mülkiyetin asıl sahibi Allah’tır ve kullarının sahip oldukları mülk onlara Allah tarafından verilen ve sınanmalarına yönelik emanetten başka bir şey değildir. Özel mülkiyet ve imtihan espirisi çerçevesinde toplumsal görev niteliği olan bir haktır. Helal yollardan elde edilen mülkiyet, saldırılardan korunmuştur.

Emek, en yüce değer kaynağı ve temel üretim faktörü olarak kabul edilmiştir. Teşebbüs de emek kavramı içerinde ele alınır. Bir iş ve hizmet üreten esnaf ve sanatkarlar da bu kavrama dahildir. Bu yüzden İslam’daki “işçi” kavramı, “çağdaş işçi” kavramından daha geniştir. Yine İslam, farklı emeğe farklı ücret ödenmesinden yanadır. Sermayeye genellikle, emekle birlikte üretim faktörü olma şansı tanınmış, üretim cihazının dışında atıl kalmaması öngörülmüş veya üretime bir kredi kaynağı olarak katılmak suretiyle faiz gelirine bağlı kalmaması istenmiştir.

Emeğe verilen önem, emeksiz kazançlara, yine ribaya cephe alınmasına yol açmıştır. Bu ad altında toplanan her türlü faiz, zamanla oluşan rant ve spekülatif kazançlar yasa dışı kabul edilmiştir. Buna karşılık kar güdüsü girişim özgürlüğüne paralel olarak çok geniş çapta kullanılmıştır.

Servet ve mülkiyetin yaygınlaştırılması ile adil gelir dağılımı, iktisad siyasetinin temel hedeflerindendir. Bu hedefe doğru gidilebilmesi için ilk olarak büyük mülkiyetlerin oluşma süreci ortadan kaldırılır.(Küçük tasarrufların faiz karşılığında tekelleşmesi kast edilmektedir.)

YAZAR: PROF. DR. AHMET TABAKOĞLU

Kaynak: Kur’an ve Tefsir Araştırmaları II




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)