Facebook
RSS

 İslâm, sermayeyi ve üretim prosesindeki rolünü kabul etmektedir. Kattığı değer ölçüsünde ulusal gelirden alacağı payı da kabul etmektedir. Ancak burada, sermayenin payı, sermayenin sabit yüzdesi olarak değil, sermayenin değişken yüzdesi, kâr olarak saptanır. Bir bakıma, İslâm, üretim ve tasarruf konusunda klâsik görüşü ve Keynes’in nakit tercihi görüşünü doğrulamaktadır. Çünkü İslâm’da sermaye üretkendir. Şöyle ki: Sermaye ile desteklenen emek, sermayesiz emekten daha çok mal ve hizmet üretmektedir. Kişiyi tasarrufa ve yatırıma özendiren kâr güdüsüdür. Bundan dolayı bugünkü tüketme olanağını geleceğe ertelemektedir. İslâm’ın sermaye teorisi daha gerçekçi, daha kuşatıcı ve daha ahlâksaldır. Daha gerçekçidir. Çünkü sermayenin üretkenliği, dinamik bir büyüme yapısı içinde değişken olan üretimin gerçek durumuna bağlıdır. Daha kuşatıcıdır: Çünkü sürüm, nüfus; buluş alışkanlık, beğeni, yaşam düzeyi ve zaman yetersizliği gibi birçok değişkeni içermektedir. Daha ahlâksaldır: Çünkü sermayenin ulusal gelir içerisindeki değişken payı, İslâm devletinde, adil ve insaflı olmak ve ulusal gelire katkıda bulunan öteki üretim etkenlerini sömürmüş olmamak zorundadır. Bunun için, İslâm’ın sosyal yapısında ekonomi üzerindeki zararlı etkisini işletmesine izin verilmez, başka bir deyişle, İslam, faizsiz bir ekonomi sistemini önermektedir. Bu noktada faizsiz bir ekonominin olup olmama sorunu ortaya çıkmaktadır. Şu soruyu cevaplamaya çalışalım:

Faizsiz bir ekonomi olanağı

Bugünkü Müslüman ülkeler, İslâm’ın ekonomik değerlerini yeterince uygulama alanına koymamışlardır. Bu bir gerçektir. Ama İslâm zamanın geçmesiyle inandırıcı gücünden hiçbir şey yitirmemiştir. Çünkü o, zamana bağlı değildir. Şöyle ki, İslâm’ın temel ekonomi değerleri her çağ için geçerlidir. Süreyle sınırlı değildir. Ayrıntılar, içtihat kanalının işletilmesiyle değişebilir. Ben faizsiz bir ekonomik yapının mümkün bulunduğuna ve sosyalist ve kapitalist ekonomiden daha üstün, daha iyi, daha yararlı olacağına inanıyorum. Bir yandan faizsiz İslâm ekonomisi, kâr motifi ile çalışmayı özendirerek, üretimi en üst düzeye çıkartmakta, esas özelliklerinden birini muhafaza etmekte; öte yandan, faizi yasaklamakla toplumda kapitalist sınıfın büyümesine izin vermemekte ve böylece sosyalist sistemin istediği ulusal gelirin âdil, insaflı ve hakkaniyete uygun bir biçimde dağılımını sağlamaktadır. İslâm ekonomisi, yalnızca iki aşırı ekonomik sistemin ortasında yer alan, uzlaştırıcı bir ekonomi sistemi değildir. Bundan daha öte bir anlam taşır. Şöyle ki; İslâm ekonomisi, insanı, «ekonomik bir yaratık» olarak değil, «toplumsal-manevî» bir yaratık olarak görür. Kişinin, maddî ve manevî alanda başarı sağlaması için tutarlı, düzenli, uyumlu bir sistem kurar. Kişilerin yürekten bağlanmaları ve kendilerini adamaları yüzünden, birbirlerine taban tabana zıt olmasına rağmen, kapitalist ve sosyalist ekonomiler varlıklarını sürdürmektedirler. Yine aynı nedenden dolayı, Pakistanlılar, ekonomik olmayan olguları ekonomik bir varlığa dönüştürerek insanın kavrayış gücünü yansıtmışlardır. İslâm’a kendini adamada ve yürekten bağlanmada son derece gevşek olmalarından ötürü, hiç bir Müslüman ülke, İslâm’ın faizsiz ekonomi sistemini denemeye çalışmamıştır. Birçok Müslüman ülkenin faize yasalarında yer vermesi, şu veya bu anlamda kapitalizmin kötü etkisi altında olduklarını göstermektedir. Gerçek şudur ki, faizsiz bir ekonomi toplumun, bunun gereğine içten inandırılması ile başarılı olacaktır, dış zorlamalarla değil. Bu yüzden İslâmî değerlerle insanların eğitilmesi için açık kalplilik ve içtenlikle uğraşmak zorundayız. Çünkü her sistem, belirli bir sürede yaşayan insanların fikir ve anlayışını yansıtır. Bu durumda, kişileri İslâm ruhuyla şartlamadan, faizsiz ekonomi sisteminin ilkelerini kurulu düzende uygulamaya başlamak ahmakça işlenmiş en büyük bir hata olacaktır. Bu, tıpkı öğretmenler için, herhangi bir hazırlık yapmaksızın dev bir üniversite binası yapmaya benzer. Bir kez, bir Müslüman devlet, felsefesini insanlara aşılamaya dursun, faizsiz ekonomi sistemi uygulaması da kendiliğinden gelecektir.

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)