Facebook
RSS

TAKAS ve TEKELCİLİK

Takas, bir zamanlar ticarette çok yaygındı. Paranın ekonomiye girişinden sonra, her ne kadar; takas alışverişteki yeri azalmış ise de, bugün bile takasın alışverişte ne denli önemli bir yer tuttuğu çok zor kestirilebilir. İslâm, Kur’an ve Sünnette belirtilen koşullar içerisinde yapılan takas işlemini uygun bulmaktadır. Gerçekte İslâm, bozuk ve değersiz malların iyi olanlarla değiştirilemeyeceğine dikkatleri çekmekte ve bu konuda, alışveriş yapanları uyarmaktadır. Satılacak malda bir özür varsa, bunun alıcıya bildirilmesi zorunludur. Hâkim İbni Hazm’in bildirdiğine göre bu konuda Peygamber (SAV) şöyle demiştir: “Alıcı ve satıcı birbirinden ayrılmadığı sürece, antlaşmadan vazgeçebilirler. Her iki taraf da doğru söyler ve her şeyi açıkça belirtilse kutsal bir iş yapmış olacaklardır. Yalan söyler ve gerçeği gizlerlerse, bu, Allah’ın onlar üzerindeki yardımını silecektir.»(Buhari: 34; 19)

Ayrıca, alıcıya, malı sınamak fırsatı vermeyen, İslâm’dan önce yürürlükte olan alışveriş sistemi yasaklanmıştır. (Buhari: 34, 62) Mallar pazara götürülmeli ve toptan satışlar için teklifler verilmeden önce, pazarın durumu hakkında satıcının bilgisi olmalıdır. Pazarın durumu ve fiyatlar hakkındaki bilgisizliğin kötüye kullanımına imkân vermemek için bu şarttır. Peygamber (SAV) bütün bu hususları açıkça ortaya koymuştur.

Öte yandan, her türlü put alış verişi, içki, domuz eti veya kendi kendine ölen hayvan eti gibi haram edilen maddelerin alınıp satılması yasaklanmıştır. (Buharî : 34-112). İslâm putçuluğu ve putu yok etmek için gelmiştir. Put üzerinde herhangi bir alış verişe izin vermez.

Yasaklanan yiyecek maddelerine gelince… Müslümanın bunlarla bir ilgisi yoktur. Başka biri için bu işle uğraşmasına da izin verilmez. Fakat açık bir buyruk olduğu için, kendi kendine ölen hayvanın derisinin, yararlanılabilir durumda ise, alışverişi yasaklanmamıştır. Belki hayvanın kemikleri ve yağından da yararlanılmasına izin verilebilir.

TEKELCİLİK

İslâm devletinde tekelin ve spekülasyonun durumunu inceleyelim. İslâm ekonomisi, başından sonuna kadar, azami sosyal faydayı sağlamayı amaçlar. Bu yüzden, bu amaca ulaşmağa engel olan her ekonomik faaliyet, İslâmiyet olmaktan uzaktır. Yoksulların durumunu iyileştirmek için özen gösterileceğine ve iyiliği düşünüleceğine göre, tekel ve spekülasyonun teşvik edilmesine imkân yoktur.

Tekelci, genellikle malına yüksek fiyat biçmektedir. Arzın bir elde toplanması esas olduğu için “tekel” fikri ile -sömürü- sorunu sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Açık rekabette, üretici, marjinal maliyeti malın fiyatına eşitleyerek kârını artırır. Fiyat belirli olduğu için üretici, malın marjinal maliyeti fiyatına eşit oluncaya kadar, üretimini arttırmaya devam eder. Tekel de ise marjinal gelir fiyata eşit değil, bilakis ondan daha azdır. Malın talep elastikiyeti yüksek olmadığı için, tekelci, üretim fazlasını daha düşük fiyatla satmayı düşünür. Daha çok üretirse toplam geliri artacaktır. Çünkü ilâve birimin fiyatı toplam gelire katılacaktır. Öte yandan, üretimin tümünün daha düşük fiyatla satılmasından ötürü, toplam gelirde bir düşme görülecektir. Bu yüzden, fiyat pozitif bile olsa marjinal gelir negatif olabilecektir. Fiyat, ” ortalama gelir ” olarak bilinir (toplam gelirin toplam üretime bölümü). Bu nedenle marjinal gelir ortalama gelirden daha azdır.

Üretimi, marjinal gelirin marjinal maliyete eşit kılan bir düzeyde tutmak en kazançlı durum olduğu için, tekelci, üretimini bu noktada kesecektir. Bu durumda en elverişli bir üretim olanağı ortadan kalkmaktadır. Bu da, sonunda, kaynakların gereğince kullanılmamasına ve işsizliğe yol açmaktadır.

Gerçekte serbest piyasa düzeninin birçok teorik kuralı serbest rekabet varsayımına dayanmaktadır. Ama ne yazık ki, bu, dev tröstlerin, tekellerin ve kartellerin etki ve gücünü bir kat daha arttırmıştır. Yoksul tüketiciler, çalışanlar ve hatta toplumun tüm fertleri, tekelin egemen olduğu böyle bir ekonomik düzenden çok büyük yara almışlardır. Kapitalist düzende zaten toplum yararı ile kişi yararı arasında bir uyum sağlanamamıştır. Burada belirtmek istediğimiz husus şudur: Monopolün -tekelciliğin- egemen olduğu bir ekonomik düzen İslâm’ın hedef olarak önerdiği «maksimum sosyal fayda» ilkesine ters düşmektedir. Bu yüzden İslâm devleti, kanunlar çıkararak veya plânlar yaparak tekeli denetim altına almak zorundadır.

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)