Facebook
RSS

SPEKÜLASYON , ULUSLARARASI TİCARET VE DAMPİNG

İslâm, spekülâsyonu da reddetmiştir. Spekülâsyon deyimiyle -bir malı ucuzken alıp pahalanınca satma- olayını kastediyoruz. Malın, ilerde, şimdikinden daha yüksek bir fiyata satılabileceğini uman alıcı şimdiden malı satın alır. İlerde malın fiyatının düşeceği bekleniyorsa, spekülâtör, elindeki malını hemen satacaktır. Spekülâtif faaliyetlerin şimdiki fiyatları gelecekteki fiyatlar seviyesine çıkaracağı ve fiyat iniş çıkışlarındaki farkı azaltacağı için, spekülâtörün tüketiciye ve üreticiye büyük yararlar sağlayacağı görüşü ileri sürülmektedir. Ani fiyat dalgalanmalarını kontrol altında tutmak ve üretime yardımcı olmakla sosyal bir hizmet gördüğü sürece, vurgunculuk, İslam’a aykırı değildir. Ne var ki, tecrübeler, spekülatörün, toplum yararını bir kenara iterek yalnızca kişisel kazancını düşündüğü gerçeğini ortaya koymuş ve koymaktadır. Mükemmel bir spekülâsyon kendi kendini ortadan kaldıracağı için, spekülâtörlerin çoğu, sunî olarak piyasada kıtlık meydana getirmekte ve dolayısı ile enflâsyonist bir gidişe yol açmaktadır. Bunun bedelini yoksul halk ödemektedir. Bu açıdan, İsIam, böylesine bir spekülâsyonu reddetmiştir. Ma’mer bu konuda Peygamberden (SAV) bu Hadisi nakleder: ” Kıtlık zamanında, tahılı, ilerde sağlayacağı kazanç için satın alıp biriktiren, büyük bir günahkârdır.» (Müslim ve Mişkat).

Bir başka Hadisi Ömer nakleder : ” Dışarıdan tahıl ithal eden ve piyasa fiyatına satanın geçimi üzerine Allah’ın lûtfu inmiştir. İlerde paha edeceği umuduyla tahılı piyasadan çeken, Allah’ın rızası dışına çıkmıştır.» (Buhari: 34, 58) Böylece fiyatları, suni olarak, arttırmak için tahılı ve öteki malları piyasadan çekmek, alıcıyı, daha yüksek bir fiyat ileri sürerek kandırmak, yasaklanmıştır. Fakat açık artırmayla satışa izin verilmiştir. (Tirmizi : 12, 10).

İslam, sorunu maneviyata bağlayarak, spekülâtif davranışları ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Kapitalist toplumlar bile spekülâsyonu denetim altına almak için çalışmaktadırlar. «Denetim Ekonomisi» adlı kitabında, Profesör Lerner, saldırgan spekülâsyonun zararlarının, karşı bir spekülâsyonla, denetim altında tutulabileceğini ileri sürer. Hükümetin fiyat tahminleri yapmakla görevli bir büro kurması ve bu büronun gerçek fiyatları bu fiyat düzeyine getirmek için tüm olanaklarını kullanması gerekir. Gerekirse İslâm devleti böyle bir sistemi geliştirmek zorundadır. Böylece yalnız yoksullar değil, tüm toplum, vicdansız spekülatörlerin sömürüsünden kurtarılabilir. Bugünkü devletlerin yapısı -materyalist (maddeci)- olduğu için, bütün çabalara rağmen, sorunun çözümünde başarı sağlanamamıştır. Belki de; profesörü, sorunun çözümünü, kişilerin ahlâki yönden gelişmesinde bulmaya iten neden budur. Ona göre: ” Daha iyi bir ahlâk ve her türlü oyuna karşı kamuoyunu uyandırmak olacaktır en etkin çare. ” Bu konuda Profesör Taussig’in yaklaşımı İslâmi görüşe çok yakındır. Gerçekten İslâm ekonomisinin ilkeleri, maddi ve manevi değerler arasında mutlu bir bileşim sağlamaktadır.

İleriye dönük alışverişler :

İslâm, spekülatif faaliyetlere izin vermediği gibi, geleceğe ait alışverişi de uygun bulmaz. Çünkü böyle bir sistemi, topluma olduğu kadar, ticari çevrenin kendisine de zararlı olarak görür. Geleceğe ait alış verişler kapitalist ülkelerde birçok sorunlara yol açmaktadır. Bunun için, İslâm, böylesine bir alış verişten kaçınmaları için müslümanları uyarmıştır. Bu konudaki Peygamber sözünü (SAV) ibni Ömer’den dinleyelim : «Satın alanın malı oluncaya kadar, tahıl satın alan biri, onu başkasına satmayacaktır.» Öte yandan, Hâkim İbni Hazm da bir başka Hadis nakleder: « Yanında olmayan bir şey için pazarlık etme.»

ULUSLARARASI TİCARET VE DAMPİNG

Şimdiye kadar yurtiçi ticaretten söz ettik. Bu bölümde de uluslararası ticaret konusunda İslâmî ilkeleri incelemeye çalışacağız. İslâm uluslararası ticareti teşvik etmiştir. Bu tarihi bir gerçektir. Ticaret hukuku incelenirse görülüyor ki; aydın müslüman Mağripliler, Doğu Akdeniz ülkeleri ile büyük bir ticari ilişki kurmuşlardır, Tunus’da fabrikaları ve konsoloslukları vardı ve İstanbul’da büyük bir ticari ilişki sürdürülüyordu. Bu ticaret halkası Çin ve Hindistan’a kadar genişledi. Afrika kıyısını, dolaşarak Madagaskar’a kadar uzandı. Sekizinci yüzyıl ortalarında, Avrupa, koyu bir karanlık içinde bulunurken, Abdulhazım gibi aydın İspanya müsIümanları, ticaret hukukunun ilkeleri hakkında, bilimsel makale ve kitaplar yazıyordu. İslâm, hem ekonomik işbirliğini sağlamak hem de karşılıklı bilgi ve fikir alışverişinde etken bir araç olduğundan beynelmilel (uluslararası) kardeşliği gerçekleştirmek için uluslararası ticareti teşvik etmiştir. Şüphesiz, ticari işlemlerde elverişli bir sistem bulmak için müslümanlar arasında farklı teknikler kullanılmıştır. Bu teknikler, zamanla gelişen şartlara bağlı olarak değişmiştir.

Burada bir soru ortaya çıkmaktadır. İslâm devleti nasıl bir ticaret politikası gütmelidir? Klasik ekonomistler, serbest ticaret politikasını savunurlar. Müdahalenin-dünyadaki tüm kaynakların en elverişli bir biçimde dağılımına engel olduğunu ileri sürerler. Salt ekonomik açıdan, İslâm devleti için serbest ticaret politikasını tavsiye edebiliriz. İslamî sistem de serbest ticaretten yanadır. Ve ülkelerin kendi doğal şartlarına uygun olan malları, iç piyasaya talebinden daha fazla üreterek öteki ülkelere satmaları gerektiğine inanır. Başka bir deyişle, İslâm, uluslararası ticaretin temeli olan izâfi maliyet görüşünü destekler. Ama, uluslar arası ticarette rekabetin ne denli sağlıksız ve zayıf olduğu ve de müslüman ülkelerin durumu göz önüne alınırsa, ticarette, koruyucu bir politika izlemenin müslüman devletler için gerekli olduğu kanısındayız. Bu da İslâma aykırı değildir. Gerçekte ” gümrük vergisi ” ve giriş resmi ilk, kez Hz. Ömer zamanında ortaya çıkmış ve uygulanmıştır. Hz. Ömer zamanında İslâm

devletiyle ticari ilişkileri olan komşu ülkeler, müslüman tüccarlardan vergi alınması için direnmişlerdir. Ebu Musa el Eş’arî bu durumu Halife Ömer’e bildirdiği zaman, O, karşı bir tedbir olarak müslümanlardan alınan vergiye eşit bir harcın harbi’lerden alınmasını emretmiştir. Bu harç yüzde 10 civarındaydı. Harbilerden ne kadar gümrük alındığı bilinmeyen yerlerde bu yüzde 10 nisbeti uygulandı. (Mebsut – Sayfa 108: Kitâbül Haraç, Sayfa 76.)

Bu, öşür müessesesinin kuruluşuna yol açtı, Sonraları bu vergi Müslümanlardan yüzde 2,5 ve zimmîlerden yüzde 5 alınmak suretiyle genişletildi. “Müslümanlar aşır ödesin veya ödemesin, ticaret maddelerinin zekâtını ödemek zorundadır. Oysa zimmîler, ticaret amacıyla seyahat ettikleri takdirde, aşır ödemekle yükümlüdürler. Bunun için Müslümanlardan ve zimmîlerden farklı resimler alınmaktadır. Böylece, oranlardaki farklılık müslüman ve zimmî tacirler arasında eşitliği sağlamaktadır.” (S. A. Sıddıki : «Public Finance in İslam» P: 86.)

Damping :

Ticaret alanında damping de bir yer tutmaktadır. Onu içine almayan bir inceleme eksiktir. Damping nedir? Üreticinin (genellikle tekelciler, ürününü, menşe üretimin yapıldığı ülkedeki satış fiyatının çok altında bir fiyatla başka ülkelerde satması olayıdır.

Dampinge iten nedenler şunlar olabilir:

a) Yanlış bir talep tahmini sonucu fazla üretilen malları satmak.

b) Düşük fiyata satmakla yeni ticari ilişkiler kurmak.

c) Yerli veya yabancı olsun, rakip üreticiyi saf dışı etmek.

d) Büyük üretim kapasitesinin sağladığı ekonomiden yararlanmak. Dampinge iten neden ne olursa olsun, en sonunda, rakip üreticiler ortadan kaldırılarak; tekelin egemen olduğu bir ekonomik düzen getirilmektedir. Bu sağlandıktan sonra, büyük çoğunluk daha kolay sömürülebilecektir. Bu ise, iyi niyet ve düşünce ile bağdaşmamaktadır. Damping tutkusuna kapılanlar, insanların acılarından, yoksulluklarından, ihtiyaçlarından, kendi çıkarları adına, yararlanma yollarını ararlar. Bunun için damping, İslâmın ruhuna aykırıdır. İslam devleti damping teşvik etmez. Devlet, özellikle sanayii etkiliyorsa, dampinge karşı yüksek gümrük vergileri koymağa yetkilidir.

Fiyatların düşmesini önlemek için, üretilen malların bir kısmını yok etmek, damping’in en insani olmayan bir başka yanıdır. «Latin Amerika’nın İçyüzü» adlı kitabında, John Gunther, Brezilya kahvesinin hikayesini anlatmaktadır. 1914 yılında, Brezilya, 14 milyon çuval kahve fazlasını, fiyatları ucuzlatmamak için, ortadan kaldırmıştır. «Öte yandan 1934 de, milyonlarca portakal, fiyatların düşmesini önlemek için denize dökülmüştür. Oysa, Liverpool’daki fakir çocukları için, portakal, alınamayacak kadar lüks bir meyveydi. Daha beriye gelelim; Hindistan, Seylan ve Malezya’da 121 milyon pound ağırlığındaki çayın yok edilmesi için kararnameler çıkarılmıştır.» (H. M. Mukerjce, Introduction to sosialism, P. 16.).

Damping’in bu yönü öylesine açık ki, bu konuda İslami açıdan bir incelemeye girmeğe gerek yoktur. Fiyatların düşmesini önlemek suretiyle büyük kazançlar sağlamak için malın bir kısmını yok etmeyi haklı gösterecek bir gerekçe bulmaya imkan yoktur. İslam, insan olsun eşya olsun, her türlü kaynak israfını çirkin görmüştür. Bunun için müslüman ülkeler dampingi ortadan kaldırmak zorundadır.

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)