Facebook
RSS

TİCARET VE FAİZ

Burada İslâm tarafından faizin yasaklanmasının ve ticarete izin verilmesinin nedenlerini araştırmak gerekir. Kur’an’da şöyle -buyrulur: “Allah alış verişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (II: 275) Bu gün bile, İslam düşmanları, ” Alım satım da ancak faiz gibidir.” Ayetini gösterirler. Alış veriş helal ise, faizin de helal olması gerektiğini, çünkü «faizin, para alış verişinin bir sonucu olduğu» görüşünü ileri sürerler. Ticarete yatırılan para, «kar» denen bir fazlalık getirmektedir. Bankaya yatırılan para da faiz Allah, bir «artığı» yasaklamakta, ötekine izin vermektedir. O halde, ikisi arasında ne fark vardır? Bu konu, gerek ahlaki açıdan, gerekse hukukî açıdan, seçkin hukukçular tarafından, enine boyuna tartışılmıştır. Biz burada, soruna, ekonomik açıdan bakacağız:

a) Ticareti faizden ayıran, ticarette «risk» etkeninin oluşudur. Riski üstlenme, İslâm’ın izin verdiği ticaretin temelidir. Oysa faiz, sabittir, kâr gibi değişken değildir.

b) Ticaretten oluşan kâr, atılımın ve girişimin bir sonucudur. Faiz de ne atılım, ne de girişim söz konusudur. Çünkü kredi veren borçlu veya yatırımcının kâr ve zararına bakmaksızın, tutarı belli bir geliri garantilemiştir.

c) Ticarette mal alınıp bedeli ödendikten sonra, alış veriş son bulur. Bundan sonra, alıcı, satıcıya hiç bir şey ödemez. Fakat faiz işleminde, ona para ödenmediği sürece, kreditörün faiz geliri sürecektir. Bu yüzden, ticaretten sağlânan kârda bir sınır vardır. Faizde ise böylesine bir sınırlama yoktur.

d) Ticaret, üretken olduğu ve kişi ancak emek ve becerisini ortaya koyarak ve de zorlukları yenerek kazanç sağladığı için, istihdam olanakları yaratmakta ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaktadır. 1929 – 1933 yıllarında ortaya çıkan ekonomik buhrana faiz yol açmıştır. Bu olay, kapitalist ülke ekonomistlerini, klâsik ekonomik teoriyi bir yana itmeye ve faizin yer almadığı yeni ekonomik teoriler

geliştirmeye zorlamıştır. J. M. Keynes, «Para, İstihdam ve Faiz Genel Teorisi» adlı ünlü eserinde, bu konuya ilişkin şu görüşü ileri sürer «Faizin parasal değeri, para dışı üretim mallarında faizin mala oranla değerini arttıracak, bu malların üretimini engellemektedir. Öte yandan, para üretimi için yatırımları harekete geçirme olanağı da yoktur. Çünkü, varsayım olarak, para, üretilemez» Bir başka yerde de şöyle değinir faize Keynes: «Faiz, istihdam üzerinde şaşılacak bir rol oynamaktadır. Öyle görülüyor ki, faiz, istihdam düzeyini sınırlamaktadır.» Gerçekten bunalımı başlatan da, onu daha kötüye götüren de faizdir, ticaret değil.

e) Ticaret, yakın işbirliğine ve karşılıklı fikir alış verişine aracı olmakta, bunun sonucu olarak uygarlığın gelişmesinde üstün bir rol oynamaktadır. Buna karşılık, faiz, insanı cimriliğe, bencilliğe itmekte ve ondan acıma duygusunu silmektedir. Böylece, faiz, karşılıklı yardımlaşmayı kökünden yıkmakta, ekonomik büyümeyi önlemekte ve işsizliği artırmaktadır. Ama İslâmi bir devlette, ticaret, toplum için bir nimettir.

SONUÇ

Bu bölümdeki incelemeden çıkarılacak sonuç şudur: İslâm, her türlü meşru faaliyeti teşvik etmiştir. Takas’a sınırlı olarak izin verilmiştir. Öte yandan tekelcilik ve spekülasyon reddedilmiştir. çünkü bu faaliyetler «sosyal yarar»ın en üst düzeye çıkarılmasını engellemektedir. İslâmda serbest ticaret esastır. Özel durumlarda, ticaret konusunda, koruyucu bir politika izlenmesine de izin verilebilir. Dampingin reddedilmesi gerekir. Ticaretle faiz arasında yapısal bir fark vardır. İslâm’ın ticarete ilişkin ilkeleri tüccar ve sanayici tarafından benimsenirse, yoksullar, bugünkü ekonomide yaygın olan ticari durgunluğun zararlarından korunmuş olacaktır. “

YAZAR: PROF. DR. M. A. MANNAN




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)