Facebook
RSS

Bütüncül İktisadi/Sosyal Sistemler konusunda İslam, bazılarının belirttiği gibi “Üçüncü” Sistem değil, tarihsel doğrultuda ilk (Birinci) Sistemdir. Kapitalizm ve Sosyalizmden daha önce oluşmuş ve uygulanmıştır.

Günümüzde de birçok Müslüman ülkenin İslam Sistemini uygulaması ve bütün İslam Dünyasında bu konuda yeni bir “Rönesans”tan söz ettirecek gelişmelerin ortaya çıkması, bu konu üzerinde önemle durmayı zorunlu bir olgu, Bilimsel bir zorunluluk haline getirmektedir.

Ayrıca belirtelim ki, yarı “dinsel” türde Sistemlerin yer yer görülebildiği de bir başka gerçektir. Söz gelimi “Physiocrates”, yaklaşımın “Doğal Düzen” görüşündeki “DÜZEN”, keşfedilecek veya yaratılacak bir olgu değildir, açık ortada duran bir gerçek sayılmaktadır.”(1)

İSLAM’IN İKTİSADİ/SOSYAL SİSTEMİ (Özgün Bir Örgütlenme ve İşleyiş)

Son on yılda İslam Dünyası’nda, yeni, dinamik ve güçlü atılımlara temel oluşturabilecek gayretler dikkat çekmektedir. Bu Dünya’da oluşup yansıyan olaylar, oluşlar ve İslam ülkeleri arası gelişen yeni işbirliği biçimleri ve entegrasyon umutları (41 ülke ve 750 milyona yaklaşan bir nüfus), neyi haber vermektedir?

İslam Dünyası, yeni arayışlar içindedir. Bir din, bir uygarlık, bir kültür, bir iktisat ve bir politika olarak İSLAM; meydan okumağa hazırlanmaktadır. Gelecek zamanı, şu anda iki cephe halinde “saf” tutmuş hiç bir blok, kendi tekeline alamayacaktır. Gelişmeler bunu göstermektedir.

İlahi kökenli bir İktisadi/Sosyal Sistem olarak İSLAM, modern çağımızın da gereksinmelerine karşılık vererek, “Çağdaş Sistemlere” gerçekten meydan okuyabilecek midir? Geçmişte parlak örnekler vermiş bulunan bu Sistem (kökenleri 1400 yıl öncelerine değin inmektedir), yeniden doğabilecek midir? İslam’ın İktisadi/Sosyal Sisteminin, aydın, insancıl ve DEVRİMCİ mesajı, çağımızın TOPLUMSAL bunalımlarına, doyurucu bir karşılık verebilecek midir?

Kısaca belirtilen ve bu kısımda haklı olarak düşüncede yer alabilecek diğer soru ve sorunlara karşılık verebilmek için bu İlahi kökenli Sistemi bütünü içinde ortaya koymak ve çağımızın çok değişmiş yapıları ve başlıca rakip diğer iki büyük Sistemin’ (Kapitalizm ve Sosyalizmin) çıkarabilecekleri aşılması çok kolay olmayan engelleri, kısaca bu sistemi başarılı kılacak koşulları, açıklıkla ortaya koymak gerekir.

Geçmişte çok başarı ile uygulanmış ve halen parıldayan bir İSLAM uygarlığı’nın doğmasına olanak vermiş bir SİSTEM’i, günümüzde bile, bazı ülkelerin (Pakistan, Libya, S . Arabistan, İran v.b.) uygulamaya koydukları bir SİSTEM’i, yok farzetmek, yalnız bir haksızlık değil, son derece büyük sakıncalar da doğurabilir. **

Yukarıda vurguladığımız “mesaj”a kısaca değinmek gerekir. Allah adına oluşan bu “devrimi”, tarih boyunca insanın geçirdiği serüveni vurgulayarak ve hatırlayarak, algılamak olanaklıdır. Tarih boyunca toplumlar genel olarak ve insanların tek istekleri ve özlemlerini içerebilecek ve karşılayabilecek güçte ve nitelikte bir yaşam biçimi kavgası (savaşımı) verilmektedir. Teknik gelişmelerin ulaştığı çağdaş gelişim düzeylerine rağmen, daha iyi, daha insancıl ve daha mutlu bir dünya, bugün bile, düş (hayal-umut) aşamasından, gerçeğin peteklerinde somutlaştırılamamıştır. İşte bu yakıcı odakta DİNLER, felsefi anlamda, insanlık tarihine sinen doyurulmamış insancıl istek ve özlemlere verilmiş İLAHİ (göksel) bir

karşılık olmaktadır. İnsanların istek ve özlemleri ile dinler arasında, yakın, sıkı bir iletişim süreci yer alır. Kısaca dinler, dünyaları daralan, sıkışan çekilmez yetersizliklerle damgalanan insanlara, bir sığınak, bir kurtuluş getiren yeni bir “DÜNYA” işlevleri de görmüşlerdir. Kısaca yeryüzünde bir cehennem azabı çeken insanlara bir rahatlama, bir ferahlama olanağı sunmaktır.

Sosyal sınıfsız, İlkel Toplum’dan, sınıflı TOPLUMLARA uzanan tarihsel çizgide yansıyan evrim, dinlerin de paralel bir evrim geçirdiğini göstermektedir.

Sözgelimi, tek Tanrı’ya bağlı olan dinlerin tümü, oluşup geliştikleri tarihlerde, yürürlükteki rejimIere görece, daha ilerici ve devrimci bir nitelik taşımaktadırlar. Açıktır ki, dinde yansıyan “inanç bütünü”, YÜRÜRLÜKTEKİ düzene “Göksel” çizgide bile oluşmuş bir tepkinin, doğurduğu daha elverişli ve daha ileri bir dengeyi içerir.

Özellikle İslamiyet’in doğuşu, bir kölelik, bir karanlık çağın insanları ezen toplumsal düzeninde, kesinlikle ilerici ve devrimci bir nitelikte yansımıştır. Irk ayırımı, renk ayırımı gütmeden, ekonomik varlıklarına bakmadan insanları eşit kabul eden bu din, insanların bir mal gibi, alınıp satıldığı bir dönemde “kölelere” “kardeşlerimiz“, her türlü “cefanın” kıvrımlarında sürünen “cariyelere” “kızlarımız” diyecek kadar, insancıl ve eşitçi, uygar yeni boyutlar getiriyordu. İslam, insanlara o çağ bakımından son derece ileri sayılabilecek hukuki, sosyal, iktisadi haklar sağlıyordu.

Maddesel ve uhrevi DÜNYA’yı saran TOPLUMSAL SiSTEMİ ile İSLAM, kitaplı dinlerin en sonuncusu ve en gelişmiş nitelikleri ile DÜNYA’nın üzerindeki karanlık örtüyü, getirdiği yeni ışık demeti ile kaldırıyordu.

Çok Tanrılı kaoslara son ve kesin darbeyi indirdikten sonra İslam, dinsel düzeyde gelişme ve yayılma olanaklarını genişletti. Yeni bir Toplumsal Sistemi ile yeryüzünde daha üstün çözümlerinin aracılığında tutuluyor, geniş alanlara yayılıyordu. “Kur’an-ı Kerim’de insan aklının kullanılması emrediliyor, aklını kullanmayan insandan daha tehlikeli (şer) bir yaratık olamayacağına dair ayet” iniyordu. “Dinamik bir yenilikçilik tarzında ‘ortaya çıkan İslam, eşitlik adalet, aydınlık getiriyordu.

Bu uygarlık getiren İslam, umutsuzların, başlıca umudu olmuş, İslam dininin toplumsal ve ruhsal devrimci bu mesajını, İslam’ın biricik Peygamberi, Hz. Muhammed (S.A.S.) Efendimiz’in dilinden, ALLAH adına ve O’nun elçisi olarak insanlığa aktarılıyordu.” (2)

İnsan aklına Allah’ın verdiği büyük önemi, rasyonalizmin ilk temeli olarak bu çağda doğuyor ve ALLAH, akla “ben senden daha üstün bir şey yaratmadım” diyecek kadar, ‘akıl, mantık ve muhakeme, yüceltilecektir, Kuran akla dayanan son ve biricik kutsal tek kitaptır. Ulu Allah bu kutsal kitap boyunca en az “20” kez, “Ekserennasi la ya’kilün” (Niceleri var ki akledemez, aklını kullanamaz) buyurur. Yine düşünmeye, yani derin düşünmeye (tefekkür -meditationne -) büyük bir önem verilir. Açıktır ki, canlı varlıkların en yücesi olan insan, akla sahip olduğu için yücelmeye layık görülmektedir. Bu nedenledir ki insanoğlu, “akıl, bilgi, eşitlik ve özgürlük” kavramlarına layık bir varlık olarak İLK KEZ, ele alınmaktadır, Çünkü İslam’a göre insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir (Halifetullah’tır). Daha uygar, daha insancıl bir sistem öneren İSLAM’ın mesajı, bu devrimci nitelikleri sonucu, o dönem için çok ileri bir aşama sayılmak gereken kentsel temelli yeni bir uygarlık oluşacak ve yeryüzünde yayılması hızlanacaktır.

Avrupa’nın taassup ve cehaletin karanlıklarında yüzdüğü bir çağda, İSLAM güneşi, Orta Asya’dan Atlantik kıyılarına değin uzanan geniş bir alanı bu umut veren, refah mutluluk taşıyan toplumsal modelinin aydınlığına, kavuşturuyordu. Bu etkiler daha sonra Avrupa’ya dolaylı olarak da yansıyacaktır.

Burada dünden bugüne, yukarıdaki noktada yoğunlaşan gelişmelerin ancak çok sınırlı bir kısmına değinebildik. Günümüzde bile, İslam’ın Üçüncü Dünya’da hızla yayılan ve Batı Dünyası’nın en ünlü

entellektüel ve Bilim adamlarının(3) benimsediği bir DİN özelliğini sürdürdüğünü de sadece anımsatmakla yetinelim.

Diğer Dinlerden farklı olarak, Dinlerin bu en sonuncusu, Toplumların ve kişilerin, sadece “manevi” dünyaları ile ilgilenmez, maddesel yaşamlarını da kapsar, Burada analizine girmeyeceğimiz İBADET’in bile bu noktada MÜSLÜMAN TİPİ İNSANI, (l’homo islamicus) yoğurup biçimlendiren FELSEFESİNİ anımsatıp, vurgulamakla yetiniyoruz. Dünyevi ve uhrevi yönleri ile (manevi ve maddi), kısaca teorisi ve uygulaması ile İSLAM Dini, kendine özgü bir İKTİSADİ SOSYAL SİSTEM oluşturmaktadır.

————————————————————————————————————————————————

(1) Daha geniş bilgi için bknz; Quesnay: Droit Naturel, Oeuvres., Ed., Oncken, Paris, 1888, sh: 373.

(2) Belirtmeye bile gerek yoktur ki “Dünya Tarihini en çok etkileyen kişi Hz. Muhammed efendimizdir”. (Amerikalı düşünür, Michael HART bile “Dünya Tarihini en fazla etkileyen 10 kişi” adlı kitabında bunu teyid etmektedir.

(3) Bir tek örnek belirtmiş olmak için, Fransız ünlü düşünür ve yazarı, Roger GARAUDY’ı analım. 1981 yılında İslarrı’ı seçerek Müslüman oldu. 1983 yılında “Promesses De L’İslam” adıyla <Ed, du SeuiI), Türkçesi: İslam’ın va’dettikleri, (Çeviren: N. Uzel, Pınar yayınları, 255 sahife) yayınlandı.

Bu kitabında, İslam ile ilk kez Cezayir’de karşılaştığını belirten Garaudy, 3 yıl mahkum olduğu Cezayir Sahrasında, askeri bir kışlada tutuklu kalmıştı. Hapishanede çıkan bir isyana öncülük ettiğinden, bölgedeki Fransız komutanı onu idama mahkum etmişti. Cezayı infaz etmesi için de Cezayirli Müslüman bir askere emir vermişti. Müslüman asker ateş etmeyi reddetmiş ve “Müslüman bir askerin şerefinin, silahsız bir adama ateş etmeye mani olduğunu” söylemişti. Garaudy, bu olaydan daha sonra şöyle söz edecekti: “Bu olay, Sorben’da on yıllık tahsilimde öğrendiğim şeylerden daha mühim şeyler öğretti” demektedir a.g.e. sh: 7.

YAZAR: PROF. DR. BEŞİR HAMİTOĞULLARI

**Adı geçen ülkelerin İslam ekonomisini uygulamalarının doğruluğu tartışmalıdır. Otoriteler bugün İslam Ekonomisini doğru ve tam olarak uygulayan bir ülkenin yok olduğunu söylemektedirler. [EKONOMİSLAM GRUBU]




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)