Facebook
RSS

21. y.y.‘da İslam Âleminin şahlanışını temin edecek bir kalkınma-gelişim felsefesi[1] ve kalkınma-gelişim hareketi, İslam Âleminin son derece önemli bir gereksinimidir. İslam Dünyası birçok yönden önemli potansiyellere sahip olmasına rağmen çeşitli nedenlerle istedikleri sürat ile kalkınma ve gelişmelerini temin edememektedirler. Bu birçok mütefekkir tarafından da zikredilen bir şeydir. Bu nokta-i nazarda belki de meseleye farklı bir açıdan bakmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İşte biz bu yazımızda söz konusu problematiğe, potansiyeli kinetikleştirecek bir muharrikten bahsedeceğiz.

Hemen her zaman iktisatçılar, iktisadi, toplumsal, siyasi ve psikolojik amilleri birbirinden kesin bir çizgi ile ayırmaya çalışmışlardır. Bunun sonucunda, kalkınma çabasının karşılaştığı problemler ve engeller; hep iktisadi açıdan değerlendirilmiş, problem yalnızca iktisadi gelişmenin iki kutbu sayılan tasarruf ve üretimin gelişme hızının artmasına bağlanmış; sanayileşmeye önem vermek, yatırım hacmini arttırmaya ve üretim programını genişletmeye davet, bu ülkelerde slogan haline gelmiştir.[2]

Burada bir noktayı yeniden gözden geçirmek, kalkınma problemlerini salt iktisadi etmenlere indirgememek; tabiri caizse meseleye bir toplum mühendisi gibi yaklaşıp, psikolojik, sosyolojik, siyasi ve iktisadi faktörlerin tamamını göz önüne alınarak, kemalât seyrine bir ahenk kazandırmak gerekmektedir.

Zira kalkınma ve gelişmenin önündeki iktisadi engeller, bilinen, alışılagelen problemlerin dış yüzüdür, görünüşte engellerdir. Onların arkasında kalkınma probleminin esasını teşkil eden bir amil vardır ki, bu amil; bireylerin davranış ahlakı”dır.[3] Güç oluşturma manasında tasarruf, gücü kullanma ve tasarrufa bağlı kılabilme manasında üretim -bütün bunlar- maddi faktörlerden önce beşeri davranış ahlakına bağlıdır.[4]

Bu anlayışın ışığı altında mali kaynakların azlığı, kalkınma yolunda bir engeli temsil etmez. Her toplum maddi ve beşeri kaynakların gereğinden azına sahiptir; bu güçleri arttırmak ve en iyi şekilde kullanmak, kişilerin ahlak ve davranışlarına bağlıdır. Çeşitli kalkınma dönemleri için gerekli olan toplumsal ve iktisadi değişim süreçleri ancak bu ahlak ve terbiye sayesinde kendiliğinden gerçekleşebilir.

Batı Avrupa’nın, Rusya ve Japonya’nın kalkınmalarında kişilerin ahlak ve davranışlarının oynadığı rolün etkisi açıkça görülmektedir. Batı Avrupa devletlerinde şeref payı, yol boyunca kalkınma bayrağını omuzlarında taşıyan yatırımcı ve müteşebbislere aittir. Rusya’da devletin kumandası altında kalkınma mesuliyetini halka yüklenmiştir. Japonya’da devletin yardımıyla müteşebbislerin kalkınmayı gerçekleştirdiklerini görüyoruz.[5]

Şurası muhakkaktır ki, ahlak ve davranış biçimi, belli bir cemiyetin, içtimai ve kültürel çevresine bağlı birçok faktörün ortak semere ve neticesidir. Bu çevre ve çerçeve, kalkınmakta olan ülkelerde, çeşitli kültür ve medeniyetler arasındaki mesafeyi kaldıran yeni haberleşme ve ulaşım vasıtaları sebebiyle devamlı olarak değişmeye tabidir. Bu noktada önümüze çıkan soru şudur: Bu ahlak ve davranış biçimini, çeşitli değişmelerle beraber kendiliğinden yürümeye terk edersek, arzu edilen kalkınmaya, yakın bir zamanda kavuşmayı bekleyebilir miyiz?[6]

Açıkça görülüyor ki, kültürler ve medeniyetler arası etkileşimi sağlayan medya ve haberleşme araçları, bazı odakların kontrolü ve yönlendirmesi altındadır. Bu mihraklar güçlü şok darbeleriyle, -mecbur bırakarak- toplumları istedikleri dönüşüme dahil etmek emelindedirler. Daha açık bir ifade ile suyun başında olan sermayedarların,  kalabalık nüfuslar ve ülkeler üzerinde ekonomik olarak egemenliğini devam ettirebilmesi, istedikleri değer ölçülerine benzemeyen sosyal yaşam biçimlerini, ideolojileri, inanç ve kültürel değerleri asimile etmesi, kendileştirmesi ve içini boşaltmak siyaseti izlemesi ile mümkündür. Bu hususta kapitalist hegemonyayı etkin hale getirmek için teknoloji, basın, moda, sanat gibi argümanları oldukça etkin olarak kullanmaktadırlar.

Psikoloji ve eğitim uzmanlarından öğreniyoruz ki, her davranış onu yönelten bir motife veya sonunda belli bir fikri yönelişe şekil veren motifler grubuna dayanır. Marksist felsefe, Sovyet halkından ona inananlar için bir davranış motifi olmuştur. Serbest rekabet ve liberalizm Batı Avrupa’da ve Japonya’da[7] kalkınmaya yön vermiştir. Buna göre kalkınma felsefesinin açıklığa kavuşmamış olması, karşılaştığımız her problemin ana sebebidir.[8]

Böylece ortaya çıkmış oluyor ki, kalkınma hareketinin yürümesi ve hedeflerini gerçekleştirebilmesi; insanların davranışlarını yöneltmeye elverişli, uygun motifleri mümkün olan en büyük toplumsal ve iktisadi kalkınmayı gerçekleştirecek şekilde idare edebilme kudretine bağlıdır.

Kalkınmakta olan ülkelerde gördüğümüz hükümetlerin ve idarelerin şu veya bu felsefenin birer tarafına sarılma çabaları, bu iki felsefenin hatalarını toplamaktan başka bir semere vermez. Ya bu felsefelerden birisi halkı da ikna ederek, inandırarak alınacak; yahut da toplumsal ve iktisadi kalkınmada ki rollerini ifa edebilmeleri için büyük kitleleri harekete geçirecek, onları yerinde saymak, donup kalmak ve işi oluruna bırakmaktan kurtaracak yeni bir felsefe aranacaktır.

Şu halde kalkınma ve gelişme yönündeki Müslüman Ülkelerin, kitlelerin anlayabileceği, prensip ve hedefleriyle kaynaşabileceği bir kalkınma felsefesine ihtiyaçları vardır.

Abdülaziz en-Neccar’ın deyişiyle, hangi devlette olursa olsun Müslümanların, diğer geri ülke vatandaşlarından hayli farklı oldukları idrak edilince, onları duygu karakter, arzu ve idealler yönünden -büyük ölçüde- birleştiren hususi bir ruha ve psikolojiye sahip bulundukları bilinince, bu ruhun dinden doğduğu ve Müslümanların psikolojik terkiplerinin, Muhammedî misyonun işletilmesiyle derinden teşkil olunabileceği anlaşılınca, onları medenî terkiblerine, başka bir ifade ile dini esaslarına aykırı bir felsefeye bağlamamız manasız olur.[9]

Nasıl ki Batı medeniyeti Rönesans ile başlayan kalkınma hamlesinde kültür köklerini, kaynağa dönüş fikriyle Roma-Yunan kültür ve medeniyetine dayandırmaya çalışmış ve bunda muvaffak olmuş ise, İslam ülkeleri de bugün İslam’ın temel prensiplerine dönmelidir. Yanlış bir politika ile metodun alınması gerekirken, Batının kendi kültür kökenlerine dayanan sistemi alınınca, İslam Âlemi ancak emekleme hızında gelişebilmiştir.

Bu dünya insanına -kalkınma hareketine katılmalarını temin için- onların hamaset duygularını ve şevklerini tahrik edecek bir muharrik etmek istiyorsak, bunun din kaynağından taşması ve nurlu yola dayanması zaruridir.[10]

Alem-i İslam’a İslam nuru yeter, liberalizm, kapitalizm, sosyalizm, komünizm gibi başka ekonomik rejimlerde saadet aramaya ihtiyaç yoktur. Tek ihtiyacımız el ele verip kendi sistemimizi ortaya koymak ve herkese tanıtmaktır.

YAZAR: Cengizhan SALİH



[1] Bu yazı Dr. Ahmed en-Neccar’ın 1971’de Melik Abdülaziz Üniversitesinin davetiyle verdiği “Geri Kalmış Toplumların Kalkınmasında İktisadi Problemler” başlıklı tebliğinden mülhem olarak ve mezkur tebliğden genişçe istifade etmek suretiyle kaleme alınmıştır.

[2] A. Muhammed Abdülaziz en-Neccar, İslam Düşüncesinde Ekonomi, Banka ve Sigorta, Çev. Hayreddin Karaman, İstanbul, İz Yayıncılık, 2011, s. 81.

[3] Burada davranış ahlakı olarak zikredilen tabirin, itikad seviyesinde bir anlayışı ifade ettiğini belirtelim. Bu hususta şu makaleyi okumanızı tavsiye ederiz: “İslam’da İki Türlü Bağ İki Yönlü Denge”, http://islamekonomisi.org/islamda-iki-turlu-bag-iki-yonlu-denge/ , 12.06.2013.

[4] en-Neccar, a.g.e., s. 91.

[5] en-Neccar, a.g.e., s. 92.

[6] A.e.

[7] Buna ilave olarak Japon milletinin karşılaştığı her güçlüğü, yüklendiği her fedakarlığı, İlahi iradenin bir tezahürü olarak kabul edip, kızmadan ve itiraz etmeden kadere rıza göstermelerini de onların “davranış motifi” içerisinde güçlü bir etken olarak var olduğunu zikretmemiz yerinde olacaktır.

[8] A. Muhammed Abdülaziz en-Neccar, İslam Düşüncesinde Ekonomi, Banka ve Sigorta, Çev. Hayreddin Karaman, İstanbul, İz Yayıncılık, 2011, s. 92.

[9] A.e., s. 93.

[10] A.e., s. 94.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)