Facebook
RSS

İkinci unsura gelince — ki o da faiz adı altında mûdîlerin(mevduat sahiplerini) bankadan sağladıkları değişmez bir gelirdir— faizsiz banka tezinde bunun yerine şunu oturtuyoruz: Mudâraba akdinde(Emek-sermaye ortaklığı)sermaye sahipleri sıfatlarıyla mudilere kardan belirli bir yüzde veririz. Çünkü mudaraba akitlerinde kendisi ile amil arasında yapılacak anlaşmaya göre kardan belirli bir yüzde mal sahibinin hakkıdır.

Bu esasa göre mûdîlerin(mevduat sahiplerini)gelirleri mudârabadaki âmilin girdiği işin sonuçlarına bağlıdır. Eğer girişilen işte kâr sağlanırsa her iki taraf da kârdan belirli bir oranda alır. Eğer kâr sağlanamayacak olursa, hiçbirisi bir şey alamayacaktır. Faizli bankaların mûdîlere ödediği fayda (faiz) nın durumu ise bunun bütünüyle aksinedir. Tabiî bankada yatırılan paranın kullanıldığı alanın verdiği sonuçları görmezlikten gelecek olursak. Diğer taraftan şu da var ki, mutlak anlamda hiçbir kâr sağlamamak, çoğu zaman zayıf bir ihtimal olarak kabul edilmektedir. Hatta bazen farazi bir ihtimalden ibaret de kalabilir. Çünkü her bir kişinin yatırdığı para tek başına bir mudâraba ortaklığına girmiyor ki, bu para sahibinin kârı bu sınırlı mudârabanın (Emek-sermaye ortaklığı) sağlayacağı kâra bağlı olsun. Aksine yatırılan her bir miktar para, vadeli hesaplar denizindeki diğer nakdî servetlerle karışmakta ve her mudi(mevduat sahipleri), bankanın bu denizden giriştiği bütün çeşitli akidlere birer mudârib olarak katılmaktadır. Dolayısıyla yatırdığı para oranında bütün vadeli hesapların giriştikleri mudârabalarda payı bulunmaktadır. Buna göre bankanın kurduğu bütün mudâraba ortaklıklarının ve mudâraba esası üzere giriştiği bütün işlerin toptan kâr etmeme ihtimali ortadan kalkmaktadır. Çünkü bu mudârabalardan bir kısmının bile kâr etmesi halinde, yapılan zararların kapatılması ile birlikte, bütün hisselere uygun oranlarda kâr dağıtılabilir.

Faizsiz bankayı çevreleyen şartlar gereğince şu görüşe sahip bulunuyorum: Faizsiz bankanın mûdîlere ayıracağı kâr yüzdesi mûdinin faizli bankadan alacağı faiz nispetinden az olmamalıdır. Çünkü faizsiz bankanın dağıtacağı kâr oranı, faizli bankaların faiz oranından az olursa o takdir de mûdîler oradan daha yüksek oranda faiz ödeyen bankalara gideceklerdir. Bu esastan hareket ederek de şunu düşünüyorum: Her şart altındaki ticarî işlerin şartlarına uygun olarak kârdan, sermayeye aşağı yukarı bir kâr oranının belirlenmesi ve mûdîlere kârdan aynı miktardaki hesaba ödenecek faiz miktarından az olmayan bir kâr yüzdesinin verilmesinin kararlaştırılması gerekir. Söz gelimi: Açılan hesapların toplamı 100 bin T.L. olursa ve bir sene boyunca da bu sermayenin sağlayacağı kâr oranı % 20 olursa, yani sene sonunda 20 bin TL. lık kâra hak kazanırsa; diğer taraftan faizli bankaların faiz oranının % 5 olduğu kabul edilirse, yani 100 bin TL. lık bir hesaba beş bin TL. faiz öderse, faizsiz bankada mûdîlere ödenecek kâr yüzdesinin karının % 25’inden az olmaması gerekir ki, ödeyeceği kâr yüzdesi, faiz yüzdesinden eksik olmasın.

Buna şunu da eklemek isterim: Kârdan mûdilere verilen bu yüzde oranının, faiz oranından bir miktar yüksek tutulması gerekir ki, faizsiz bankanın sermayeleri çekme ve toplama gü, faizli bankalarınkine eşit olsun. Çünkü mûdîye verilmek üzere belirlenen yaklaşık kâr oranı, faize eşit olsa bile, faizin özel cazibesi ve çekiciliği yine devam edecektir. Bu ise bankanın her halükârda faizi vermeyi taahhüt etmesinden ileri gelir. Diğer taraftan faizsiz banka ise, kâr olmaması halinde mûdîyi hiçbir hak sahibi olarak görmemektedir. İşte bu sakıncayı da gidermek için, faiz oranından daha yüksek bir kâr yüzdesinin verilmesi gerekmektedir.

Verilecek bu yüksek oranın miktarını ise, değişen şartların belirlemesi ihtimalince sınırlandırılabilecek kâr etmeme derecesi ile takdir edilebilir.*** Kâr sağlamama ihtimali azaldıkça, yüksek oranın miktarı da düşecektir. Bunun aksi de aynı şekilde doğrudur. Piyasadaki faiz oranının % 25 olduğunu, kar sağlamama ihtimalinin de % 10 olduğunu farz edersek, o zaman fazlalık şöyle olacaktır: Faiz oranı x mudârabanın kâr yapmama ihtimali=fazlalık yani;

5/100*10/100=1/200 olur.

Mudiye mevduatının hacminden verilecek oranda

5/100+1/200=55/1000 olur.

Mudâraba sonunda gerçekleşecek «kâr oranına» bunu uygulayacak olursak, aşağıdaki örnekte olduğu gibi şu sonuç ortaya çıkar. Eğer beklenen kârın, sermayeye oranının % 20 olduğunu, sermayenin de 1000 TL. olduğunu kabul edersek, bu demektir ki kâr 200 TL. olacaktır. Daha önce belirlediğimiz oran gereğince de mûdî 55 TL. ye hak kazanır. O takdirde mûdînin yüzde kâr hissesi aşağıdaki şekilde eşitlenecektir:

55/200X 100 = % 27,5 veya kârın : 275/1000 .

YAZAR: MUHAMMED BAKIR es SADR

——————————————————————————————————————————————

*** Kâr sağlamama ihtimaliyle bütün alanlarda kâr sağlanamayacağını anlatmak istemiyoruz. Çünkü bu, nazari olmaktan öteye gidemez. Diğer taraftan mutlak olarak kâr, her durumda her hesap için söz konusudur. Burada bir ihtimal vardır. Ki o da mudi için belirlenen kâr oranının, faiz oranından düşük olmasıdır. Bu düşüklük de ya tüm üretim ilişkilerini kapsayan şartların kârı düşürmesinden ileri gelmekte, ya da banka yatırılan paranın tümünü üretime kaydıramadığından, üretmeyen bir bölümü kalır, dolayısıyla belirlenen kâr oranının toplamı düşmüş olur. O takdirde burada iki tehlike söz konusudur: Biri genel üretim şartlarının doğurduğu tehlike, diğeri mevduatın bütün hacmi veya zamanı açısından, bütün mevduatın üretime kaydırılmama tehlikesi, sözü geçen bu iki tehlikenin de göz önünde bulundurulması halinde, mûdinin kârdan hissesinin denklemi aşağıdaki şekilde olur:

# Fayda + fayda x genel ürerim şartları sonucunda yeterli kâr sağlayamama tehlikesi + faydax mevduatın tümünün üretimde kullanılamama tehlikesi = Mudiin (kârdan) hissesi.




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)