Facebook
RSS

Bu çalışmamızda “Kuran-ı Kerime Göre İslam Ekonomisinin Esasları” adlı kitabımızdan bazı prensipleri aktarmak istiyoruz. Sure ve ayet numaraları parantez içinde verilmiştir. Bunların tefsir ve yorumu için kaynağın deliller ve açıklamalar bölümüne bakmaya ihtiyaç vardır.

İnsanlar, tek bir terbiyeci tarafından var edilip yetiştirirler.(2/139) İnsanlar, kendiliklerinden bir düzen kuramazlar. Onlar tabii düzeni araştırıp öğrenip uygulamakla görevlidirler.(1/7). İnsan, bir taraftan devletin bir uzvu, diğer taraftan da kendi şahsiyetini koruyan müstakil bir varlıktır. (2/ 30). Hiçbir kişi, şahsiyetten mahrum edilemez. (2/ 30) Fertler, hiçbir aracı kullanmadan devletle doğrudan doğruya karşı karşıyadırlar. (1/ 5).

Ekonomik hayat, tabii bir hayattır. Ona suni müdahaleler zarar getirir. (28/ 78).Bütün ekonomik faaliyetin gayesi, nüfusun ve malların artmasını sağlamaktır. (2/ 155). Ekonomik gelişme, mal ve nüfus çokluğu ile ölçülür. (9/ 69)  Ekonomik davranışlar, bir düzen içersinde oluşup onun neticesi olarak, meydana gelir. İyi davranış yeterli değildir; iyi bir düzenin bulunması gerekir. (2/188) İnsan aklı, iyi ile kötüyü, bozuk mal ile sağlam malı ayırabilecek bir düzeni bulabilir. (5/100) Düzeni kurmak devletin görevidir. (1/1)

İslam’ın da bir ekonomik sistemi vardır. (2/ 1–5). İslam ekonomik düzeninde serbest teşebbüs ve serbest ticaret esastır. (2/ 286). Ekonomideki serbest teşebbüs ve serbest rekabet sistemleri ekonomik değişim ve seleksiyonun doğal bir sonucudur. (3/ 140) İslam ekonomisinde dünya ile ahirete, madde ile manaya aynı derecede önem verilir. Bunlardan biri diğeri için feda edilmez. (24/ 37). Kuranda hiçbir hüküm eksik değildir. (6/ 38) Kuranda pek çok şey, analoji (kıyas) yoluyla, anlatılmıştır. Bir mesele ya kendisi veya ona benzer bir olayla dolayısıyla anlatılmıştır. (6/ 38). İslami sistem ile faiz bağdaşmaz. (2/ 278) Zekât-vergi faizin zıddıdır. (2/ 280) Faizli sistem ile faizsiz olan zekâtlı sistem, tam birbirine zıt iki ayrı sistemdir. (30/ 39) Bir sistem ve düzenin bir kısmı kabul edilip diğer kısmı atılmaz. Tüm olarak, hepsi birlikte kabul edilir. (2/ 208)

Esas üretim, güneş enerjisini depo eden yeşilliklerdir. (6/ 99). Esas üretim toprak ürünleridir. (6/ 99). Üretim sistemi yeryüzüne gökten gelen suların devri daimi ile kurulmuştur. (14/ 32). Üretimde akarsuların da rolü vardır. (14/ 32) Üretime yer ve gök, hava ve güneş, toprak ve su birlikte katılırlar. (14/ 32). Güneş, ay, gündüzler ve geceler, birer üretim faktörleridirler ve bunlar tabiatta insan için karşılıksız olarak üretim yapmaktadırlar. (14/ 33) Üretim, dolayısıyla tüketim içtimaidir (kolektiftir). Herkes ona göre davranmalıdır.(1/5). Üretim, tüketim ve mübadele hareketleri sosyal bir olaydır. (2/ 274)

İslam devleti, dünya işlerinde Müslim ve gayri Müslim vatandaşlar arsında ayrım yapmaz; onlar arasında bir ayrım gözetmez. (3/110). Mallar Allah’ındır; fertlerin mallar üzerinde Allah adına tasarruf etme hakları ve yetkileri vardır. (2/ 180). Devlet, yalnız zenginlerin kurduğu bir dernek veya ticari bir şirket olmadığından yoksullar da devlet gelirlerinden yararlanırlar. (59/ 7). Gayri meşru iktisaplar, gizli tutulan mallar ve haram mallar devletin teminatı altında değildir. (2/ 270). Fert mülkiyetine tecavüz, devlet mülkiyetine tecavüz demektir. Devlet, bütün mülkü korumakla görevlidir.(3/ 26). Hükümeti, devlet başkanı temsil eder. (4/59). Fertlerin görevi, biat ederek iktidarı kurmaktır. İktidar olmadan hükümetlik yapılmaz. (3/104). Hükümetler, icma ile tespit edilen hususları emredip uygularlar (4/59). Hükümetler, marufu emretmekle, hükmü açıklanmış belli olan şeyleri emredip uygulamakla yetkili ve mükelleftirler. İktidarlar fiyat koyamaz. Ancak serbest olarak teşekkül etmiş olan fiyatlara çağrı yapabilirler. (3/104)

Hükümetlerin fazla vergi almaya (2/ 272) vergi nispetlerini artırmaya (3/ 161) yeni, yeni vergiler koymaya hak ve salahiyetleri yoktur (3/ 161). Malların ve insanların idaresini ellerinde bulunduranlara kıskanma yoktur (4/ 53). Mal ve iktidarın idaresi, daha ehil olan gelince hemen ona tevdi edilir (4/ 58).

İslam ekonomisinde miras, meşru olan bir haktır. (4/7). İnsanların koydukları miras sistemi ile Allah’ın emrettiği miras sistemi, birbirinden farklıdır. İslam’ın miras sitemi, ekonomik açıdan daha faydalıdır. (4/ 11) Mirasçı olmanın sebepleri, akrabalık, evlilik ve velayettir. (4/ 8). Evlat edinmek ve bu yoldan mirasçı olmak yoktur. Fert olarak bir mirasçı tayin edilemez. (4/ 33) Hiçbir varisi bulunmayan ölünün malları, devlet hazinesine, bütçeye intikal eder. ( 4/ 8)

Emek, bir gaye ile çalışıp enerji harcamaktır. (2/ 204) Emek, insanın koşmasını, çalışmasını, hareket etmesini sağlayan bir güç ve enerjidir. Emek, bir menfaat olup sahibine aittir. Özel mülkiyetin asıl kaynağı emektir. (53/ 39) Emek mal değildir; bu sebeple ücret dengesini sağlamak için, mallarda olduğu gibi, emekte arz talep dalgalanmaları uygulanamaz. (2/ 148) İnsanların emekleri birbirinden farklıdır; (92/ 4) İnsanlar arasındaki kuvvet ve kabiliyet farkı, emek mübadelesinin (istihdamın) gerçekleşmesini sağlar. (43/ 32) Emekler farklı olunca, iş hayatında iş bölümünün olacağı da bir gerçektir. (92/ 4) Vasıflı ve vasıfsız emeklerin dereceleri de bir birbirinden farklıdır.(6/ 132)

Ticaret, borçlanma ve diğer hususlarda ilk konulan mala, başmala, anamala sermaye adı verilir (2/279). İslam ekonomisinde ayrı ayrı kanunlara tabi tutulduğu için sermayeyi, sabit ve döner sermaye diye ikiye ayırmak mümkündür. (2/267) Mülkiyet ve sermayede insanlar için eşitlik istemek, insanların eşit olduklarını iddia etmek ve işçi ile işvereni, köle ile sahibini eşit kabul etmek yanlıştır. (30/ 28) Zekât vergisi, azami sermayeleri sınırlandırdığı için, İslam ekonomi sisteminde aşırı sermaye birikimleri önlenir ve sermaye sahipleri yatırım ve teşebbüslere zorlanmış olur. (2/ 276) Toplumda eşit servet dağılımı ve azami serveti sınırlandırma yoktur. (3/ 35) Kredi çalışana verilince sermaye istismarı olmaz. (2/ 245) Mudarebe şirketinde zararı tamamen sermaye karşılar. (2/ 267)

Mal, Allah’ın dünyada insanların ihtiyaçlarını gidermesi için var ettiği bir vasıtadır. (2/ 155) Mal, insanların ihtiyaçlarını tatmin ederek, onların hayatlarını sürdürüp yaşamalarını temin eder, ayakta kalıp dünyada hükümran olmalarını sağlar. Mal, insan tabiatının meylettiği ve ihtiyaç vakti için depo edilebilen bir şeydir. Başka bir deyişle mal, alınıp satılabilen, bir değeri olan ve onu telef edenin tazmin etme yükümlülüğü bulunan şeylerdir. Buna göre güneşin ışığı, ısısı ve hava gibi bir yerde toplanamayan şeyler, büyük faydası bulunmasına rağmen mal sayılmazlar. Ancak bir tüp içine sıkıştırılmış gazlar, bir yerde toplanıp depo edilmiş olduklarından mal sayılırlar. (4/5) İnsanoğlunu çalışıp kazandığı ve elde edip faydalandığı her şey maldır. Böyle olan her şeyden (mesela zift, petrol, taş, eriyen ve erimeyen bütün madenler… gibi) vergi alınır.(2/ 272) Mal, beynelmilel olup milletler arasında tedavül eder. Mal ve paraların tedavülünü sağlamak ve bütün sınıflar arasında dolaşımını temin etmek gerekir. Mallara kimin daha çok ihtiyacı varsa onun elinde olması daha faydalıdır. Mal ve paraların sadece zenginlerin elinde toplanması zararlıdır. (59/ 7)

Mülkiyet hakkı, ferdin özel menfaati için mal ve mal sayılan şeyler üzerinde bağımsız bir şekilde elde tutma ve tasarruf etme hak ve salahiyetine sahip olmaktır. (3/ 26) Mülkiyet insan olmanın bir gereği ve insanlık vasfının icap ettirdiği bir husustur. (9/ 34) Her şey insan içindir; insandan başka mülkiyete müstahak bir varlık yoktur. (2/ 29) Mülkiyet düzeni, bir devlet düzeni olup insanlar için bir rahmettir. (4/ 29) Mülkiyet düzeni fert ve toplumlar için zorunludur. Fert, topluluk içersinde bulunduğu müddetçe onun mülkiyet düzenine uyar. (2/ 180) Mülkiyet hakkı tamamen hukuki rejime tabidir. Mülkiyete müdahale asla caiz değildir. Fiyat tahdidi, döviz ve özel kredi tahsisi, hiçbir suretle söz konusu olamaz. Hükümetler kendisine tanınan vergi dışında bir ekonomik müdahalede bulunamazlar. (3/ 26) Fertlerin sınırlı özel mülkiyet hakları vardır. (3/ 26) İslam ekonomi düzeninde mutlak mülkiyet yoktur; kayıtlı mülkiyet vardır. (24/ 33) Mülkiyet ve tüketimde eşitlik söz konusu değildir. (16/ 71) Mülkiyet ve sermayede insanlar için eşitlik istemek yanlıştır. (30/ 28)

İslam ekonomi düzeninde serbest teşebbüs ve serbest ticaret esastır. (2/ 286) Herkes, kendi işini kendisi seçer; üreteceği şeyi ve şekli kendisi bilir. (2/ 148) Çalışmalar, özel mülkiyet ve serbest teşebbüs esasına dayanarak, ortaklaşa, zincirlemeli bir şekilde yapılır. (2/ 110) Çalışma hayatında iş bölümü esastır. (17/ 84)

Ücret, faydalanılan emeğin karşılığıdır. Kira, faydalanılan menfaatin karşılığıdır. Bir menfaatin karşılığına ücret denir. (28/ 27) Ücretle işçi tutmak meşrudur. (43/ 32) Kar ile zarar, ücret ile emek, kira ile tesis arasında denge stabildir. Hem kendi aralarında hem de diğerleri ile bir arada dengeyi sağlarlar. (2/ 275) Ücret, çalışanın yaşaması için değil, mesela sermaye temini gibi, yaptığı çalışmaya yardım için verilir. (1/ 5) Ücretler, mesleki ehliyetlere ve zamana göre, ilme, tecrübeye, kabiliyete ve çalışkanlığa göre ayarlanır. (2/282) Ücret, ancak fayda meydana gelirse tahakkuk eder. (65/ 6) Herhangi bir sebepten dolayı çalışamamış kimse ücreti hak edemez. (6/ 158) Sözleşme ile ücret tahakkuk etmez; iş sona erip bittikten sonra tahakkuk eder. (65/ 6) Ücrette Tunç kanunu, doğal ücret ve ücret fonu nazariyesi gibi kavramların uygulanması adil değildir. (28/ 27).

Kar, zararı karşılar; malın değerindeki bir artıştır, fiyat farkıdır. (2/ 275) Riziko taşımadan elde edilen karlar, faizdir. (2/ 275).

Kira, belli bir menfaati belli bir bedel karşılığında satmaktır. Kullanmakla tükenmeyen malları bir bedel karşılığında kiralamak caiz olup buna icare adı verilir. İşçi, emeğini satmakla kendisini kiraya vermiş olur. Kullanmakla tükenen mallar kiraya verilemez, mesela su, sütü için inek ve meyvesi için ağaç kiralanamaz. Bunlar ayni mal olduğu için ancak satılabilirler. (28/ 27)

Faiz, borç verme karşılığı olarak bir ayn temin edilmesidir. (2/ 282) Faiz, karşılığı, bedeli olmayan bir fazlalıktır. Faiz, zamanla çoğalır ve katlat olur; fadl faizi ve nesie faizi olmak üzere iki kısma ayrılır. Faiz bütün Müslümanlara haram ve yasaktır. (3/ 130) Faiz, üretimi kısar, fabrikaların çalışmasını önler, bir noktada durdurarak, krizlerin doğmasına sebep olur. (30/ 39) Faiz, mübadeleyi yavaşlatır, tedavülü frenler ve milli geliri azaltır. (2/ 276) Faiz yasağını kabul etmeyenler, İslam devletine isyan etmiş sayılırlar. (2/ 279)

Faizli sistem, milli geliri kemirip tüketir. (2/ 275) Hâlbuki milli gelirin artması ile devletin gelirleri de artmış olur. (23/ 72) Gayri meşru yollardan mal kazanıp harcamalar yapmak milli geliri düşürür. (5/ 42) Faizli sistemde milli gelir azalır; zekâtlı sistemde ise artar. (30/ 39).

İslam ekonomi düzeninde tesis sahibi kira, döner sermaye sahibi kar, çalışan emek sahibi de ücret alır. (2/ 267) Toplumda gelir dağılımı adil bir şekilde ayarlanır. (2/ 134) Üretim sonunda meydana gelen katma değerler, vergi, kira, kar ve ücret arasında şeriata (sözleşmelere) göre bölüştürülür. (3/ 73) Gelir dağılımını adil bir şekilde ayarlayamayan ülkeler ilerleyemez, çabuk çöküp yok olmaya mahkûmdurlar. (2/ 134)

Tabii düzenini kurmuş olan ülkeler, bolluk ve refah içersinde olurlar. (7/ 58) Vergi sitemini gereği gibi ayarlayan toplumun ekonomi düzeninden korku ve sıkıntılar gider; bunun yerine refah ekonomisi gelir. (2/274) İyilik ve refah bellidir; geçici zevklerden uzak olan ebedi bir huzurdur. (3/ 92) Zenginlik ve refah, yoksulluk ve sefalet içtimaidir. Toplum tüm olarak ilerler veya geriler. (2/ 155) Refah normal olan ekonomik davranışlarla meydana gelir. (5/ 66) Refah, tarihi bir oluşun neticesidir. (1/ 7) Toplum düzeldikten sonra bolluk ve bereket artar. (7/ 95) Kurtuluş, refah ve saadet için bireysel çırpınmalar yeterli değildir; içtimai hareket ve davranışların olması gerekir.(3/ 186) Hicret yani göç etmek, bolluk ve zenginliğe sebep olur. (4/100) Evlenmek de bolluk ve zenginliğe sebep olur. (24/ 32) Tabii düzenini kuramamış veya bozmuş olan ülkeler ise kıtlık ve sefalet içersinde olurlar. (7/ 95) Refahın sağlanabilmesi için iyi ile kötünün, bozuk ile sağlam malın, meşru mal ile gayri meşru malın birbirinden ayrılması gerekir. (5/ 100) İçki, kumar, putlar, şans ve talih oyunları gibi pislikler ekonomik düzenden temizlendiği zaman refah ekonomisi doğar. (5/ 90) Sosyal güvenlik tedbirlerini almış ve sosyal güvenlik sınıflarının haklarını veren toplumlar refaha ulaşır. (30/ 38) Bir toplumdaki fakirlere malların iyisi verilmeyip onlar, iyi yiyip iyi giymedikçe refah ve huzuru temin etmek mümkün değildir. (3/ 92) İslam’ın getirdiği faizsiz serbest ticaret sistemi, tam uygulandığı takdirde dünya cennet misali bolluklar ülkesi haline gelir. Faizsiz serbest ticaret sistemini terk etmek ise sefaletin doğmasına sebep olur. (5/ 66) Yasak olan bir şeyi serbest yapan, serbest olan bir şeyi de yasaklayan toplumlar refah ve saadete ulaşamazlar. (16/ 116) Komşular arasında en basit bir yardımlaşmayı bile yapmayan bir toplumun refah ve saadete ulaşması mümkün değildir. (107/ 1–7)

Zevk için yapılan harcamalara lüks denir. Malların lüks (ihtiyaçtan fazla olarak sadece zevk almak için) kullanılması, bazı şartlar altında mubahtır. Lüks, başkalarına iyilik yapmaktan alıkoymamalı, iktisap, istimal, mübadele… gibi konularda gayri meşru davranışlara götürmemeli, inançsızlığa ve güvensizliğe sürüklememeli ve inanıp iyi işler işlemekten alıkoymamalıdır. (5/ 93)

İsraf ise herhangi bir şeyde haddi aşmak ve aşırı gitmektir. (25/ 67) Genel manada israf, bir nesnede haddi aşmak ve itidali geçmektir. İsraf, hem ifrat hem de tefrit yönden olabilir. Yani bir şeyde çok az yapmak da bir israftır (4/6) Lüks ve gösteriş tüketimi için yapılan talepler, ihtiyaç sayılmaz. Bunları devlet karşılamaz. (2/ 215) Malların dengeli harcanıp harcanmaması ve israf edilip edilmemesi konusunda toplumun kontrol etme yetkisi vardır. (6/ 141) İsrafa kaçmamak üzere her türlü süslenmeler ve güzellik harcamaları helaldir. (7/32) Tüketimde gösteriş, lüks ve israf harcamaları haramdır ve günahtır. (2/ 215) İnanmış insanlar tüketimde israf ve gösteriş yapmaktan sakınırlar. Onlar israf ve gösteriş yapmakta değil, iyilik yapmakta yarışırlar. (3/ 14)

Bünyeye uygun olan, faydalı ve münasip şeyler helal kılınmış; bünyeye uygun olmayan, zararlı ve yabancı şeyler ise haram kılınmıştır. (2/ 175) Sindirilebilen vücuda faydalı yiyecekler helal, sindirilemeyen ve vücut için zararlı olanlar ise helal değildir. (5/ 88) Bir şeyi helal ve haram kılma hakkı Allah’a aittir. Hiçbir kimse kendiliğinden helal ve haram hükmü veremez. (2/ 275) Meşru bir şeyi gayri meşru saymak yanlıştır. Yapılması meşru olan bir şeyi yasaklamak zulümdür. (5/ 87) Haram olan şey, malları ve emekleri yerinde kullanmamaktır. (10/ 59)

Toplumda mal, emek, para ve kredi gibi değerlerin marjinal faydalarını artıran potansiyellerini çoğaltan ve yükselten muameleler meşru, azaltan ve düşürenler ise gayri meşrudur. Rüşvet, yalan, faiz, kumar, hırsızlık, suiistimal, aldatma, kandırma, göz boyama, ihtikâr, nüfuz ticareti gibi gayri meşru kazanç yolları kabuğun gövdeden ayrılması gibi malları sahiplerinden ayırarak, marjinal faydayı düşürürler. (5/ 42)

Bugünkü sigortanın yerini İslam ekonomisinde infak kurumu alır. İslam ekonomisinde herkesin hayatı sigortalıdır. Ayrıca para alarak bir prim karşılığında sigorta yapan bir kuruluş yoktur. İslam düzeninin bizzat kendisi sigortadır. Basit bir sigorta şirketine hiçbir suretle ihtiyaç yoktur. İslam ekonomisinde vergilerin toplanması ve dağılması, yani bizzat bütçe, bütün vatandaşların hayatlarını sigorta altına almıştır. İslam’ın mülkiyet anlayışı, kaza teşkilatı ve idaresi sayesinde de bütün hayvanların ve hatta bitkilerin hayatları bile teminat altına alınmıştır. İnfakın sebebi, evlilik, akrabalık ve mülkiyettir. Nafaka yiyecek, içecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarını karşılamaktır. (2/ 215) Devlet, herkesin nafakasını temin etmekle görevlidir. (6/ 164) Hastalık ve malullük sigortalarını yerini İslam düzeninde yakınlar kurumu almıştır. (2/ 83) Nafaka, akrabaların yakınlarına kendi payından verdiği bir iane değil, kespteki kazançtaki devlete düşen payın fert tarafından kullanılmasıdır. (6/ 164) Çocuk, aile ve toplum içersinde doğar yaşar ve ölür. (4/1) Çocuk doğunca ona bakma görevi, nafaka esas itibariyle babalara aittir. (65/ 6) Kendi aralarında evlenmeleri yasak olan akrabalar veya birbirine mirasçı olabilen akrabalar birbirlerine bakmak zorundadırlar. (17/ 26)

Sosyal siyaset veya sosyal güvenlik, halk eğitimi, çalışma ve yaşama düzeni, hep birlikte devlet düzeni içersinde gerçekleştirilir. (2/ 83) Yardımlar önce aile, sonra mahalle, sonra bucak, sonra vilayet, sonra devlet, en sonunda da bütün beşeriyet arasında yapılır. (4/ 36) Gerçekten iyi bir insan olabilmek için, iyiliğe kavuşmak için, malların en iyisinden infak etmek gerekir. (3/ 92) Topluluğa adanmış olan mallar ve kurbanlar, sosyal güvenliği sağlarlar. (5/ 97) Devlet, mali gücü yeterli olmayan küçük çocuk sahibi ailelere, çocuğa ve anasına yetecek kadar yardım eder. (6/ 151) Devlet darda olanlara yardım eder ve borçlarını öder. (2/ 280) Herkes bedeni ile muhtaç olanlara yardım etmek ve malının bir kısmını vermek zorundadır. (2/ 270) Herkesin mecburi olarak vereceği devlet vergilerinin dışında kendiliğinden yapacağı yardımlar için hayır kurumları kurulur. Sosyal hayır kurumlarının yanında iktisadi hayır kurumları da meydana getirilir. (2/ 177)

Yaşlı, hasta, çocuk ve yoksullara yapılan yardımlar karşılıksızdır. (2/ 83) Hiçbir kimse yaptığı bir iyilikten dolayı başkalarını minnet altına alamaz. Diğer fertlere karşı mükellefiyetin sebepleri, nesep yakınlığı, yaşamada yakınlık, çalışmada yakınlık, mekânda yakınlık, komşuluk ve misafirliktir. (4/ 36) Ana-baba, akrabalar, yetimler yoksullar ve yolcular tüketimde sosyal dengenin temel kurumlarıdır. (2/ 215) Yoksullara hakları bütçeden ödenir. (17/ 26) Sosyal güvenlik tedbirlerini almış olan ülkeler refaha ulaşırlar. (30/ 38)

Sadaka (vergi), mükellefin, malından sadece Allah için, devlet için muhtaçlara temlik edilmek üzere verdiği vergidir. Sadaka, fakir ve yoksulların bir hakkı olup onlara verilmiş bir hediye, atiye ve bağış değildir. Fakir ve yoksullara verilen sadaka, işçi ve memura verilen ücret gibidir. Fakir, yıllık geliri yıllık harcamasından az olan yoksullardır. Miskin-yoksul ise sermayesi olmayıp sermaye yardımı almaya hakkı olan kimsedir. (9/ 60) Fakir, çalışma gücü olmayan, miskin-yoksul ise para gücü olmayan kimsedir. Fakire devlet bütçesinden geçim yardımı, yoksula da sermaye yardımı yapılır. (2/ 83) Zil-kurba (yakınlar) evlerinde aciz olan yakınlarına bakmayı tekeffül eden kimselerdir. Hasta ve yaşlılara bakanlar da bu guruba girerler. (8/ 41) Akraba, yoksul ve yolcu gibi sosyal kurumların mensuplarına hakları kendi ellerine verilir. (17/ 26)

Mal dilenmek genel olarak mezmumdur. Ancak başka kazanç yolu bulamayan çaresizler için bir ruhsattır. Muhtaç ve muztar bir durumda olan dilenciye yardım etmek, farza yakın bir görevdir. Dilenci incitilmemeli, istediği verilmese bile kovulmamalı, azarlanmamalıdır. Eğer o, muhtaç olmadığı halde istemeye ısrar ederse azarlanabilir. (93/ 9–10)

PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)