Facebook
RSS

Tarih boyunca arap yarımadası başta Sebe, Main ve Himyer olmak üzere çeşitli bağımsız devletlere ve ayrıca Roma, Bizans ve Sasani imparatorluklarının himayesindeki Petra, Palmiri(Tedmür), Gasan ve Hire gibi bazı uydu devletlere beşiklik etmiştir.[1] Bu devletlerin varlıklarının en önemli unsuru iktisadi güç olup bunuda kıtalar arası ticaret yönünden tampon bir bölgede yer almalarına ve dolayısıyla enternasyonel transit ticaret ağı üzerinde kilit bir konuma sahip olmalarına borçludurlar. Bu kilidin anahtarı olma vasfını taşıdıkları uluslararası ticari arenada rakiplerinden daha aktif bir rol üstlenebildikleri ve kendilerine bu avantajı sağlayan ticaret yollarının işlerliliğini koruyabildikleri müddetçe de kapılarını açarak altın çağlarını yaşamışlardır.

Bunun en çarpıcı misali Himyer Devleti’dir. İktisadi yapısı kara ticaretinden elde ettiği gelire dayanan Himyer Devleti, Mısır Kralı Ptolemy II’nin (M.Ö. 285-246) Akdeniz-Kızıldeniz bağlantısını sağlayan Nil-Kızıldeniz kanalını yeniden açması ve Muson rüzgarlarını keşfeden Romalılar’ın Hindistan veAfrika üretici ülkelere ulaşma imkanına kavuşmaları neticesinde transit taşımacılık içindeki aracılık rolünü kaybederek çökmeye mahkum olmuştu.[2] Zira Himyer’in hakimiyetindeki yemen ticareti, denizden Hindistan, Çin ve Sumatra’ya; karadan ise arap yarımadası içlerine uzanmaktaydı. Bilahare Yemen, önce Habeşistan’ın sonra da İran’ın sömürgesi durumuna düşünce, sömürgeciler, zaten bozulan deniz ticaretini ellerine geçirmişler, yarımada içindeki kara ticareti ise yabancı güçlerin hakimiyetinden uzak bağımsız bir konuma sahip olması hasebiyle Mekke’de toplanmıştı.[3]

Daha önceki dönemlerde Mekke’nin bahse değer hiçbir politik gücü olmadığı gibi, Arabistan’ın Necid, Bahreyn ve Uman gibi verimli bölgeleri üzerinde hegemonya tesis etmeye çalışan Yemen Himyerileri’nin kontrolü altındaydı.

Mekke, milattan sonra V. asrın başlarına kadar, Yemenden göç eden Huzaa kabilesinin kontrolü altında kalmıştı. Kusay b. Kilab çeşitli kabileleri bir araya getirerek Kureyş kabilesini oluşturdu ve hızla şehrin önde gelen tacirleri arasına giren bu kabile mensubları Huzaa’nın etkisini azalttı.[4] Mekkeliler ticaret ağı içindeki konumları sebebiyle önemli bir potansiyel güce sahip olmalarına rağmen, Arabistan’ın verimli bölgeleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan yayılımcı güçleri teşkil eden Himeriler ve Hire Lahmileri yanında ikinci planda kalmaktaydılar. Böylece Mekke’nin ilk evrimi bu iki hakim ticari ve siyasi merkezin gölgesinde gerçekleşti.O dönemde Mekkeliler lokal ticari faaliyetlerle yetinmekte, harem bölgesinin dışına çıkmaya cesaret edememekte ve mallarını satacak yabancı tüccarların, ayaklarına kadar gelmesini beklemekteydiler.

V. asrın ortalarına doğru Himeriler’in iç siyasi krizler silsilesiyle sarsılmaya başlaması ile birlikte Mekke’nin de talihi değişmeye başlamıştı. Himer’in siyasi iktidarsızlığı, hassaten kuzeyde üretim ve ticaretin çökmesine zemin hazırladı. Bu durumdan cesaret alan Mekkeliler, Yemenliler’in devre dışı kalmasıyla açılan boşluğu doldurmak üzere harekete geçtiler.

Peki iyi ama daha önceki dönemlerde kapalı bir ekonomiye sahip olan ve ticari aktivitesinin boyutları yarımadanın çeşitli bölgelerinde periyodik aralıklarla muntazaman kurulan panayırlar silsilesi içinde, Haram aylarda Mekke civarında düzenlenen Ukaz, Mecenne ve Zu’l Mecaz panayırlarını[6] aşmayan yoksul Kureyş[7], yarımada transit ticaretinin merkezi konumuna gelmeyi nasıl başarmıştı? Mekke şehir devleti ekonomisini dışa mı açmıştı? Bu soruya verilecek evet cevabı bir başka soruyu beraberinde getirmektedir: Nasıl? Zira Mekkeliler bu yeni rolü oynamak için gerekli alt yapı kurumlarına sahip değillerdi. Ayrıca ekonomik tecrübe ve güçlerini Mekke dışına taşıyacak bazı mekanizmalar icat etmeliydiler. İşte bu noktada Haşim’in meşhur İlaf’ı[*] imdada yetişti.

YAZAR: PROF. DR. CENGİZ KALLEK

———————————————————————

[1] Hitti, philip k.,Hstory of arabs, s. 67-68.

[2] Hitti, philip k.,Hstory of arabs, s. 59-60.

[3] Yıldız, Hakkı Dursun, İslam Öncesi Arap Hayatı, s. 141.

[4] İbn. Habib, el-Munammak, s. 189-190

[5] İbrahim, Mahmood, Social and economic Conditions in Pre İslamic Mecca, s. 343

[6]İbn. Habib, el-Muhabber, s.263-268 ; Yakubi; et-Tarih, I, 270-271

[7] Ya’kubi, I, 242.

[*]İlaf, Kur’an da “Kureyş” veya “el İlaf” isimli surede gayet veciz ve önemiyle mütenasip bir surette yerini alan İlaf: ahid, antlaşma ve talebe binaen verilen berat demek olup hasetsen Mekke asilleri ile komşu devletlerin başkanları arasında aktedilen ticari antlaşmaları ifade etmektedir.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)