Facebook
RSS

İslam Ekonomisi ayrı bir bilimsel kavram olarak literatüre 20. asrın ilk yarısında girmiştir. Hint alimlerinin geliştirdiği bu mefhum ilk önce İngilizce olarak literatüre girmiş, daha sonra Arapça ve Türkçe literatürde de görülmeye başlamıştır.1 Her ne kadar İslam Ekonomisi kartezyen2 bir bilimsel anlayışla yeni bir kavram olarak gözükse de aslına bakılırsa sayabileceğimiz bütün ekonomik sistemlerin üstünde ve köklü bir geçmişe sahip, birincil bir sistemdir.

İslam Ekonomisi diğer ekonomik sistemlerin aksine disiplinler arası bir bütünlük arzeden bir yapıya sahiptir. Bu yüzdendir ki bazı iktisatçılar salt İslam Ekonomisi yerine İslam’ın Ekonomik/Sosyal Sistemi3 kavramını kullanmayı daha doğru bulmuşlardır. Aslında bu durum, Batı felsefesinin ürünü olan kartezyen anlayışa karşın İslam’ın Tevhid anlayışının bir neticesidir. Çünkü kartezyen anlayış neticesinde ekonomi, sosyolojik yapıdan, kültürden, ahlaktan, itikaddan ayrı olarak düşünülüp, diğer alanlar ihmal edilmişken; İslam’ın Tevhid anlayışının neticesi olarak ekonomi ile din, kültür, sosyoloji vb. alanlar bir bütünün şubeleri olarak görülmüş ve aralarındaki etkileşim asla ihmal edilmemiştir.

İslamda bütün bu şubeler bir saatin çarkları gibi işlemekte, birbirlerine yardım eder, kuvvet verir bir tarzda çalışmakta ve bütüne(Tevhid’e) hizmet etmektedir. Meşhur batı tipi sistemler ise realiteden uzak, bütünü ihmal eden bireysel bir ekonomik anlayışın ürünü olduğu için, halkının ekserisi Müslüman olan devletlerin, bu ekonomik modeller ile kalkınmayı ve refahı temin edebilmesi neredeyse imkansızdır. Batı tipi ekonomik modellerin Müslüman toplumlarda tatbiki, hasta bir insana, kendisiyle uyumsuz olan bir organın nakil edilmesinden alınacak fayda kadar, İslam toplumuna fayda sağlayacaktır.

Söz konusu doku uyuşmazlığını fark eden kapitalistler, eski klasik iktisatçıların veya liberallerin aksine, “bu ekonomik sistem her topluma uyar; çünkü insan rasyonel bir varlıktır”4 dememişler ve toplumların inanç, anlayış ve değerlerini kapitalizme uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır ve hala çalışmaktadırlar. Bunun neticesi olarak toplumların, hususen Müslüman toplumların, tüketim anlayışlarından tasarruf anlayışlarına, kâr anlayışından ücret anlayışına, işçi-işveren arasındaki ilişkilerden, ticaret ilişkilerine kadar kapitalizmi hazmedemeyecek, kapitalist anlayışla çelişebilecek her sahada yozlaştırma, başkalaştırma, değersizleştirme, kapitalist doktrine uygun hale getirme faaliyetlerine önem vermişler ve bununla ilgili her alanı desteklemişlerdir. İslam’ın diğergâmcı, biz odaklı, insan sosyal bir varlıktır anlayışını yerine; ben merkezli, bencil bir anlayışı ifade eden “homo economicus”u adeta toplumlara yeni bir din, yeni bir itikad gibi benimsetmişlerdir. Bu vahim duruma da değindikten sonra yeniden mukayesemize kaldığımız yerden devam edelim.

İslam ekonomisi üç katmanlı bir yapıyı ve ilişkiyi muhtevi iken Batı tipi ekonomik disiplinlerin en önemli iki ismi, kapitalizm ve sosyalizm iki katlı bir ilişkiyi muhtevidir. İslam ekonomisinde Allah-toplum-insan(birey) ilişkisi söz konusudur. Ve fayda söz konusu olduğunda veya amel söz konusu olduğunda fiil önce Allah dediği için, bir başka deyişle Allah rızası için yapılır; yine toplumun faydası öncelenmiştir. Eşya(mal) asla “amaç” değil, mukaddes gayelere ulaşmakta “araç”tır. Buna karşın kapitalizm ve sosyalizmde yukarıda da değindiğimiz gibi iki katmanlı insan(birey)-toplum ilişkisi söz konusudur. Bunlardan kapitalizm insanı(bireyi) topluma tercih ederken, sosyalizm ise toplum odaklı bir anlayışı muhtevidir. Eşyaya(mala) bakış açısı olarak ise kapitalizmde de, sosyalizmde de eşya(mal) amaçtır. Bir de değinmediğimiz sosyalizmin ileri aşaması diye adlandırılan komünizm vardır ki, sanki insan eşyanın(malın) kölesidir; ona ulaşmak mümkün değildir.

Üretim açısından bakıldığında da kapitalizm üretimde başarılı, bölüşümde -tam- başarısız, sosyalizm ise bölüşümde kısmen başarılı, üretimde başarısızdır. İslam ekonomisinde ise, İslam’ın çalışmayı dahi bir nev’i ibadet olarak va’z etmesinden, mülk edinmeye izin vermesinden dolayı üretimde –tam- başarılı olduğu gibi, ayrıca zekatı5 emredip, sadakayı ve infakı özendirip, fukaraya devlet hazinesinden maaş bağlandığından, yine İslam’ın faizin (ribanın)6 her türlüsünün nehyetmesinden dolayı da orta kesimi güçlendirmiş, yani bölüşümde de -tam- başarılı olmuştur.

Tüketim açısından konu mütaalâ edildiğinde ise batı tipi ekonomik sistemler tüketimi –insana, topluma- faydalı olsun, faydasız olsun -tam- teşvik etmişlerdir, öyle ki tüketim israf halini alacak seviyelere ulaşmıştır. Gayr-i zaruri ihtiyaçlar dahi zaruri ihtiyaçmış gibi insanlara arz edilmiştir. İslam Ekonomisinde ise helal dairesinde, israf etmeden; hem içerinde yaşadığı toplumu özendirmeyecek şekilde tüketim meşru görülmüştür.

Bir başka önemli ekonomik parametre olan tasarruf açısından ise, batı tipi ekonomik modellerde tasarruflar faize yönlendirilmiş, üretim ve çalışma yerine tembellik ve hazırcılık özendirilmiştir. İslam ekonomisinde tasarruflar uzun süre yastık altında bekletilememekte, her yıl alınan zekat ile birlikte bu paralar yeniden piyasaya kazandırılmaktadır. Yani kişi tasarruflarını, ya kendisi yatırım ile değerlendirecek ya da zekat yoluyla piyasaya emisyon etmek zorunda kalacaktır. Faizin(ribanın) ise her türlüsü yasaklanmıştır.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, ekonominin, dünyanın idare ve yönlendirilmesinde ana parametre haline geldiği, yani bütün diğer şubelerin dahi -siyaset, kültür, idare…- yönlendiricisi, belirleyicisi haline geldiği bir asırda İslam Toplumu’nun da böyle güçlü bir enstrümanı göz ardı etmeyip, İslam Ekonomisini bütün kurum ve kurallarıyla teorik olarak, ekonominin yeni argümanlarını da göz önüne alarak ortaya koyması gerekmektedir. Ve bu teorik modelin hayata geçirilmesi için gerekenler bir an önce yerine getirilmelidir. Zaten İslam Ekonomisinin iskeleti, Kur’an ve Sünnette belirtilmiştir.7 Bugün Müslümanlara düşen bu yapıyı her yönüyle ortaya koymaya çalışmak ve tatbike hazır bir zemini ihzar etmektir. Bu hususta gerek ülkemizde gerekse yurt dışında akademik çalışmalar devam etmektedir.

Temennimiz şudur ki, Allah’ü Teala’nın bizlere, sosyal ve siyasal şartlarında olgunlaşıp, İslam Ekonomisinin tatbik edildiği günleri göstermesidir.

Gayret bizden, tevfik ve inayet Allah’tandır.

YAZAR: CENGİZHAN SALİH

————————————————————————

1.Prof.Dr.Sabahaddin Zaim, Bereket Dergisi 15. Sayı,2005

2.Kartezyenden maksad ,parçalayarak incelemek, vahyi göz ardı edip, tamamen maddi aleme dayalı hakikat arayışıdır.

3.Prof. Dr. Beşir Hamitoğulları gibi.

4.Prof. Dr. Tevfik Güran, İktisat Tarihi.

5.Bakara 2/ 43; 83; Müminun 23/ 4; Tevbe 9/ 60.

6.Bakara 2/ 275; Bakara 2/ 282; Nisa 4/ 229.

7.Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, www.islamekonomisi.org




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)