Facebook
RSS

İslam’ın mübadeleye getirmiş olduğu esaslardan birisi de fiyat koyma yasağıdır. Bilindiği gibi bugünün siyaset anlayışında genel olarak hükümetler fiyatlara müdahale etmektedir. Hükümetlerin narh koyması ve fiyatlara müdahale etmesi İslam’ın ekonomi anlayışına ters düşmektedir. Ayette insanların mallarını alıp satarken mallarının bulunması şart koşulmaktadır. Bu hususta “Ey inananlar aranızda kendi rızanızla yaptığınız mübadele müstesna mallarınızı haksız yollarla yemeyin.”[1], buyrulmuştur. Kasani bu ayete dayanarak ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “gönlü hoşnut olmadıkça Müslüman kişinin malı helal olmaz.”[2] hadisini göz önüne alarak narh konulamayacağını, fiyat koymanın haram-mekruh olduğunu söylemektedir. Hatta şu veya bu fiyattan satması için mal sahibine baskı yapmanın “hacr” (şahsın kişiliğini kısıtlama) anlamına gelir ifadesini kullanmaktadır.[3]

 O halde mal sahibi satıcıların ve para sahibi alıcıların razı olmayacağı bir fiyatı tespit etmek, bu şartı yani rıza şartını ortadan kaldırır. Rıza şartı ortadan kalkınca böyle bir alış-veriş geçerli olamaz. Onun için İslam normal şartlar altında mal sahiplerinin dışında kalan şahıs ve kurumların fiyatlara müdahale etmesini yasaklamıştır, diyebiliriz. Bazı hadis kitaplarında geçen olay, Hz. Peygamber’in fiyat koymayı yasaklamasına sebep olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında fiyatlar yükseldi; pahalılık oldu. Kimi sahabeler peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) başvurarak fiyat koymasını istediler. Hz. Peygamber bu isteği geri çevirerek şöyle buyurdu: “Ucuzluk ve pahalılık bizim elimizde değil, Allah’ın elindedir. Bizim Allah’ın takdir ve kazasını değiştirmeye hakkımız yoktur.” buyurdu.[4]

 Başka bir hadisinde ise Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Şüphesiz fiyatların ucuzlaması ve yükselmesi Allah’ın elindedir. Ben, yanımda hiçbir kimsenin hakkını taşımadan Allah’a kavuşmak istiyorum. Hadisin başka bir varyantı da şöyledir: “Fiyat koyan, kıtlık ve bolluk yapan ve rızık veren Allah’tır. Allah’a yemin ederim ki, ben size kendiliğimden ne bir şey verebilirim ve ne de men edebilirim. Ben ancak bir hazinedarım; işleri emir olunduğum gibi yaparım. Veren ise Allah’tır. Ben, mal, can ve kan hususunda hiçbir kimsenin hakkını üzerime geçirmeden Allah’a kavuşmak istiyorum.”[5]

Konu genel olarak fıkıh kitaplarında da tartışılmış ve fiyat koymanın mekruh olacağı hükmüne varılmıştır. Yalnız bu normal şartlar altında fiyatlara müdahale yasağıdır. Herhangi bir malda tekelcilik oluşmuş ve halka çok çok pahalı olarak satılıyor böylece vatandaşlara zulüm yapılıyorsa o takdirde hükümetin (Devletin) bunu önlemek için fiyat tespit etmesine cevaz verilmiştir. İbn Kayyim el- Cevziyye meseleyi eserlerinde yeteri kadar açıklamışlardır.[6]

 Netice olarak İslam ekonomisinde fiyatlara müdahale edilmez. Üretici-tüketici veya arz-talep dengesinin yani serbest piyasanın ortaya koyduğu fiyat, malın normal fiyatıdır. Bu sistem uygulandığı takdirde hangi malların kimler için ve ne kadar üretileceği meselesi çözümlenmiş olur. Fiyatlar devlet tarafından tespit edildiği takdirde herkes kendi menfaatini düşüneceği için pancar tarlasına pamuk, pamuk tarlasına ise fasulye ekilmeye başlanır ki bu da toplum açısında zararlı olur. Şu halde piyasayı kendi emri altına alan ve istediği fiyatı istediği şekilde koyan tekelci ve kartelci şahıs veya kurumlar olmadığı müddetçe İslam fiyat koymaya ve müdahale etmeye izin vermez. Böyle bir durumda ise devlet, adaleti sağlamakla görevli olduğu için, adaletin gereğini yapacaktır. Kamu hukukunu ve kamunun menfaatini korumakla görevli olan devlet, halkın zararına çalışmaya başlayan bir piyasaya müdahale etme hakkına sahiptir. Piyasada ne satıcılar ve ne de alıcılar zarar görürler. İdare her iki tarafın menfaatini korumak durumundadır. İmam Malik, piyasada damping(düşürüm) yaparak diğerlerinden daha düşük bir fiyatla üzüm satan tüccara Hz. Ömer’in müdahale ettiğini; malını ya başkaları gibi yüksek fiyatla satarsın, ya da bu pazardan gidersin dediğini nakletmektedir.[7]

 slında devletin fiyat koyup koymaması, hangi şartlarda fiyat koyabileceği veya koyamayacağı konusunda İslam âlimleri ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik, Hz. Ömer olayını anlattığımız gibi naklederek, müdahalenin caiz olduğunu savunurken, İmam Şafii ise olayı başka bir varyantı ile naklederek şöyle demektedir: Hz. Ömer, Musalla çarşısında önünde iki çuval kuru üzüm bulunan Hatib b.Ebi Beltaa’ya uğradı. Fiyatını sorup öğrenince iki ölçeğini bir dirheme sat diyerek Hatib’a fiyat bildirdi. Bundan sonra Hz. Ömer şöyle dedi: Taif’ten kuru üzüm yüklü bir kervanın gelmekte olduğunu haber aldım. Onlar gelince senin fiyatına bakarak hareket ederler. Bu durumda ya fiyatını yükseltirsin ya da üzümünü evine götürüp istediğin fiyattan satarsın. Hz. Ömer eve döndüğünde kendisini sorguladı. Sonra Hatib’ın evine gelerek ona şöyle dedi: “O sana söylediğim ne benim sana verdiğim bir emir ve ne de benden bağlayıcı bir hükümdür. Ben onu senden sadece çarşı halkına iyilik olsun diye istedim. Artık sen üzümünü istediğin yerde sat ve dilediğin fiyatla sat.”[8] İsmail b. Yahya el-Müzeni bunları naklettikten sonra İmam Şafii’nin şöyle dediğini bildiriyor: Bu hadis, Malik’in rivayet ettiği hadise aykırı değildir. Çünkü ya Malik hadisin bir kısmını rivayet etmiş ya da ondan rivayet eden kimse böyle rivayet etmiştir. Bu ifade ise hadisin başını ve sonunu bir araya getirmiştir. Ben de bu metni benimsiyorum. Çünkü insanların malları bizzat kendilerinin hâkimiyeti altındadır. Onların mallarının tamamını veya bir kısmını, kendilerine gerekli olan haller dışında, kendi rızaları bulunmadan kimse alamaz. Buradaki durum ise o zorunlu hallerden biri değildir.[9]

 Şu halde İslam ekonomisinde normal şartlar altında fiyat koymak ve fiyatlara müdahale etmek yoktur. Ancak üreticiler veya tüketiciler, alıcılar veya satıcılar kamplaşarak karşı tarafa zarar vermek isterlerse ya da bir kimse veya kurum tekel oluşturmak isterse o takdirde bilirkişilerin isteği doğrultusunda devlet gerekeni yapar diyebiliriz.

YAZAR:PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

————————————————————–

 [1] Nisa 4/29.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 72.

[3] Kasani, Bedayi, V, 129.

[4] Ebu Yusuf, Kitabü’l-Harac, çev: Ali Özek, s. 91.

[5] Ebu Yusuf, s. 91; Bkz. İbn Mace, Ticarat, 27; Ebu Davud, Büyu, 49; Tirmizi, Büyu, 73; Darimi, Büyu, 13; Osman Eskicioğlu, İslam Açısından Enflasyon ve Çözüm Yolları, s. 193.

[6] İbn Kayyim, et-Turuku’l-Hukmiyye, s. 285, 297-303.

[7] İmam Malik, Muvatta, Büyu, 57.

[8] İsmail b. Yahya el-Müzeni, Kitabü Muhtasari’l-Müzeni, s. 92; (Bkz. îmam Şafii, el-Ümm, VIII, 92.)

[9] İbn Kayyim el-Cevziyye, et-Turuku’l- Hukmiyye, s. 298.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)