Facebook
RSS

“Medinet’ül Fadıla”ya bir adım.”

Ahlak; insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, toplumsal güven, huzur, düzen ve mutluluğu sağlayan, genel için neyin iyi neyin kötü olduğunun ölçütü olan kurallar bütünüdür. Toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası olan ahlak her alanda olduğu gibi iş yaşantısında da karşımıza çıkmaktadır.

Sağlıklı bir toplum oluşturmanın belki de en önemli ayağı ahlaktır. Çünkü insan madde ve manadan müteşekkil, iki boyutlu ve her iki boyuta dair ihtiyaçları var olan bir varlıktır. İnsanın manevi boyutunu, inanç ve ahlâk oluşturur. İnsanın bu manevi boyutu görmezden gelinirse, özellikle günümüzde örneklerine sıkça rastladığımız, toplumsal sağlığı bozan ve sosyal ortamı yaşanmaz hale getiren yalan, rüşvet, yolsuzluk, hile vb. problemlerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Bu yüzden söz konusu olumsuzlukların üstesinden gelebilmek için, her kurum ya da kuruluş temel ahlaki ilkeler belirleme yolunu seçmektedir.

Bu noktadan hareketle madde ile mana âleminde ahengin sağlandığı müstesna bir cemiyet ve teşkilat olan ahilik kurumunun, İslam Ahlakı menşe’li “iş ve meslek ahlakı” göze çarpmaktadır. “Zira ahilik 13 ile 19. yüzyıllar arasında Anadolu başta olmak üzere Balkanlardan Kırım’a uzanan bir coğrafyada egemen olmuş ekonomik, sosyal ve kültürel bir kurumdur. İşi kutsal, çalışmayı ibadet sayan, karşılıklı işbirliği ve sosyal dayanışmaya dayalı, kaliteyi ve müşteri hizmetini ilke edinmiş olan ahilik, mesleki gelişmeyi sürekli eğitimle pekiştiren bir ahlâk anlayışını temsil eder”[1].

Ahilik kelimesinin kaynağı hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır. Birincisi, kelimenin Arapça “kardeşim” demek olan “ahi” kelimesinden türediğidir. İkincisi ise Divanü Lugati’t-Türk ve Atabetü’l-Hakayık gibi kaynaklarda geçen “eli açık, cömert” anlamlarına gelen Türkçe “akı” kelimesinden geldiği görüşüdür[2].

Bu konu üzerinde ciddi incelemeler yapan Batı’lı oryantalistler bugüne dek yaptıkları yayınlarda ahiliğin kökenlerini, doğuda, özellikle Araplar arasında XI. yüzyıldan başlayarak gelişmiş olan “Fütüvvet Örgütüne dayarlar.

Ahilerin vizyonunun temel belirleyicileri Kitap ve Sünnet’ten neşet eden fütüvvetnamelerdir. Fütüvvetnameler ahiliğe katılanların ellerinden düşürmedikleri ve günlük hayatlarına tatbik etmeye çalıştıkları ilkelerin izah edildiği eserlerdir. Onların günlük hayatlarında uydukları ve uyguladıkları ilke ve kuralları ihtiva eden fütüvvetnameler tasavvuf ağırlıklı ve ahiliğin ahlâk ve fazilet eğitimiyle ilişkili olup ideal insan modelini oluşturmayı hedefleyen eserlerdir. Anlaşıldığı üzere, ahilik anlayışının temelinin, İslami prensiplere dayanan fütüvvetnamelere dayanması, ahilikteki iş ahlakı anlayışında, İslam Ahlakı’nın ne kadar tesirli olduğunu göstermektedir.

Ahilik kurumundaki bütün ahlaki ilkeler, ahi teşkilatının “Medinet’ül Fadıla”yı yani mükemmel ve müreffeh bir toplumu oluşturmak hedefinin bir neticesidir. Diğer bir ifade ile âleme nizam vermek ahilerin değişmez gayesini oluşturur[3].

Dolayısıyla gaye mükemmeli hedeflemek ve genel ahlak ilkelerini buna göre ayrıntılarıyla sistemleştirmiş olmak olunca, iş ahlakı konusunda da bu ahlak ilkeleri ve bu ahlak ilkelerinin kaynağı olan İslam’ın ahlak ilkelerinin etkisi şüphesiz çok önemli derecede olacaktır. Bu hassasiyetin neticesi olarak oluşan informel ahilik iş ahlakı ilkelerinden bir kaçını şöyle sıralayabiliriz[4]:

1.      “Ahinin öncelikle emeğini değerlendirecek bir işi, özellikle de bir sanatı olmalıdır.”

Burada “ahi’nin işi ve sanatı olmalıdır” ilkesi üzerinden, çalışmaya vurgu yapıldığını söyleyebiliriz. Nitekim ahilere göre işsizlik batıl olarak nitelenmekte ve akılsızlık sayılmaktadır.

2.      “Ahi birkaç iş veya sanatla değil, yeteneklerine en uygun olan tek bir iş veya sanatla uğraşmalıdır.”

Bu anlayışa göre birden fazla sanatla uğraşmak, hiçbir sanatla uğraşmamakla aynıdır. Bunun neticesi olarak her ahinin belli bir sanatta zirveye ulaşması sağlanmıştır. Böylece yapılan her işçiliğin ve sanat ürününün kalitesi en üst seviyede sağlanmıştır. Görüldüğü üzere ahi teşkilatı müşterinin istediği malı en yüksek kalitede alabilmesi için ahi’nin yalnız bir sanat dalını seçmesini ve o sanatta kemale ermesini şart koşmuştur. Böylece esnafın rekabetini kaliteli mal üretme alanına kaydırmıştır.

3.      “Ahi, doğru olmalı, emeğinin hakkı olandan fazlasını kazanma yoluna sapmamalıdır.”

Ahi, insanı eşref-i mahlûkat olarak görür ve ona insan olduğu için saygı gösterir. O, bu anlayışının neticesinde, din, dil, ırk, ten, cinsiyet ayırımı gözetmeksizin herkese adil davranmış ve bunu ihlal edenleri müeyyidelerle cezalandırmıştır.

4.      “Ahi dayanışmacı olmalıdır.”

Burada dayanışmadan kastedilen can ve mal güvenliği noktasında değil, kazançların müşterek hale getirilmesi ile ilgilidir. Zira dayanışmayı bozacağı endişesi ile aşırı kazanç arzusu kesinlikle engellenmiştir.

5.      “Ahiler, yanlarında çalışan çırak ve kalfalara emekleri sömürülecek varlıklar gibi değil, yetiştirilecek ve ileride işyeri temin edilecek birer insan olarak bakarlar.”

Bu informel iş ahlakı ilkesinden de, usta ve yanında çalıştırdığı çıraklarının birbirlerini baba ve oğul gibi gördüklerini dolayısıyla bir aile sıcaklığı içinde verimli çalışmayı tesis ettiklerini söyleyebiliriz[5].

6.      “Ahilik mal biriktirme ve yığma peşinde koşan haris ve istismarcı ticarete karşıdır.”

Ahilikte esas olan helal kazançtır. Ahinin doğru olması ve hak ettiğinden fazla kazanma yoluna sapmaması bir iş ahlakı kaidesidir. Türk kültürünün zeminini ve ruhunu teşkil eden, Allah, insan ve devlet anlayışında yüksek bir ahlak yattığı açıktır. Yüksek ahlak ölçülerini hayat tarzı haline getiren, Allah korkusu ve sevgisidir. Bu yüzden yüksek ahlak, hak, hukuk ve adaleti Allah adına isteme anlamına gelir. Hakkına razı olmayarak malına fazla fiyat isteme, zenginleşme hırsıyla karanlık ve dolaşık kazanç yolarına sapma gibi haram kazanç yollarına ahilik müsaade etmez[6].

7.      “Ahi, kardeşini kendine tercih edendir.”

Ahiler her koyun kendi bacağından asılır diyen insanlar değildir. Onlar bilirler ki, komşusundaki yangın kendilerine de sıçrar. Ferdin kendini kurtarmasının hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan herkesin saadete ulaşmasıdır. Bunun için sabahleyin ilk müşterisi ile alışveriş yapan bir ahiye ikinci bir müşteri gelirse ve komşusu henüz siftah yapmamışsa, müşteriye bütün samimiyetiyle şöyle der: “Kusura bakmayın efendim. Allah bereketini vere, ben sabah siftahını yaptım. Sizin istediğiniz mal karşı dükkânda da var. O daha siftah etmedi siz ondan alın.”

8.      “Ahi’nin 18 dirhem gümüşten fazla dünyalığı olmamalıdır.”

Ahilik sermayenin ataletine karşıdır. Sermaye atıl bırakılmayıp, ekonomik hayata kazandırılmalıdır. Dolayısıyla bu düsturu, sermayenin atalete bırakılmayıp, ekonomik hayatın canlı tutulmasına matuf bir düsturdur.[7]

Sonuç olarak diyebiliriz ki, siyasi ve iktisadi sistemi ne olursa olsun, güçlü, müreffeh, ilimde ve fende ileriye gitmiş her toplumun kendine mahsus, sağlam bir ahlaki sistemi ve disiplini olduğunu kabul etmek gerektir. Velev ki bunun adı “etik ya da iş etiği” olsun.

Ahilik anlayışı ve teşkilatlanması, tarihimizde, gerek sosyo-ekonomik açıdan, gerekse kültürel açıdan çok önemli bir yer teşkil eder. Zira yüzlerce yıldır Anadolu insanına dini, ahlaki, siyasi ve sosyal açıdan yön vermiş, müstesna bir kurumdur.

İnsanın bir bütün olarak ele alındığı ahi birliklerinde mükemmel insan ve mükemmel toplum hedeflenmiştir. Bu nedenle ahilik kurumunda bireye sadece mesleki bilgiler değil aynı zamanda dini, ahlaki ve toplumsal bilgiler de verilmiştir. İş başında ve iş dışında teoriden çok, yapılarak ve yaşanarak verilen eğitimle, ahiler toplumda çok önemli roller üstlenmişlerdir. Ahi birlikleri geliştirmiş oldukları ahlaki, sosyal ve ekonomik ilke ve erdemlerle günümüzün çeşitli örgütlerine, sendikalarına, gençlik ve meslek kuruluşlarına, eğitim kurumlarına, pek çok yönden örnek olabilecek bir yapıya sahiptir[8].

Günümüzde Müslüman Anadolu müteşebbisleri, “İslami kapitalistler” veya “İslami kalvinistler” olarak zikredilmekte ve bu benzetmelerle zihinlere taşınmak istemektedirler. Bu anlamda, bugün önümüzü aydınlatabilecek, bize ilham kaynağı olabilecek geçmişimizi unutmamak, ondan dersler çıkarmak ve içerisinde bulunduğumuz çağa cevap verebilecek olan modern modelleri geliştirmek son derece elzemdir.

 YAZAR: CENGİZHAN SALİH



[1] Zeynep Kantarcı, “İş Etiği ve Ahilik”, Atatürk Üniversitesi S.B.E. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum, 2007, s. 2.

[2] Bu görüşe göre aslında akı olan Türklerin aralarındaki sıcak ilişkiler ve yakınlık münasebetiyle birbirlerine “kardeşim” anlamına gelen ahi diye seslenmeleri ya da birbirlerine kardeşçe davranmaları, zaman içerisinde, “akı” kelimesinin yerini “ahi” kelimesine bırakmasıyla sonuçlanmıştır.

[3] Veysi Erken, “Ahilik Teşkilatının Vizyonu”, II. Uluslararası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 13-15 Ekim 1999, s. 127.

[4] Musa Gelici, “Protestan İş Ahlakı ile Ahilik İş Ahlakının Karşılaştırılması”, Marmara Üniversitesi S.B.E. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2007, s. 65.

[5] Gelici, a.g.e., s. 67.

[6] Gelici, a.g.e., s. 68.

[7]Gelici, a.g.e., s. 69.

[8] İbrahim Durak ve Atilla Yücel, “Ahiliğin Sosyo-Ekonomik Etkileri ve Günümüze Yansımaları”, Süleyman Demirel Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, C. 15, S. 2, 2010, s. 166.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)