Facebook
RSS

Osmanlı iktisat sistemini iki dönemde inceleyebiliriz. Birinci dönem klasik (nizâm-ı kadîm) dönem, ikinci dönem de yenileşme (nizâm-i cedîd) dönemidir. Birinci dönemin başlangıcı, Selçukluları da içine alacak şekilde, Türklerin Anadoluyu yurt edinmeye başladıkları XI. yüzyılın sonlarına kadar uzatılabilir. Bu dönem XVIII. yüzyıl sonlarında sona ermiştir. Klasik dönem oluşma (1075-1453), olgunlaşma (1453-1683) ve esnekliğini kaybetme (XVIII. yüzyıl) alt-dönemlerine ayrılabilir.

Yenileşme dönemi ise Nizam-ı cedit döneminin açıldığı 1790 yılından Os­manlı siyasî varlığının sona erdiği 1923 yılma kadar devam eder.

Osmanlı iktisat sistemi İslâm’ın belirleyiciliği altında Türkistan tecrübesinin ve eski Anadolu geleneklerinin önemli olduğu bir etkileşim çerçevesi içinde oluşmuştur. Sonuçta oluşan zihniyet önemli bir unsuru tevhid inancının bir yan­sıması olan siyasî birlik anlayışıdır. Bunun gerçekleştirilmesi için eski kabile asabiyyeti gibi bölünmeci anlayış ve uygulamalarla mücadele edilmiş ve devletlerin uzun ömürlü olmasını sağlayan siyasî birlik adım adım gerçekleştirilmiştir. Bu­rada kölelik (memlûk) ve devşirme sisteminin kullanıldığını görüyoruz.

Zihniyet faktörü klasik Osmanlı sistemini Batı’dan ayıran önemli faktörler­dendir. Burada özellikle ahiliğin önemini belirtebiliriz. Ahiliğin önemi sadece es­naf ile sınırlı değildir. Ahiler özgün bir iktisat süjesi oluşmasına katkıda bulun­muşlardır. Hatta Osmanlı sistemini Batı’dan ayıran en önemli özelliklerin ahilik­ten kaynaklandığını söylemek pek yanlış değildir. Kapitalizmi ve Batı medeniye­tini yapan en önemli faktör burjuva zihniyeti iken Osmanlı toplum ve ekonomi­sini büyük ölçüde ahi zihniyeti yönlendirmiştir. Bu zihniyetin hakim olmasından dolayı Osmanlılar’da Batı kapitalizmini oluşturan sömürgeci faaliyetler, sınıf mücadeleleri görülmemiştir.1

Kapitalizmin oluşturup idealize ettiği homo-economicus’ım temel sâiki ferdî menfaattir ve bunun somut biçimi burjuvadır. Osmanlılar’da ise toplum ya­rarını kendi çıkarından üstün tutan, kanaatkar fakat müteşebbis insan tipi ideali­ze edilmiştir. Anadolu iktisadî hayatının ilk örgütleyicileri olan ahiler bu tipin müşahhas örnekleri olmuşlardır.

Osmanlı iktisat sistemi, kültürü sisteminin bir türevi olarak, talep yönlü de­ğil arz yönlüdür. Bu, hem insan hem de ekonomi için böyledir. Klasik Osmanlı zihniyetinde insan alıcı değil verici olmalıdır. Yani bencil değil diğergam (altrüist) bir insan tipi ön plandadır. Bu insan tipinin oluşmasında ahi zihniyetinin öne­mi belirgindir.

Klasik dönem Osmanlı zihniyetini belirleyen unsurların başında gelenekçi­lik gelir.2 Bu aslında İslâm’ın örf-adet ve istishâb anlayış ve uygulamasının bir uzantısıdır. Gelenekçilik geçmişin tecrübe birikimine sahip çıkmaktır. Bu yakla­şım Osmanlı sistemine yeni şartlara uyum ve esneklik özelliği vermiştir. Bunu hesaba kattığımızda Osmanlı sisteminin çok renkli,- çok dinli, çok kavimli bir sosyal teşkilatı nasıl asırlarca bir arada tuttuğunu, gerçek bir çoğulculuğu nasıl gerçekleştirdiğini anlayabiliyoruz. Yine bu şekilde mahalli geleneklerin belirlemesiyle birbirlerinden az-çok farklı iktisadî bölgeler oluşabilmiştir.

Geleneğin değerlendirilmesi onun ayıklanması anlamını da ihtiva eder. Ni­tekim sistem, merkezî-üniter devlet oluşturma örneğinde görüldüğü gibi, İslâmî eğilimlere uymayan bölünmeci eğilimleri esnek bir yaklaşımla eritme kudretini göstermiştir.

Sistem, tecrübe birikimini değerlendirerek en mükemmeli bulduğu kanaatin­dedir. Bu yüzden ‘Aydınlanma’ zihniyetinin getirdiği gelişmeci-ilerlemeci yakla­şım, klasik dönem Osmanlı zihniyetinde mevcut değildir. Buna göre değişme ge­nellikle bozulma yönünde olabilir ve bunun da çaresi kanûn-ı kadîme yani asıl sisteme dönüştür.

Sistem adalet ve refah ideallerini hareket noktası olarak alır. Bu yüzden dev­letin varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan gelir sağlama adalete dayanmalı­dır. Adaletin hedefi sosyal refahı sağlamaktır, devletin aldığı iktisadî kararlara gerekçe olarak ‘ibadullahın terfih-i ahvalleri’ yani sosyal refah gösterilir. Bu den­ge bozulduğunda yani devlet gelirlerini arttırma gereği ile adalet ve refah denge­si bozulduğunda bunalım onaya çıkmaktadır.

Yine zihniyet planında gelişme düşüncesi, gelenek düşüncesinin yerini al­mıştır. Ortaya çıkan meselelerin klasik uygulamaya yani kadime dönülerek çözü­lebileceği fikri gelenekçiliğin temelidir. Sistemin esnekliğini kaybetmesiyle be­liren yenileşme ihtiyacının kanûn-ı kadîme dönülerek giderilebileceği fikri,3 Tanzimat fermanında bile vardır.

Osmanlı toplum ve ekonomisinin kapitalist gelişmenin dışında olmasının en önemli göstergelerinden biri de yerli bir burjuva sınıfının olmayışı, büyük özel servetlerin engellenişi idi. Tanzimat, mal güvenliği gerekçesiyle böyle bir sosyal zümrenin doğuşunu desteklemiştir. Yine zihniyet planında gelişine düşüncesi, gelenek düşüncesinin yerini almıştır. Tanzimat görünüşte bir iç düzenleme ol­makla birlikte fiilen Batı’nın Osmanlı sistemini manipüle etme ve dolayısıyla et­kileyip kendi çıkarları açısından zararsız hale getirme hareketidir. Batılılar, Os­manlı devleti’nin kendi gücü ve araçları ile yenileşme ve ıslahatı başaramadıkla­rı gerekçesiyle, 1856 Islahat Fermanı ile, işi doğrudan üzerlerine alıp müdahale­lerini yoğunlaştırmışlardır.4 Böylece bir dünya devleti giderek etkisizleşerek küçük bir Doğu Akdeniz devleti haline gelmiş, hakim sistem kaybolarak bir baş­ka sistemin yani Kapitalizmin edilgen bir öğesi olmuştur.

Klasik dönemden Yenileşme dönemine doğru bir geçiş döneminden bahsedilebilir. 1718-1730 arasındaki Lale dönemini yenileşmeye hazırlık dönemi olarak görebiliriz. 1774 Küçük Kaynarca antlaşmasıyla da savaş alanlarındaki yenilgisi onaylanan sistem kesinlikle yenileşme arayışlarına girmiştir. Yenileşme dönemi dar anlamıyla nizâm-ı cedîd (1790-1826), II. Mahmut (1826-1839), Tanzimat (1839-1876) ve Meşrutiyet ve Batılılaşma (1876-1923) dönemlerine ayrılabilir.

Osmanlı sisteminde homo-economicusun somut şekli olan burjuva değil toplum yararını kendi çıkarından üstün tutan, kanaatkar fakat müteşebbis insan tipi idealize edilmiştir. Anadolu’da iktisadî hayatı örgütleyen ahiler bu tipin so­mut örnekleri olmuşlardır.

Sistem içerisinde toplum çıkarını kendi çıkarından üstün tutan insan tipi, za­man içerisinde zayıflasa da hayatiyetini sürdüregelmiştir. Hatta Tanzimat döne­minden beri bütün özlem ve çabalara rağmen Türkiye’de kapitalizmin muharrik gücü olan burjuva sınıfının oluşmamasının en önemli sebeplerinden biri de bu ol­malıdır.

Yenileşme ihtiyacı klasik sistemin özelliklerini kaybetmesiyle ortaya çık­mıştır.

YAZAR: PROF. DR. AHMEED TABAKOĞLU

———————————————————————————————————————————————–

(1) Sombart kapitalizmin Batı’ya sağladığı imkanları. ırklar ve milletleri yokeden, kıtaları ıssızlaştıran sömürgeciliğe bağlar. Bkz. See, 1970, 43; XVI. yüzyılın ilk yarısında İspanyol Cortez Aztek, Porte­kizli Pizarro İnka uygarlıklarını kısa sürede ‘her türlü zulüm ve alçaklık’Ia yok ettiler. Altın elde et­mek için Aztek ve İnkaların yokedilmeleri hakkında bkz. Cipolla, 2003a, 2-3; 2003b, 75. “Coğrafî ke­şiflerden sonra Avrupa devletleri açgözlükte ve barbarlıkta birbirleriyle yarıştılar”. Baharat ticâreti için Portekizliler, Hollandalılar, İngilizler, İspanyollar ve Fransızlar insanları fakir düşürdüler, köleleştirdiler ve kimilerinin de ‘kökünü kuruttular’: Dalby, 2004, 11.

(2) Bu konuda bkz.Genç, 1988-9.

(3) Nitekim XVIII. yüzyılın ilk yarısındaki iktisadî ve siyasî genişleme, kanûn-ı kadime dönüşün son ba­şarılı bir örneği olarak görülebilir. Oysa XVII. yüzyılın başlarından XVIII. yüzyıl ortalarına kadar ge­çen süre, özellikle Orta ve Güney, Avrupa toplumları için iktisadî bir durgunluk dönemidir. Bkz. Pa­muk, 1988, 15.

(4)  Engelhardt, 1328,218




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)