Facebook
RSS

Faiz için ileri sürülen gerekçelerden birisi ve en tutarlı gibi gözükeni, sermayenin üretken olup, onun bu üretkenlik karşılığında faiz gelirini hak ettiği iddiasıdır. Yani sermayenin kullanıldığı bir işin verimi, sermayesiz işin veriminden daha yüksek olacağı, dolayısıyla bu üretim artışının sermayeye faiz hakkını tanıyacağı iddia edilir.

Sermayenin üretime sebep olabileceği gerçeğine kimse karşı çıkamaz. Fakat sermayenin üretken olması, bu üretkenliğin her zaman kesin olarak gerçekleşeceği anlamına gelmediği gibi, onun ne miktarda gerçekleşeceği de önceden kestirilemez. Ayrıca, parayı ödünç alan kişinin de paradan kâr sağlayacağı kesin değildir; eğer borçlu bir tüccarsa zarar da edebilir; bu durumda, borçluya faizle ikinci bir kambur binmiş olacaktır. Buna karşılık, alacaklının faizi kesindir. Kaldı ki, faizli ekonomi faizi yalnızca tüccara yüklememekte, geçimini sağlayamadığından borç almak mecburiyetinde kalan fakire de yüklemektedir; bu ise, içtimâî hayat ve ahlâk açısından kabul edilebilir bir durum olmasa gerektir.

İkinci olarak, sermayenin üretkenliğinden dolayı faiz ödeniyorsa, üretkenliğin kendisi, belirli bir dönemde ve belli bir ülkede, sektöre bağlı olarak değiştiği için faizin de sürekli değişken olması gereklidir. Gerçi faiz oranları sık sık değiştirilir. Fakat değişiklik daha önceki borçlanmalara tesir etmediği için, vâki haksızlıkları ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla sermayenin üretkenliği, onun tabiî sonucu kabul edilen faizin önceden belirlenmiş bir oranda ödenme sebebini açıklamaktan uzaktır.

Yine, sermayenin emeğin verimliliğini artırdığı kabul edilmekle birlikte, emeksiz üretim yapılamayacağına göre, bu üretim artışında sermayenin payı baştan belirlenirken, emeğin payı neden belirlenmemekte ve bütün belirsizlik ve riskler emek üzerinde bırakılmaktadır?

Öte yandan, eğitim ve tedavi amaçlı krediler genellikle üretken sayılmadığı hâlde, genellikle bu tür krediler için de faiz ödenir. Sermayenin üretken olmadığı bu tüketim kredilerinde belirli bir faiz yüzdesinin ödenme sebebi, sermayenin üretkenliğiyle açıklanamamakta ve faiz teorileri bu sorulara cevap bulamamaktadır.

Faizdeki eşitsizliği gösteren bir başka benzetme yapmak gerekirse; faiz ahlâkı, dişi bir canlının erkeğiyle eşleşmesinden sonra mutlaka yavrulayacağına hükmedip, doğmamış bir yavruyu doğmuş gibi erkeğe tahsis ederken, dişiyi göz ardı edip, onu olmak ile olmamak arasında bırakır. Oysa akıl ve sağduyu, bu dişinin yavrulamama veya bir değil iki adet yavrulama yahut hiç yavrulamadan ölme gibi ihtimalleri göz önünde bulundurmayı ve ancak sonuca göre hüküm vermeyi gerektirir. Faiz mantığı, doğan yavru veya yavrularda ebeveynin ikisinin de hakkı ve vazifesi olduğu ve onu/onları birlikte sahiplenmeleri gerektiği anlayışını göz ardı eder. Şu hâlde, faiz mantığını, hem ahlâkî değerler, hem de akıl ve sağduyu açısından kabul etmek mümkün değildir.

Yazar: Prof. Dr. İsmail Özsoy




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)