Facebook
RSS

İslâm ekonomisinde devlet ikincil yapıda “Sosyal Denge” olarak kendisi göstermekte­dir. Bu yaklaşım elbette İslamda gelir dağılımını ve bu konuda devletin yaptırımını ortaya koymaktadır.

İslamda devletin halkı kendine tebaa olarak bendedip onlar üzerinde hüküm süren bir kuruluş olmadığını, halka hizmet götüren ve her bakımdan onun güvenliğini sağlayan ve onun refah ve mutluluğa erişmesi için gerekli şeyleri yapma vazifesini üstlenmiş bir kuru­luştur .

Burdan yola çıkarak “Sosyal Denge” veya “sosyal devlet” kavramlarının müslüman iç dünyası ve devletinin kendi bireyini eşit yaşam standartına kavuşturması için gayreti, devletin en tabii görevidir. Bu çerçevede servet hususunda fertler arası farklılığın olması nor­maldir. Meselâ bir araziyi vatan edip onu imar eden ve orada bir toplum meydana getiren, ilişkilerini de, “mülkiyetin kaynağı emektir” esasına göre ikame eden fertlerden hiçbirinin herhangi bir yolla diğerini sömürme girişiminde bulunmadığı bir toplum düşünelim. Kısa bir zaman sonra bu bireylerin: fikri ve bedeni hususiyetlerindeki farklılıklarına bağlı ola­rak servet hususunda da aralarında bir farklılık meydana gelecektir.

İslâmiyet, inanmakta olduğu iki gerçeğin bir ürünü olması hasebiyle bu farklılığı ka­bul eder. Sosyal denge ile çelişen bir taraf da görülmemektedir. Sosyal denge, toplum bireylerinin gelir seviyesi bakımından değil de geçim seviyesi bakımından eşit olmalıdır. Geçim seviyesi bakımından eşit olmak demek: toplum bireylerininelinde para bulunması, paranın, aralarında tedavülde olması ve bu tedavülün her ferde normal bir geçim seviyesi­ni bahşetmesidir. Yani bütün fertlerin geçim seviyesinin aynı derecede olmasıdır. Tabii bununla beraber geçim seviyesine etkide bulunacak olan gelir seviyesi dahilinde de dere­ce farklılıkları olacaktır. Ama bu, bir derece farklılığıdır. Kapitalist toplumda geçim sevi­yeleri arasında mevcut olan korkunç derecedeki çelişkiler gibi külli bir çelişki değildir. (1) Bu geçim derecesi insanın hayatını devam ettirebilmesi için zaruri ihtiyaçların temi­nidir.

İslâm israfı haram kılarak üst düzeydeki geçimi kısıtlamış; düşük seviyedeki bir ge­çimle hayatlarını sürdüren fertlerin geçim seviyelerini yüksekmiş ve bu hedefi gerçekleş­tirmek için kendi açısından emeği ortaya koymuştur.

Bu görüşler ışığında gündeme adil bir dağılım gelmektedir. Öyleyse bu nasıl olacak­tır.

Servetin geniş kitlelere yayılmasında izlenebilecek iki yol vardır:

a) Zenginlerin elin­deki servetleri tümüyle herkese eşit veya ihtiyacına göre bölüştürmek,

b) Zenginlere ait mal ve kazançların belli sürelerde belli miktarlarını alıp bununla devlet hizmetlerini görmek ve sosyal güvenliği gerçekleştirmektir.

Bunlardan birincisi kişi hak ve hürriyetlerine tamamıyla zıt olduğu için islâm tarafından reddedilmiş ve ikinci ise bir kaide olarak bu dinde yerini almış ve kanunlarla düzenlenmiştir. (2) İşte bu genel yaklaşım sosyal den­gede iki boyutu gündeme getirmiştir.

1-Sabit vergilerin farz kılınması

2-Kamu maliyesinin oluşumu.

1– Sabit vergilerin farz kılınması:

Bu vergi zekat ve ganimetlerin beşte biridir. Bu mali vergiler, sırf temel ihtiyaçları karşılamak için değil, aynı zamanda yoksulluğu Önlemek, İslâmi kavramıyla sosyal den­geyi gerçekleştirmek amacıyla da düşük seviyedeki vatandaşların geçimlerini üst seviyedekilerin geçimlerine eşit kılmak için vazolunmuşlardır. (3)

İslâmda devlet, tahsil ettiği vergilerle halka hizmet ve yardım götürmek zorundadır. Bunun için de devletin kapısı, ona ihtiyaç duyanlar için her an açık bulundurulacak ve devlet hiçbir zaman kapalı kapılar arkasında saklanmış bir güç olmayacaktır. Bu hususta Hz. Peygamberin devlet başkanlarına yaptığı uyan şudur “Kapısını ihtiyacı olan ve yoksul bulunanlara kapatan devlet başkanlarına muhakkak Allah da göklerin kapılarını kapatır.” ve bir başka ifadesinde de “Hepiniz çobansınız ve idareniz altındakilerden sorumlusunuz. İnsanların idaresini üzerine alan devlet başkanı, onların çobanıdır ve idare ettiklerinden sorumludur.” diyerek devletin “sosyal denge” yönünü ortaya koymuştur. (İki hadis de Müslim’de geçmektedir.)

Bu maddenin en fazla üzerinde durulması gereken bölümü “zekat”la ilgilidir. Ancak ilerideki bölümlerde zekat konusu üzerinde uzunca duracağımızdan burada sadece zekat kavramını ifade ederek geçiyoruz.

2-Kamu maliyesinin oluşumu:

Sosyal dengeyi sağlamak için İslâm, sırf sabit vergiler koymakla yetinmemiş, aynı zamanda bu amaç uğrunda devleti de, kamu sektörü alanında çalışmalar yapmak sorumluluğu altına almıştır. Bu konuda Halife Hz. Ömer Azerbeycan valisine gönderdiği yazısın­da “Ey Utbe b. Ferkadî Senin yanında bulunan mal ne senin, ne babanın, ne de ana­nın yorulması suretiyle kazanılmış bir mal değildir. Kendini evinde ne şekilde doyu­rursan müslümanları da meskenlerinde aynı ölçüde doyur ve israfa dalmaktan şid­detle kaçın.” (4) Böylece peygamberin o güzide halifesi İslâmi devletin toplumsal gö­revini yani devlet sosyal denge ilkesini ortaya koymuştur.

Böylece bireysel ve toplumsal denge İslâmi devlette ekonomik düzlemde gerçekleş­miş oluyor.

YAZAR: M.TEVFİK GÖKSU

—————————————————————————————————————————————-

(1)ES-SADR a.s.e. C: 2 S: 331

(2)Dr. Celâl YENİÇERİ “İslâmda Devlet Bütçesi” Şamil Yayınevi – İST – 1984 S: 365

(3)ES-SADR – a.g.e. C: 2 S: 334

(4)YENİÇERİ (İslâmda devlet bütçesi” a.e.e. S: 361




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)