Facebook
RSS

Mülkiyetin sözlük anlamı, bir şeyi ele geçirme ve onun üzerinde tek başına söz sahibi olma demektir.[1] İslam hukukçuları mülkiyetin terim manası hakkında çeşitli tarifler yapmışlardır. Bir şeyin mülkiyeti sözünden, o şey üzerinde – sahibinin vekâlet vermesi gibi bir sebep bulunmadıkça- sahibinden başkasının intifa ve tasarrufuna mani olucu özellikte bir  -sırf kendisine- aidiyet ve hakkında tek başına söz sahibi olma yetki ve iktidarı anlaşılır.

Karafi’nin tarifi: “Mülkiyet, ayn veya menfaatte itibar edilen ve izafe edildiği şahsa mülkten yararlanma (intifa’) ve feragat ettiği takdirde karşılığını (ivaz) alma imkânını veren hukuki (şer’î) hüküm veya hukuki vasıftan ibarettir.”

Tehzibü’l-Furuk’dan nakledilen tarif: “Mülkiyet, insanın doğrudan doğruya veya vekili vasıtasıyla ayn veya menfaatten yararlanma, feragat ettiği takdirde karşılığını alma yetki ve iktidarıdır.”

Sadru’ş-şeri’a’ya ait Vikaye’den nakledilen tarif: “Mülkiyet, insan ile şey arasında hukuki bir ilişkidir ki, kişiye o şeyde mutlak tasarruf ve başkalarını o şeyde tasarruftan men, yetki ve iktidarını bahşeder.”[2]

İslam Ekonomisinde herkes emek verip ürettiği şeye sahip olur. Kadın erkek, bütün üreticiler emeklerinin karşılığını hiç eksik ve noksan yapmadan tastamam alırlar. [3] Bu hususta Kuran-ı Kerim’de pek çok ayet vardır. Söylediklerimize örnek olmak üzere birkaç tanesini yazalım. “Gerçekten sizin çalışmanız çeşit çeşittir.”[4] “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. Emeği yakında görülecek ve sonra karşılığı ona tastamam verilecektir.”[5] “Herkesin yaptıkları şeylerden derece derece hakları vardır. Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam verir; kendilerine hiç haksızlık edilmez.”[6] “Kim inanmış olarak faydalı işler yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez.”[7] “Elbette biz işi güzel yapanların ücretlerini kaybetmeyiz.”[8]

Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeylere göz dikmeyin. Erkeklere de çalışıp kazandıklarından bir hisse var, kadınlara da çalışıp kazandıklarından bir hisse vardır.”

İslam Ekonomisinde mülkiyet anlayışı ne bireyci kapitalist ve ne de toplumcu komünist mülkiyet anlayışına benzer. İslam fert ile devleti ve birey ile toplumu terazinin kefeleri gibi dengede tutup her ikisine de aynı derecede değer verdiği için hem kapitalist ve hem de komünist ekonomiden ayrılır. Kapitalistler ferde sonsuz mülkiyet hakkı tanırken, komünistler bu hakkı bireyden tamamen alıp topluma ve devlete vermişlerdir. Böylece bu iki sistemin mülkiyet felsefesinde zıt iki kutup meydana gelmektedir. Birisi mülkiyete sonsuz hak tanırken diğeri hiç tanımamaktadır. İslam ise ferde bir taraftan mülkiyet hakkını tanırken diğer taraftan mecburi vergide zekât esasları ve ihtiyari yardımlarda sadakalar ile ve hatta tüketimdeki israf yasağı ile toplumun hissesini de teminat altına almıştır.[9]

Burada M.A. Mannan’ın kitabına aldığı Hrold Laski’nin düşüncelerine yer vermek faydalı olacaktır: “Bu günkü kapitalist üretim sistemi her açıdan eleştiriye açıktır. Psikolojik olarak yetersizdir. Kapitalist üretim düzeni, birçoklarını, hayatı gerçekten zenginleştiren nitelikleri kendinde göstermekten yoksun bırakmaktadır. Ahlaki yönden yetersizdir; çünkü kişiye hiçbir şey yapmadan kazanma hakkını vermektedir. Bunun sosyal değerlerle ilişik hiç bir yanı yoktur. Bu hak toplumun bir bölümünü asalak yapmakta ve şerefli bir yaşam sürmekten onları yoksun bırakmaktadır. Üretime üretici olarak katılmayanların insanca yaşamalarına olanak hazırlayacak olan gerekli şartları sağlamakta, servet dağılımındaki ilke ve uygulamasıyla başarısızlığa düştüğü için, ekonomik yönden de yetersizdir.”[10]

Dr. Ahmet Şelebi “İslam Düşüncesinde Siyaset ve İktisat” adı altında yazmış olduğu eserinde İslam Ekonomisinin esaslarından bahsederken bu esaslardan birisinin de özel mülkiyeti tanımak olduğunu ifade etmektedir. Şelebi, İslam’ın meşru yoldan elde edilmiş mallar için mülkiyet hakkını tanırken malı kazanmanın biri emek diğeri ise miras olmak üzere iki yolu bulunduğunu söylemektedir. Çalışan bir kimsenin çalışmasının ürününe sahip olması kadar doğal bir şey olamaz. İslam çalışmayı teşvik etmiş ve bunun sonucu olarak da işçiye emeğinin karşılığı olan ücreti almayı da mübah kılıp izin vermiştir.[11]

Konu ile ilgili olarak Kuran-ı Kerim’den şu ayetleri delil olarak göstermektedir: “Cuma namazı kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfünden (nasibinizi) arayın.”[12]”O size yeryüzünü boyun eğer kıldı. Haydi, onun omuzlarında yürüyün ve Allah’ın verdiği rızıklardan yiyin.”[13] “Allah’ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma.”[14] “Bir kısım insanlar yeryüzünde dolaşıp Allah’ın ihsan ettiği nimetlerden ararken diğerleri de Allah yolunda savaşırlar.”[15]

Çalışıp üretmenin ve emek harcayarak kazanmanın insan için çok hayırlı bir iş olduğunu ifade eden Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Hiç kimse, el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.”[16]

İslam’ın özel mülkiyeti tanıdığı ve sadece tanımakla kalmayıp onun dokunulmazlığını ilan ederek aynı zamanda onu koruduğunu hadislerden de öğrenmekteyiz. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ey insanlar! Canlarınız, mallarınız ve namuslarınız kutsaldır- dokunulmazdır ve her türlü tecavüzden korunmuştur”[17] buyurmuşlardır. Bu hususlarda rivayet edilen daha pek çok hadisler mevcuttur. Onların hepsini buraya alıp da konuyu şişirmek istemiyoruz. Ancak arzu edenler ilgili yerlere bakıp faydalanabilirler.

YAZAR:PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

——————————————————

[1] Lisanü’l-Arab, m-l-k maddesi.

[2]  Bkz. Fahri Demir, İslam Hukukunda Mülkiyet, s. 102-103. 142- Bkz. Mehmet Faysal Gökalp-Güngör Turan, İslam Toplumunun Ekonomik Yapısı, Başak Ofset, İstanbul-1993, s. 47.

[3]  Leyi 92/4.

[4]  Necm 53/39-41.

[5]  Ahkaf 46/19.

[6]  Enbiya 21/94.

[7]  Kehf 18/30.

[8]  Nisa 4/32.

[9]  Bkz. M. A. Mannan, İslam Ekonomisi, Çev: Bahri Zengin, Özdemir Basımevi, İstanbul-1973, s. 137.

[10]  M. A. Mannan, a.g.e., s. 138.

[11]Ahmet Şelebi, es-Siyaset’ü ve’l-İktisadü Fi’t-Tefkiri’l-İslami, Matbaatü Lecneti’t-Te’lif ve’t-Terceme ve’n-Neşr, Kahire-1964, s. 179.

[12]  Cuma 62/11.

[13]  Mülk 67/15.

[14]  Kasas 28/77.

[15]  Müzzemmil 73/20.

[16]  Buhari, Büyu, 15; İbn Mace, Ticarat, 1; Nesai, Büyu, 1.

[17]  Bkz. Müslim, İmaret, 36; İbn Mace, Menasik, 84; Tirmizi, Cihad, 28; Ebu Davud, Menasik, 67.




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)