Facebook
RSS

İnsan muhtaç olduğu malları tabiatta tüketime elverişli bir şekilde hazır bulmaz. Pınar suları gibi içmeye elverişli temiz su bulunsa bile bunları hem taşıma mecburiyeti vardır ve hem de böyle hazır olan malların çeşidi tabiatta çok azdır. Onun için insanoğlu çalışmak, üretmek ve malların evsafını değiştirip tüketilebilir hale getirmek zorundadır. Bu sebeple üretimi şöyle tarif ederler: “Herhangi bir şeyin miktarında veya faydasında bir çoğaltma yapmak için insan emeği ile tabii kuvvetler birleştirilirse buna iktisat dilinde üretim adı verilir.”[1]

Üretim, iktisadi faydayı, yani insan ihtiyaçlarını tatmin etme kabiliyetini artıran her türlü faaliyettir, şeklinde de tarif edilmiştir. Bu bakımdan üretim, fayda yaratmak şeklinde de tanımlanabilir. Fayda kavramı içine hem hizmet faydası, hem de mal faydası girmektedir.[2]

İktisatçılar üretimi bu şekilde tarif ediyorlar. Bu tarifin doğru veya yanlış olduğunu söylemek istemiyoruz. Ancak bunun yeterli olmayıp eksik olduğunu ifade etmekte fayda vardır. Çünkü üretim ve tüketim meselesinde insanın kâinatla olan irtibatını tevhid ilkesine bağlı kalarak bir kül halinde mütalaa etmek gerekir. Onun için üretimde eşyaya bakış, dünya görüşü ve tabiat fikrinin önemli bir yeri vardır.

İslam Ekonomisinde kâinat ve tabiatın sahibi Allah’tır.[3] Kâinatı yaratan Allah, insanı bu varlık âleminin bir cüzü ve bir parçası yapmış[4] ve onu yaratıkların en üstünü ve en şereflisi kılmıştır.[5] İnsanı yeryüzünde kendisine halife tayin etmiştir.[6] Bu sebeple bütün varlık âlemini gece ile gündüzü;[7] güneş ile ayı,[8] denizleri ve ırmakları[9] ve hatta bütün göklerde olanları ve yeryüzünde bulunanları onun emrine amade kılmıştır.[10] Böylece Allah bu varlıkları insanlar için musahhar kıldığını beyan buyurmaktadır. Bu musahhar kelimesi Arapçada bedelsiz ve karşılıksız, meccanen çalışmak ve üretim yapmak demektir. Şu halde bütün kâinat canlı ve cansız tüm varlıklar insanoğlu için üretim yapmaktadırlar. Neticede insan tabiatın kendisi için ürettiği mallara emeğini katarak ihtiyaçlarını temin etmektedir. Zaten Alusi’nin dediği gibi insanın yeryüzündeki hilafet görevi yeryüzünü imar etmek, kendi neslini devam ettirmek ve insan, hayvan ve bitki tüm varlıklar arasında Allah’ın emirlerini uygulamaktan ibarettir.[11]

Emek harcama çalışıp kazanma ve üretim yapma İslam ekonomisinde ibadet kabul edilmiştir. Bu konuda ayette “Ey Muhammed de ki: Çalışınız! Çalışmalarınızı muhakkak Allah, Resulü ve müminler görüp değerlendireceklerdir.”[12]”Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi işler yaparsa biz ona dünyada refah bir hayat yaşatırız ve onlara ücretlerini yaptıklarının en güzelinden öderiz.”[13] buyrulmaktadır.

Az önce ay, güneş; göklerin ve yerin gece ile gündüzün insan için üretime katıldıklarını söylemiştik. Bu konuda da Kuran’da şu ayetleri örnek olarak sunmak istiyoruz: “O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökyüzünden su indirdi ve bu su ile size besin olarak çeşitli meyveler bitirdi. Buyruğuyla denizde akıp gitmesi için gemileri emrinize verdi; ırmakları musahhar kıldı. Güneş ile ayı devamlı olarak sizin (için üretim ) hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize amade kıldı. Ve kendisinden istediğiniz her şeyden size bir parça verdi. Eğer Allah’ın verdiği nimetlerini saymaya kalksanız buna gücünüz yetmez. Doğrusu insan zalim ve nankördür.”[14] Görmediniz mi!? Allah göklerde olanları ve yerde bulunanları sizin hizmetinize verdi ve zahir ve batın (dış ve iç; görünen ve görünmeyen; bildiğiniz ve bilmediğiniz) nimetlerini size eksiksiz yaptı.”[15]

Dünden bugüne üretim biçimi değişmiş; tabiata ve tabiliğe daha yakın olan, toprağın hâkim merkez teşkil ettiği tarım toplumlarında kol gücü ve hayvan gücü kullanılırken sanayi toplumunda bunun yerini makine ve motor gücü almıştır. Fakat sanayi toplumlarının eksikliği, merkezi devletler çok güçlenince planlama, gümrük, üretim izin belgesi, ithalat ve ihracat müsaadesi gibi kısıtlamalar yüzünden üreticinin üretim özgürlüğünün elinden alınması olmuştur. Zaten sanayi toplumu makinede gösterdiği mahareti insanda gösterememiş, makineye verdiği özgürlüğü insana verememiş, insanı makineye mahkûm etmiştir. İşte bu yüzden hukuk ekonomi, ekonomi ahlak, ekonomi din, din ve bilim arasında bir ahenk meydana getirememiş, aksine barış yerine savaş çıkarmıştır.

YAZAR:PROF. DR. OSMAN ESKİCİOĞLU

——————————————————————————————

[1] Şükrü Baban, a.g.e. s, 20

[2] Ali Özgüven, Ak İktisat Ansiklopedisi, Üretim Mad.

[3] Bkz. Bakara 2/107; Al-i İmran 3/189; Maide 5/17.

[4] Bkz. Mahmut Ebussuud, İslami İktisadın Esasları, Çev: Ali Özek, Fatih Matbaası, İstanbul-1969, s. 80.

[5] İsra 17/70; Teğabün 64/3; Tin 95/4.

[6] Bakara 2/30.

[7] İbrahim 14/33; Nahl 16/12.

[8] Ra’d 13/2; İbrahim 14/33.

[9] İbrahim 14/32; Casiye 45/12.

[10] Lokman 31/20; Casiye 45/13.

[11] Şihabüddin Mahmut el-Alusi,Ruhu’l-Meani Beyrut, T.Y. I, 220. Krş. Muhammed b. Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan, Mısır-1964,1, 199-200.

[12] Tevbe 9/105.

[13] Nahl 16/97. 138 İbrahim 14/32-34.

[14] Lokman 31/20.

[15] Lisanü’l-Arab, m-l-k maddesi.

[16] Bkz. Fahri Demir, İslam Hukukunda Mülkiyet, s. 102-103.




coded by nessus

Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)