Facebook
RSS

Zekât sözlükte; bereket, temizlik, üreme, çoğalma ve övme anlamına gelir. Bir fıkıh terimi olarak şöyle tarif edilir: Para, altın ve gümüş ile belli mal çeşitlerinin belirli bir bölümünü, Allahü Teâlâ’nın belirlediğibir kısım müslümanlara zekât niyetiyle mülk olarak vermektir. Zekâta, müminlerin Yüce Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlerinden dolayı “sadaka” da denilmiştir. Bununla birlikte sadaka kelimesi zekâttan daha geniş anlamlı olup, vâcip ve nâfile kabilinden olan bağışları da kapsamına alır.

 Zekâtın tarım ürünlerinden alınan çeşidine “öşür” denir. Farz olma ve verilecek yerler yönüyle zekâtla öşür arasında bir fark yoktur. Zekât zenginle yoksulu birbirine yaklaştırır, aradaki sevgi ve saygı bağlarını güçlendirir. Geliri bulunmayıp, çalışmaktan âciz olanlara normal bir hayat sürme imkânı sağlar. Zengini cimrilikten korur, cömert ve eli açık yapar. Zekât malı azaltmaz, aksine bereketlendirir ve arttırır. Meyve ağaçlarında ve üzüm bağlarındaki yoz filiz ve dalları budamak gibidir.

 Zekât, Hicretin ikinci yılının Şevval ayında Ramazan ourucu ve fitreden sonra farz kılınmıştır. Zekâtın farz oluşu Kitap, sünnet ve icmâ’ delillerine dayanır. Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi sekizi namazla birlikte olmak üzere otuz iki yerde zekât emri bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli âyetlerde “infâk” emri zekâtı da kapsar.

 Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Namazı kılın, zekâtı verin.” [1] “Müminlerin mallarından zekât al ki onları temizleyip mallarını çoğaltasın.” [2] “Hasat günü ürünün hakkını ödeyin.” [3] Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İslâm beş temel üzerine kurulmuştur: Bunlardan biri de zekât vermektir.” [4]  Diğer yandan Allah’ın elçisi, Muaz İbn Cebel (r.a)’i Yemen’e vâli olarak gönderirken şu talimâtı vermiştir: “Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine zekâtı farz kılmıştır. Zekâtı oranın zenginlerinden al, yoksullarına ver.” [5]

 Zekât kimlere farzdır?

1) Mükellef olmak. Zekât, namaz gibi bir ibadet olup verecek kimsenin müslüman, hür, akıllı ve ergin olması gerekir. Buna göre gayri müslimler, akıl hastası ve çocuklar namazla yükümlü olmadıkları gibi zekâtla da yükümlü olmazlar. Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, zekât mala bağlı bir yükümlülük olup, akrabalık nafakasında olduğu gibi, malın sahibinde ehliyet şartları aranmaksızın gerekli olur ve bunu ehliyetsizin veli veya vasisi verir.

 2) Nisap miktarı mala sahip olmak. Temel ihtiyaçlardan ve borçtan başka nisap miktarı veya daha fazla bir mala sahip olmak gerekir. Zekât dışı tutulan temel ihtiyaçlar şunlardır: Mesken olarak oturulan ev, evin eşyası, giysiler, binit aracı, mesleği ifa amacıyla kullanılan kütüphane, iş âletleri, üretim için kullanılan makine, tezgâh, fabrika vb. aletler, yine kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin bir aylık- daha sağlam görülen başka bir görüşe göre bir yıllık- mutat harcamaları zekâttan muaftır.

 Belirtilen temel ihtiyaç maddelerinin dışında borçlar da düşüldükten sonra geride kalan para, döviz ve benzeri veya ticaret malı niteliğinde 96 gram altın tutarından daha çok mal bulunur ve bunun üzerinden bir yıl da geçmiş olursa, kişi zekât yükümlüsü olur. Yıl içindeki azalma veya çoğalmalar dikkate alınmaz.

Nakit para, altın- gümüş ve ticaret mallarının zekâtı:

1) Para çeşidinin zekâtı: Nakit para, altın, gümüş, döviz gibi değerleri olan bir aile reisi, bir aylık veya bir yıllık mutat aile masraflarını ve borçlarını düşüp, kesin alacaklarını ekledikten sonra elinde 96 gr. altın değerinden daha fazla meblağ kalır ve üzerinden de bir yıl geçmiş bulunursa yüzde iki buçuk üzerinden zekât vermesi gerekir.

 2) Ticaret mallarının zekatı: Alıp satmak amacıyla elde bulunan mallara ticaret malı (urûz) denir. Bu amaçla elde bulunan tüm iplik ve tekstil ürünleri, gıda maddeleri, temizlik malzeme ve deterjanları, konfeksiyon ürünleri, market ve süpermarketlerde satılan meşru bütün mallar, acenta, distribütör ve galericilerin ellerinde kendi mülkiyetlerinde bulunan araçlar, yedek parça ve benzeri ürünleri satanlar zengin olarak üzerlerinden bir yıl geçince, sözü edilen ticaret mallarının ve ellerindeki nakit paranın yüzde iki buçuğu zekât olarak tahakkuk eder. Bu zekâtı mal olarak verebilecekleri gibi, peşin bedeli üzerinden hesap çıkarmak suretiyle para karşılıklarını da verebilirler. O yıl zarar etseler bile ellerinde kalan mal, nisabın üzerinde olduğu sürece zekâtını hesaplayıp vermek gerekir. Buna göre zekât kârdan değil sermayenin bütünü dikkate alınarak verilir.

Komisyon usûlü çalışan emlakçı, galerici, kabz-ı mal gibi esnaf yıllık geliri üzerinden zengin durumunda ise yine %2,5 zekâta tabi olur. Ancak sermaye ile emlâk veya müteahhitlik işi yapanlar kendi mülkiyetine aldıkları arsa, daire, dükkân vb. yerleri satışa arzetmiş durumda oldukları takdirde, bunlar da ticaret malı sayılır ve kıymeti üzerinden %2,5 zekâta tabil olur.

Kirada olan daire, dükkân, arsa, işyeri, depo vb. akarlar veya otomobil, kamyon, tır, uçak, gemi vb. taşınırlar ise kira geliri üzerinden yıl sonunda elde ne kalırsa, bunun %2,5’u üzerinden zekâta tâbi olur.

 3) Fabrika ve sanayi kuruluşlarının zekâtı: Sanayi kuruluşlarının sermayesini ikiye ayırmak gerekir:

a)Sâbit sermaye; kapalı alan, makineler, servis aracı, lojman vb. tesis ve ekipmanlar mesleği ifaya yarayan bölüm olup zekâttan muaftır.

b) Döner sermaye; kuruluşun nakit para kaynakları, alacak ve borçları, hammadde ve üretilmiş malları döner sermayeyi oluşturur. Yalnız bu kısım %2,5 tan zekâta tabidir. Meselâ; bütün mal varlığı yüz milyon ABD Doları olan bir sanayi kuruluşunda sâbit sermaye kısmı %50 olsa, geri kalan 50 milyon Dolar döner sermayenin toplam 1, 125 milyon Dolar zekâtı olur. Şirketlerde zekât her ortağın, şirket dışı mal varlığını da dikkate alarak kendisi tarafından verilmesi esastır.Ancak şirket ana sözleşmesiyle veya sonradan şirket yönetimine zekâtı hesaplayıp ehline verme yetkisi tanınmışsa yönetim kurulunun zekât niyetiyle yapacağı yardımlarla ortakların zekâtı verilmiş olur.

 4) Hisse senetlerinin zekâtı: Bir şirketin sâbit ve döner sermaye oranları belli olunca, bu rakamın hisse senedi sayısına bölünmesi ile, hissenin o yıl zekât matrahı ortaya çıkmış olur. Yukarıdaki örnekte 100 milyon Dolar mal varlığı olan şirkette, %50’i sâbit sermaye olunca, hisse senedi reel değerinin de yalnız %50’si %2,5 üzerinden zekâta tâbi olacaktır. Sâbit sermaye kimi sanayi kuruluşlarında %90’a çıkarken, süpermarketlerde %10 hatta %5’lere kadar düşebilir. Böyle bir ortaklığa ait hisse senedinde sâbit sermayeyi düşme oranı da düşük olacaktır. Günümüzde hisse senedi değerlerinde bu anlamda bir çalışma yapılması ve zekât yükümlüsünün bu konuda bilgilendirilmesi hakkı vardır.

Tarım ürünlerinin zekâtı (öşür)

Öşür arazilerinden elde edilen tarım ürünlerinden zekâtın farz olması Kitap, sünnet ve icmâ delillerine dayanır. Alllahü Teâlâ şöyle buyurur: “Hasat günü ürünün hakkını, zekâtını verin.” [6] İbn Abbas, bu âyetteki “hakkahû” sözcüğünün zekât  anlamında olarak, öşür (onda bir) veya yarı öşür (yirmide bir)’i ifade ettiğini söylemiştir. “Ey imân edenler ! Kazandıklarınızın helal olanından ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin.” [7] Zekâta “nafaka” denildiği gibi, çeşitli âyetlerde “infak etmek” zekât vermek anlamında kullanılmıştır. [8] Hz. Peygamber (s.a.s) de şöyle buyurmuştur: “Yağmur veya kaynak suyu ile sulanan veya kendiliğinden sulak olan yerlerin ürünlerinden onda bir (öşür), hayvan gücü veya taşıma su ile sulanan topraklardan ise yirmide bir zekât gerekir.” [9] “Irmaklar veya yağmur sularınn suladığı topraklardan öşür, develer yardımıyla sulanan topraklardan yirmide bir zekât vermek gerekir.” [10]

 Tarım ürünlerinden öşür vermenin şartları:

Tarım ürünlerinden öşür yükümlüsü sayılmak için akıllı olmak veya erginlik çağına girmiş bulunmak gerekmez. Buna göre çocukların veya akıl hastası olanların öşür toprakları için de zekât gerekir. Ayrıca toprağın “öşür arazisi” olması ve topraktan ürün elde edilmesi şarttır. Başlangıçta gayri müslimlere bırakılan harac arazisi ile, İslâm toplumu için alıkonulan “miri araziler” için kira bedeli niteliğindeki harac veya vergi yeterli olur. Anadolu ve Rumeli toprakları başlangıçta büyük ölçüde “miri arazi” statüsünde iken daha sonra satılıp tapu ile temlik etme ve sahipsiz toprakların izinli veya izinsiz “ihyâ” edilmesi sonucunda geniş topraklar şahısların mülkü haline gelmiştir. “Sırf mülk arazi” denilen bu topraklar da öşür arazisi niteliğinde olup zekâta tâbidir.

 Ebû Hanîfe’ye göre; tarım ürünlerinin zekâtında nisap aranmaz. Topraktan insan gücü ile ekilip biçilen her çeşit üründen, sebze ve meyvelerden, azından da çoğundan da üretici zekâtı gerekir. Buğday, arpa, pirinç, baklagiller, karpuz, domates, biber, kavun, karpuz, hurma, şeftali, armut, üzüm ve benzeri yaş veya kuru ürünler böyledir. Bunun için bir yıl geçmesi de gerekmez. Yılda çift ürün alana çift öşür gerekir. Dayandığı delil: “Sizin için yerden çıkardıklarımızdan verin.” [11] âyetinin mutlak anlamıdır.

Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise, tarım ürünlerinde nisap yaklaşık bir ton (beş vesk) olup, bundan daha az olan ürün çeşitlerinde öşür gerekmez. Ayrıca öşür gerekmesi için, ürünün bir yıl kadar dayanabilecek nitelikte olması gereklidir. Buna göre yaş sebze ve meyve türlerine öşür gerekmez. Ancak günümüzde soğuk hava deposu, şoklama, konserve ve nofraz gibi uygulamalarla yaş sebze ve meyvelerin dayanma süresinin uzatıldığı da dikkate alınmalıdır.

 Tarım ürünlerinden öşür verirken yıl içinde yapılan masraflar dikkate alınmaz. Bu masraflar toprak sahibine ait olan %90 veya %80 üründen karşılanmış olmalıdır.

Kiraya verilen toprağın öşrü Ebû Hanîfe’ye göre toprak sahibine, çoğunluk fakihlere göre ise kiracıya aittir. Sonraki Hanefî fakihleri bu konuda çoğunluğun görüşü ile fetva vermişlerdir.[12] Ancak bu durumda toprak sahibinin öşrün verilmesini sağlayacak önlemleri alması gerekir.

 Hayvan ve madenlerin zekâtı:

Koyun ve keçi türünün nisabı 40, yılın yarıdan çoğunu mer’ada otlayan (sâime) sığır türünün 30 ve develerin nisabı beş’tir. Bunun üzerindekilere belli sayı artışına göre zekât gerekir. Eriyip kalıba dökülebilen maden türlerinde beşte bir üretici zekâtı gerekir. Bunlar Hanefilere göre “ganimet hükmünde” olup, ganimetin beşte birinin verileceği yerlere verilir. Delil şu âyettir: “Biliniz ki, ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah’ın, Rasûlü’nün ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcunundur.”[13] Hadis: “Rikâzda (define ve maden) beşte bir zekât vardır.”[14] “Rikâz”, Allah ya da kulları tarafından toprak altına yerleştirilen maden veya değerli şeylerdir.

YAZAR: Prof. Dr. Hamdi Döndüren

KAYNAK: ALTINOLUK DERGİSİ 2000 – Aralik, Sayı: 178, Sayfa: 039

————————

1. Bakara, 2/ 43.

2. Tevbe, 9/ 103.

3. En’âm, 6/ 141.

4. Buhârî, İmân, 1, 2; Müslim, İmân, 19-22; Tirmizî, İmân, 3; Nesâî, İmân, 13.

5. Buhârî, Zekât, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 48; İbn Mâce, Zekât, 1.

6. En’âm, 6/ 31.

7. Bakara, 2/ 267.

8. bk. Tevbe, 9/ 34.

9. Buhârî, Zekât, 55; Müslim, Zekât, 8; Ebû Dâvud, Zekât, 5, 12; Tirmizî, Zekât, 14; Nesâî, Zekât, 25. 10. Tirmizî, Zekât, 14; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV, 139.

11. Bakara, 2/ 267.

12. Kâsânî, Bedâyi’, II, 56; İbn Kudâme, Muğnî, II, 728.

13. Enfâl, 8/ 41.




Sitemize yeni eklenen makale ve içeriklerden haberdar edilmek ister misiniz? E-mail adresinizi sistemimize kaydedin, sizi haberdar edelim. (Lütfen geçerli ve sürekli kullandığınız e-mail adresinizi kaydediniz.)